Rusya ve Orta Doğu

S-300’ler Suriye’de dengeyi ne kadar değiştiriyor?

By
p
Article Summary
Rusya’nın Suriye’ye S-300 füze savunma sistemleri yerleştirmesi hem siyasi hem askeri açıdan önemli ancak bu hamle İsrail denkleminde güç dengesini değiştirmeyebilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

MOSKOVA — Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu 2 Ekim’de Devlet Başkanı Vladimir Putin’e S-300 füze savunma sistemlerinin Suriye’ye sevkiyatının tamamlandığını bildirdi. Suriye’de bir İlyuşin-20 keşif uçağının düşürülmesi üzerine atılan bu adım, ülkedeki Rus güçlerinin güvenliğini artırmayı amaçlıyor. Uçağın Akdeniz üzerinde Suriye hava savunma sistemi tarafından düşürülmesini Moskova İsrail’in provokasyonuna bağlamıştı.

Şoygu televizyondan yayımlanan açıklamasında sevkiyatın “49 birim teçhizattan oluştuğunu” belirtti ve şöyle devam etti: “Elektronik sinyal bozma kapasitemizi de önemli ölçüde artırdık ve yeni donanımlar ekledik. Bugün yakın bölgeyi 50 kilometreye kadar, uzak bölgeyi ise Suriye topraklarına yaklaştığımız yönde 200 kilometreye kadar kontrol ediyoruz. Birleşik hava savunma sitemine gelince, bu konuda da gerekli teçhizatın sevkiyatına başladık. 20 Ekim’e kadar ekiplerin eğitimi ve birleşik sistemin örülmesi ile ilgili tüm faaliyetleri tamamlamayı planlıyoruz.” Şoygu’ya göre teçhizatın içinde radarlar, kontrol araçları ve dört lançer bulunuyor.

Rusya’nın TASS Haber Ajansı 8 Ekim’de sevkiyatın ayrıntılarını açıkladı. Ajansa bilgi veren Rus ordusundan bir kaynağa göre Suriye’ye her biri sekiz lançere sahip üç adet S-300PM bataryası ve her batarya için 100’den fazla karadan havaya güdümlü füze verildi.

İsmi saklı tutulan kaynak şöyle dedi: “Bu sistemler, daha önce Rusya’nın havacılık ve uzay güçlerine bağlı bir birlikte konuşluydu, o birlik şimdi S-400 Triumf sistemlerini kullanıyor. Rus savunma sanayi tesislerinde dört dörtlük bir bakımdan geçen S-300 sistemleri gayet iyi durumda, harp görevlerini yerine getirebilecek kabiliyette.”

S-300 sistemlerinin Suriye’ye verilmesine ilişkin anlaşma Moskova’yla Şam arasında 2010 yılında imzalanmış ancak İsrail’in güvenlik kaygıları nedeniyle Kremlin tarafından askıya alınmıştı. 15 Rus askeri personelin hayatını kaybettiği İl-20 olayının ardından gelen anlaşmayı uygulama kararı, İsrail hava kuvvetlerini frenleme ve Rus tarafında zayiata neden olabilecek başka olayların önüne geçme hamlesi olarak yorumlandı.

Yeni Savunma Düzeni Stratejisi dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan askeri uzman Leonid Nersisyan’a göre Moskova üç S-300PM bataryasını Suriye’ye yerleştirerek hem siyasi hem askeri amaçlar güdüyor.

Nersisyan’ın Al-Monitor’a değerlendirmesi şöyle: “Rusya’nın nüfuz bölgesinin dibinde hava saldırıları düzenleyen İsrail’e oldukça sert bir yanıt verilmiş oldu. Lazkiye ilk kez vurulmuştu. Bununla ayrıca Suriye semalarında karşılıklı bilgilendirme mekanizmasını ihmal etmenin kabul edilmez olduğu mesajı veriliyor. Askeri boyuta gelince, üç batarya Suriye topraklarının tamamını kapsamaya yetmez, ancak kıyı bölgelerini emniyete alır. Sistemler İsrail hava kuvvetlerinin faaliyetlerini zorlaştırıyor, onları daha uzak mesafeden hareket etmeye zorluyor ki bu da operasyonların etkinliğini azaltır. Buna bağlı olarak uçak kaybetme riski de artıyor. Çünkü eskiyen S-200’lerden farklı olarak S-300PM sistemleri alçaktan uçan hedefleri etkili bir şekilde hedefleyebilir.”

Teknik veri listesine göre S-300PM sistemi gelişkin hava araçlarını vurma kabiliyetine sahip. Bunların arasında hayalet uçaklar, orta menzilli balistik füzeler, taktik ve kruz füzeleri, havadan erken uyarı ve kontrol uçakları, keşif ve bombardıman araçları yer alıyor.

Ancak Nersisyan’a göre “Bu kesinlikle İsrail’in bu sistemleri aşamayacağı anlamına gelmiyor. İsrail bunları bastırmaya karar verirse bunu yapabilir ama bunun bir bedeli olur.”

Nersisyan şöyle devam etti: “Rusya-İsrail ilişkileri bugün artık daha soğuk olsa da iki taraf da ilişkileri koparmayı ya da kafa kafaya gelmeyi istemiyor. Zira böyle bir durum bölgeyi iyice istikrarsızlaştırır ve yeni, öngörülemez gelişmelere sürükler.”

Bir diğer savunma dergisi Silah İhracatı'nın Genel Yayın Yönetmeni Andrey Frolov ise Rus Savunma Bakanlığı’nın “zevahiri kurtarmak ve güç gösterisinde bulunmak” için daha ziyade sembolik bir hamle yaptığına inanıyor.

Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Frolov şöyle diyor: “Rusya ile İsrail arasındaki ‘çatışmayı önleme’ hattı hiçbir zaman kesilmedi. Dolayısıyla bu hamlenin dengede büyük bir değişiklik yaratması pek olası değil. Ancak pek çok şey sistemlerin nereye yerleştirileceğine, Suriye’nin genel hava sistemine nasıl entegre edileceğine bağlı olacak. Sistemlerin başında Suriyeliler tek başına mı yoksa Ruslarla beraber mi görev yapacak? Bunları görmek için biraz daha zamana ihtiyacımız var.”

Bu arada İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu 7 Ekim’de Suriye’de güvenlik koordinasyonunu görüşmek için Putin’le “yakında” bir araya geleceğini söyledi. İl-20 olayının ardından İsrail’in en az iki görüşme talebinin reddedildiği bildiriliyor. Buna göre Moskova “temasların teknik düzeyde kalmasını tercih ettiğini” söyleyerek Ulusal Güvenlik Danışmanı Meir Ben-Şabbat başkanlığındaki bir heyeti, ayrıca Savunma Bakanı Avigdor Liberman veya Netanyahu’yu ağırlamayı reddetti. Rusya uçağın düşürülmesinden sonra yapmak zorunda hissettiği hamleyi artık yaptığına göre üst düzey temaslara daha açık olabilir. Nitekim Netanyahu 9 Ekim’de Rus Başbakan Yardımcısı Maksim Akimov’u kabul ederek ekonomik iş birliği konularını görüştü.

Savunma Bakanlığı ile Kremlin arasında çatışma yönetimi konusunda yaklaşım farkı olduğu anlaşılıyor ama Moskova’daki nihai düşünce şu: Rusya’nın tepkisi ne kadar sert ve haklı olursa olsun, seçimlerin yaklaştığı bir dönemde yolsuzluk suçlamaları ve siyasi sıkıntılarla karşı karşıya olan Netanyahu’yu iç siyasette iyice zor durumda bırakmamak lâzım. Putin’in Netanyahu ile yakaladığı “kimya” şu an beklenmedik bir stres testiyle karşı karşıya kalan iki ülkenin de yararına olan önemli bir kazanım olarak görülüyor.

İsrail’in son birkaç haftadır Suriye’yi bombalamaması doğal. Mevcut koşullarda böyle bir şeye kalkışmak ateşe körükle gitmek olur. Ancak bu, İsrail’in İran yanlısı güçlerin hareketlerinden tehdit algıladığı zaman geri duracağı anlamına gelmiyor. Moskova’daki karar vericiler bunun pekâlâ farkında. Dolayısıyla durum iki tarafın da “çatışmayı önleme” hattını korumasını ve angajman kurallarına uymasını gerektiriyor. Ayrıca Rusya’nın yeteri kadar adım attığına inandığı, İsrail’in ise Tahran’ı Suriye veya Lübnan’da dizginlemek için hiçbir şeyi “yeterli” görmediği bir ortamda tarafların bir orta yol araması da gerekecek.

Bu bağlamda S-300’lerin Suriye’ye yerleştirilmesi dengeyi kısa vadede sarsıcı bir şekilde değiştirmeyebilir ancak oyunun kurallarına yeni bir ayar vermek isteyen Putin’le Netanyahu’yu uzlaşmaya sevk edecek kadar caydırıcı olabilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Savunma ve güvenlik iş birliği

Maxim A. Suchkov, Al-Monitor’un Rusya-Orta Doğu bölümünün editörüdür. Doktora derecesine sahip olan Suchkov, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde görev almakta, ayrıca Kuzey Kafkasya’daki Pyatigorsk Devlet Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler Okulu’nda öğretim görevlisi ve araştırmadan sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Fullbright programı kapsamında 2010-2011’de Georgetown Üniversitesi’nde, 2015’te de New York Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olan Suchkov, “Kafkasya ve Orta Doğu’daki Rus Dış Politikası Üzerine Denemeler” isimli kitabın yazarıdır. Twitter hesabı: @Max_A_Suchkov

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept