İsrail'in Nabzı

İran, İsrail için niçin önemli bir koz

By
p
Article Summary
Orta Doğu’da İran’dan korkan Arap ve Müslüman liderlerin sayısı artarken İsrail’i İran tehdidine karşı tek çare olarak görenlerin sayısı da artıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Son on yılda İsrail’de Yahudi devletinin en büyük düşmanları arasında İran’ın ilk sırayı aldığına ilişkin bir görüş birliği var. İsrail “İran tehdidi”ni ülkenin geleceği için tek varoluşsal tehlike addediyor. Tahran, güvenlikle ilgili tüm konularda yegane stratejik tehdit olarak öne çıkıyor. İran’ın nükleer programı doğrudan bir tehlike teşkil ederken, Orta Doğu’daki etkinliğini artırması, güneydeki Basra Körfezi’nden kuzeye, Suriye’nin Lazkiye limanına kadar uzanan Şii ekseni kitlesel bir tehdit olarak görülüyor.

Hepsinden önemlisi, Hamas, İslami Cihat ve Hizbullah’ın başlıca velinimeti olarak İsrail’e karşı terörü destekleyen tek ülke İran. İran’ın İsrail’i “küçük şeytan” olarak tanımladığı bir ortamda, Tahan’ın da İsrail için “büyük şeytan” olduğu kesin.

Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. İran böyle bir ortamda İsrail’in aynı zamanda en büyük kozu da. Hem de bu abartısız bir gerçek. İsrail ile diplomatik ilişkiye sahip olmadığı Arap ve Müslüman devletler arasındaki gizli temasların son aylarda görülmemiş ölçüde artması da bunun bir kanıtı. İsrail ile birçok Sünni devlet arasında gelişen bu romantizm yavaş yavaş aleniyet bile kazanıyor. Ve bu İran “sayesinde” gerçekleşiyor. Zira İran’ın batıya doğru genişlemesi ve Şii tehdidi birçok bölge lideri için büyük bir endişe kaynağına dönüşmüş durumda. İsrail de büyüyen “Fars İmparatorluğu” ve bölgede artan Şii etkinliğine karşı tek çare olarak görülüyor.

Başbakan Benjamin Netanyahu ise Mossad Başkanı Yossi Cohen ve güvenlik danışmanı Meir Ben Shabbat’ın aktif yardımlarıyla mevcut şartların ortaya çıkardığı bu kozu, İsrail’in bölgesel savunma alanındaki konumunu güçlendirmek ve İran’dan korkan tüm tarafları bir mıknatıs gibi çekmek için lehine kullanmayı başarıyor. Örneğin, Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi 25 Kasım’da İsrail’e sürpriz bir ziyaret yaptı. Netanyahu ziyaret sırasında yakında Çad’a bir iade-i ziyaret gerçekleştireceğini ve 46 yıl önce kopan diplomatik ilişkilerin yeniden canlandırılacağını açıkladı.

Dahası, Kanal 10 televizyonu İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan özel bir heyetin geçen yıl kıdemli Sudanlı yetkililer ile Türkiye’de bir araya gelerek ikili ilişkileri ve temasları ilerletme konusunu ele aldıklarını duyurdu. Bu gelişmeler, İsrail ile Basra Körfezi’ndeki devletler arasında yoğun temasların sürdüğü bir ortamda gerçekleşti. Bahreyn’in de dahil olduğu bu devletlerle sürdürülen gizli temasların alenileştirilme ihtimali üzerinde duruluyor. Netanyahu 26 Ekim’de Umman lideri Sultan Kabus Bin Said’in özel davetlisi olarak ülkeye tarihi bir ziyaret gerçekleştirdi. İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki buzdağının bir kısmı da son zamanlarda erimeye başladı. Netanyahu Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinden sorumlu tutulan Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın en önemli savunucularından biri haline geldi.

Neticede İsrail’in, Orta Doğu’nun kaotik ortamında bekâsını korumak isteyen her liderin başvuru merciine dönüşmesinin tek sebebi var. İran’ın Orta Doğu’da artan etkinliği olmasaydı yukarıdaki gelişmelerin hiçbiri yaşanmazdı. Zira İsrail, İran tehdidiyle başa çıkabilecek tek güç olarak algılanıyor. Suudi Arabistan da dahil Körfez devletleri, ABD’nin Orta Doğu’da sırf İsrail’in çıkarlarını korumak için varlık gösterdiğini Washington Post gazetesine bizzat açıklayan Başkan Donald Trump’a güvenemiyor.

İsrail de savunma alanındaki yeteneklerini, başta da gelişmiş siber yetenekleri olmak üzere muhtelif alanlardaki savunma teknolojilerini başarıyla kullanarak bölgedeki devletleri kendisine çekiyor. Suudi Arabistan tarafından görevlendirilen bir aracının 2015 yılında dönemin Başbakanı Ehud Barak ile görüşerek İsrail’den siber teknoloji satın almaya çalıştığı biliniyor. İsrailli siber teknoloji firmalarının İsrail’in diplomatik ilişkisi olmayan birçok devletle imzaladığı çok sayıda ve bol sıfırlı sözleşme var. Bu devletler kendilerini İran’a karşı hazırlamaya ve silahlandırmaya çalışıyorlar.

Kıdemli bir İsrailli savunma yetkilisi bu durumu Al-Monitor’a şöyle değerlendiriyor: “İran tehdidi olmasaydı bugün bu noktada olur muyduk gerçekten bilemiyorum. Onlar sayesinde İsrail çok uzun zamandır bölgede bir parya devlet olarak değil herkesin yakınlaşmak istediği, tercih ettiği bir devlet olageldi.”

Son yıllarda gelişen bu stratejik süreç daha da güçlenerek büyüyecek gibi görünüyor. Ancak bu sürecin Netanyahu için bir yan etkisi de var: Geçmişte Arap ya da Müslüman devletlerle ilişki kurmanın ön koşulu Filistinlilerle mutabakatın ilerletilmesiydi. Şimdi Filistin meselesinin neredeyse esamesi bile okunmuyor.

İsrailli bir diplomat isminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle diyor: “Araplar artık Filistin meselesiyle ilgilenmiyorlar. Bu konu eskiden her gizli görüşmenin birinci gündem maddesiydi, şimdi görüşmelerin sonunda sırf nezaketen meseleyi gündeme getiriyorlar.”

İsrail artık Filistinlilerle uzlaşıyı ilerletmek konusunda bir taahhütte bulunmak, hatta Filistinlilerle müzakere ihtimalini bile ele almak durumunda değil. İsrail’in Arap muhatapları bunun yerine Yahudi devletinden artık çok ön plana çıkmamasını ve Filistin meselesini yeniden gündeme taşımamasını istiyorlar.

Bir diğer deyişle, bölgedeki Araplar ve Müslümanlar, İsrail ile ister örtük ister aleni olsun ilişkilerini ilerletmek için İsrail ile Filistin arasındaki mevcut statükoyu korumaya razılar. Netanyahu’nun da Hamas ile yaşanan son krizi Gazze’ye yönelik topyekûn bir savaşa dönüşmeden bitirmeyi seçmesinin nedeni muhtemelen bu. Katar destekli Hamas’ın İsrail’e karşı sürdürdüğü terör faaliyetlerine karşı gururunu bir yana bırakıp sadece güney cephesindeki kıvılcımları yatıştırmayı tercih etti.

Bu denklem düşünüldüğünde, İran’ın son yıllarda İsrail için önemli bir koza dönüştüğü görülüyor. Ancak koz olarak ortaya çıkan öneminin yük olarak yarattığı sıkıntıdan büyük olup olup olmadığı henüz net değil. Trump İran’a yaklaşımında İsrail’in tutumunu birebir benimsemiş durumda, İsrail de bunu kendi lehine kullanmaya devam ediyor. Netanyahu’ya kalsa donmuş anlaşmazlıkların ilelebet sürdürülmesinde bir beis yok. İran bölgeyi tehdit eden bir nükleer devlet olmanın eşiğinde kalır, İsrail de memnuniyetle bunun meyvelerini yemeyi sürdürür.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: gulf states, shiite axis, mohammed bin salman, benjamin netanyahu, terrorism, iran nuclear program, existential threat

Ben Caspit, Al-Monitor’un İsrail’in Nabzı bölümünde köşe yazarıdır. İsrail basınının kıdemli köşe yazarı ve siyasi yorumcularından olan Caspit, ülkenin siyasi gündemine ilişkin günlük bir radyo programı ve düzenli televizyon programları yapmaktadır. Twitter hesabı: @BenCaspit

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept