Brunson sonrası Türkiye’deki Protestan cemaati

Andrew Brunson Türkiye’den gitti. Peki Türkiye’de kalan 7 bin kişilik Protestan cemaati ne oldu?

al-monitor .

İşlenmiş konular

izmir, turkish-us relations, turkish foreign relations, christian church, justice system, turkish coup, christians in the middle east, andrew brunson

Eki 21, 2018

Türkiye’deki Protestan cemaatinin üyesi olan Pastör Andrew Brunson’un yargılaması biter bitmez Türkiye’den ayrılarak ABD’ye gidişi uluslararası kamuoyu tarafından adeta bir “kurtarılma” operasyonu olarak izlendi. Brunson’un ABD’ye girişiyle birlikte derin bir “oh” çekildi. Peki Brunson’un ardından Türkiye’de kalan ve sayıları 7 bini bulan Protestan cemaati ne olacak? 

Protestan Kiliseleri Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Basın Sözcüsü Soner Tufan ile bu soruları konuşmaya gittiğimde açıkçası kaygılı, üzüntülü ve korku içinde bir ruh hali bekliyordum. Ancak Tufan’ın anlattıklarına bakılırsa cemaat bu travmadan hayli güçlenerek çıkmış.

Brunson yargılamasına ilişkin cemaatin ruh halini anlatmak için biraz geriye, Brunson’un gözaltına alındığı 2016 tarihine gitmek gerekiyor. Bu tarih, aynı zamanda Türkiye’nin bir darbe girişimini atlattığı ve hemen ardından ilan ettiği olağanüstü hal sürecinde yoğun soruşturma, gözaltı ve tutuklamaların yaşandığı bir dönemdi.

Tufan 2016’dan başlayarak bugüne kadar Protestanların yoğun bir şekilde baskı altında tutulduğuna dikkat çekiyor: “10 yıldır Protestanlara ilişkin hak ihlalleri raporları hazırlıyoruz. Bu raporları önümüze aldığımızda son iki yılda Türk vatandaşı olmayan Protestanlara ilişkin diğer yıllara oranla dört kat artan bir baskı ile karşılaştık. Büyük bölümü Türkiye’de kalabilmek için gerekli belgeleri olmadığı gerekçesiyle (vize, oturma izni) sınır dışı edildi. Bazıları da ‘milli güvenliğe tehdit’ olarak görülerek ülkeden gönderildi. Giderken üzgündüler. Hayatları bir anda darmadağın oldu, yaşadıkları ülkeyi bir kararla terk etmek zorunda kaldılar. Herhangi bir baskı olmadan ‘bu ülkede artık güvenliğimiz yok’ diyerek ayrılanlar da oldu. Türkiye vatandaşı Hristiyanlarda da bir kırılma yaşandığını inkâr edemem.”

2016-2018 yılları arasında politik havadan kaynaklı böyle bir kırılma yaşayan Protestan cemaati, Brunson’un tutuklanmasının ardından ne hale geldi?

Tufan bu soruya şöyle yanıt veriyor: “İnsanların akıllarında tüm bu olaylardan dolayı kilisenin zarar gördüğü algısı var. Ama ilginçtir ki böyle bir şey olmadı. Tersine şeyler yaşandı. İnsanlar kiliselerine daha çok sahip çıktılar. Bu olay insanların daha güçlü bir şekilde inançlarına sarılmalarına neden oldu. Ben her pazar Ankara Kurtuluş Kilisesi’nde ayin yapıyorum. 30 yıldır aynı kilisedeyim ve şunu söyleyeyim: Brunson’un başına gelenlerden sonra kiliseye gelenlerin sayısı üçe katlandı. Hatta mekânımız bize yetmemeye başladı, insanlar dışarıya taştı. Size daha dikkat çekici bir şey söyleyeyim: Sadece Protestanlar değil Ortodokslar ve Katolikler, farklı mezheplerden insanlar da birbirlerine daha çok yaklaştılar. Bizimle dayanıştılar.”

Peki Brunson’un pastörü olduğu İzmir Diriliş Kilisesi’nde neler yaşandı? Tufan şunları aktarıyor: “İlk aşamada bir sarsıntı yaşandığı doğrudur. Ama hemen ardından Diriliş Kilisesi’nde de büyük bir kalabalık ve dayanışma gördük. Andrew Brunson gözaltına alınmadan önce bu kilise cemaat tarafından satın alınmak isteniyordu, para da hazırdı. Brunson hakkındaki dava nedeniyle satın alma işlemi ertelenmişti. Brunson’un serbest bırakılmasının ardından kilise cemaat tarafından satın alındı. Bunun da sembolik bir önemi var.”

Tufan’ın bir yandan sınır dışı edilmeler, baskılar ve tutuklamalardan söz ederken bir yandan da aynı oranda artan dayanışma ve kalabalıktan söz etmesi Protestan cemaatinin psikolojisini gözler önüne seriyor.

Tufan’a Brunson davasının ardından Protestanların ruh halini tanımlamaya kalksa hangi ifadeyi kullanacağını sorduğumda ise “daha güçlü” yanıtını veriyor: “Hristiyanlar için acı çekmek onurlu bir şey, böyle düşünülüyor. Bu yüzden de her zaman birileri geliyor ve birileri hep oluyor. Bakın 2007 yılında Malatya’da üç misyoner boğazları kesilerek öldürüldükten sonra birkaç yıl bu kentte sıkıntılar yaşandı. Ama şimdi Malatya’da eskisine oranla daha çok insan var. Andrew Brunson’un kilisesinde aksamalar yaşandı ama şimdi daha fazla insan orada ibadet etmek istiyor.”

Tabii her şey bu kadar tozpembe değil. Tufan kırılma anlarını da samimi bir şekilde paylaşıyor: “Andrew Brunson olayını yargının ele alış tarzı ve medyanın sunuş tarzının bir kırılma yarattığını kabul ediyorum. Bizim içimizden bazı insanların bile Brunson için ‘acaba casus mu?’ dediğini üzülerek duydum. Bu istisnai bir olaydı, 100 kişinin içinde iki kişi gibi... Bu, bize Türkiye’deki medyanın algı yaratma konusunda ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Yargılama süreci de dünyanın en dürüst, en temiz, en sade insanından nasıl bir terör örgütü üyesi yaratılabildiğini. Bizim kırılmalarımız özel olarak Protestan cemaatine yönelik bir kırılmadan öte Türkiye vatandaşları olarak Türkiye adaletine yönelik bir kırılma olarak da tanımlanabilir.”

Bir de yalnız bırakılma duygusu var. Hristiyanların kendi içinde dayanıştıkları kadar genel çevreden dışlanmaları ve yalnız bırakılmaları da söz konusu. Tufan şöyle diyor: “İslam dininden olanlar, Aleviler, Türkiye’deki sol muhalefet, insan hakları örgütleri ve sivil toplum örgütlerinden bir dayanışma görmedik. Bu bizim için üzüntü vericiydi.”

Bu yalnız bırakılma hissi Brunson davasında da somut olarak ortaya çıkmış: “Brunson’un ilk avukatı davayı bıraktı. Şimdiki avukatı İsmail Cem Halavut tek başına bu davada avukatlık yaptı. Davalara sadece Halavut ve cemaat temsilcileri gitti. Yanımızda kimseyi göremedik.”

Tufan’ın cemaat kaygılı mı sorusuna yanıtı ise şöyle: “Brunson davası sadece malumun ilan edilmesiydi. Bunlar zaten bizim başımıza geliyor ve gelmeye devam edeceğini ne yazık ki biliyoruz.”

Bu bilinci bu topraklarda “Hristiyan olmaya” bağlıyor Tufan. Kendi hayat hikâyesinden de yola çıkarak Protestanların yıllara yayılmış kaygı deneyimlerini aktarıyor. “Ben Hristiyan olduğumu aileme ilk söylediğimde ev halkından öyle bir dayak yedim ki burnum kırıldı. Hristiyan olduğumu söylediğim ilk aile dışı ortamımda öyle bir dayak yedim ki üç gün hastanede kaldım.”

Büyük resimde ise Türkiye Cumhuriyeti’nin yıllara yayılan gayrimüslim politikaları var. Tufan, “AK Parti hükümetinin Protestan cemaatine karşı özel bir ilgisi olduğu aşikâr. Ama bu sadece Protestanlar ile ilgili değil, AK Parti hükümetleri ile sınırlı değil. Sevilen seçilen bir zümre var: Müslüman-Sünni-Türk erkek. Dolayısıyla Aleviler de Yehova Şahitleri de bu ülkede aynı ilgiyi üstlerine çekiyorlar. Şu an bence Protestanlar çok büyük bir tehlike olarak görülmüyor ama herhangi bir şekilde bir şey olursa ‘bunların başını ezmek gerekir’ diye düşünebilirler.” diyor.

Buna karşı Tufan Protestanların var olma ve yaşama mücadelesini de şu sözlerle anlatıyor: “Hristiyanlar yaşıyorsa yaşamaya da devam edecek. Sizin yapmanız gereken şey saygı duymak, tahammül etmek, normal bir insana verdiğiniz tüm hakları onlara da vererek özgür şekilde yaşamalarının altyapısını hazırlamak. Bunun yerine zorlama ve korkutma ile baskılamaya çalışırsanız bir işe yaramaz. Tersine daha da güçlü olur. Şimdi olduğu gibi.”

Yoğun, kaygılı ve telaşlı bir süreç olan Brunson davasının ardından Protestan cemaati bir kızgınlık hissiyatı içinde de değil. Zira Tufan davayı izlemeye devam edeceklerini anlatırken Brunson’un tutuklanmasına neden olan, sonra da ifadelerini değiştiren gizli tanıklarla ilgili ne yapacakları sorusuna şu yanıtı veriyor: “Brunson onları affetti.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Ekonomide ısınmadan soğumaya geçiş
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Ağu 14, 2020
al-monitor
Erdoğan Macron’un ayak izinden Beyrut’a gidebilir mi?
Fehim Taştekin | Beirut explosion | Ağu 13, 2020
al-monitor
Türkiye, Malta ile Libya’da dengeyi değiştirebilir mi?
Fehim Taştekin | | Ağu 12, 2020
al-monitor
Kredi ile ısınan ekonomiye döviz şoku
Mustafa Sönmez | ekonomi ve ticaret | Ağu 10, 2020