İran'ın Nabzı

İran ekonomisinde büyüyen kaçakçılık sorunu

By
p
Article Summary
Ruhani yönetimi İran ekonomisini vuran ABD yaptırımlarını kontrol edemeyebilir ama yanlış döviz politikaları sonucu artan kaçakçılığın verdiği ekonomik zarardan sorumlu. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İran’da milli paranın sert değer kaybından sonra izlenen döviz politikaları ekonomide istikrarsızlık havasını derinleştirmekle kalmadı kaçakçılığın artmasına da zemin hazırladı. Hem dışarıdan İran’a hem İran’dan dışarıya çift yönlü seyreden kaçakçılık faaliyetleri ticaretin geneline, ödemeler dengesine ve ekonomik performansa zarar veriyor, yolsuzluğu artırıyor.

Sağlıklı bir ekonomide milli paranın devalüasyonu, enflasyonist etkilerine rağmen teoride ihracatın artmasına, ithalatın azalmasına vesile olabilir. Böyle bir sonuçtan yerli sanayi yarar sağlayabilir. Yerli sanayi hem ihracat pazarlarında hem de ithal mallara karşı daha rekabetçi hâle gelir. Ancak sübvansiyonlar veya çoklu kur sistemi gibi ekonomik çarpıklıkların olduğu ortamlarda devalüasyonun genel ekonomik performansa ket vurduğu durumlar ortaya çıkabilir. İran’ın bugün yaşadıkları, yanlış ekonomik yönetimin zengin kaynaklara sahip bir ekonomiye nasıl zarar verebileceğinin örneği.

Kaçakçılık İran’da her zaman ekonomik tablonun parçası oldu. Kaçakçılığa pek çok zaman yasal olarak ithal edilemeyen malları getirmek için başvuruldu. Ancak ekonomik dengesizlikler ve fiyat farklarından kaynaklı kaçakçılık da oldukça yoğun. En önemlisi, yakıt başta olmak üzere sübvanse edilen ürünlerin komşu ülkelere kaçak satılması ki bu ticaret İran ekonomisine yıllarca büyük zararlar verdi. Yakıt kaçakçılığını engellemek için geçmişte satışların karneye bağlanması, sınır bölgelerinde denetimin artırılması gibi yöntemlere başvuruldu. Fakat en etkili yöntem fiyatlamaydı. Sübvansiyon reformlarının ilk safhasının başladığı 2011 yılında yakıt kaçakçılığı önemli ölçüde azaltıldı.

Ne var ki son devalüasyon yakıt kaçakçılığını yeniden kârlı bir iş hâline getirdi. Zira sübvanse edilen yakıtın fiyatı İran’da tüm komşu ülkelere göre çok daha düşük. Son tahminlere göre İran’dan kaçak çıkarılan günlük yakıt miktarı 20 milyon ila 40 milyon litre arasında. Bu, yılda 365 trilyon riyal -- mevcut üç kurun ortalamasına göre yaklaşık 4 milyar dolar -- ekonomik zarar anlamına geliyor. Ne yazık ki buradan sağlanan kazanç, büyük yakıt miktarlarının sınır dışına çıkarılmasını örgütleyebilen yolsuz şebekelerin cebine gidiyor. Sistan-Belucistan eyaletinden bir yetkilinin yakın zamanda yaptığı açıklamaya göre yakıt kaçırmakla ilgili faaliyetler hudut bölgeleriyle sınırlı değil, yani kârlı kaçakçılık işini ülke çapına yayılmış, büyük bir şebeke yürütüyor.

Hükümet ise bu arada önlem olarak satışları karneye bağlama gibi yöntemleri değerlendiriyor. Ancak geçmiş tecrübeler kaçakçılığa karşı tek etkili yöntemin fiyatlama olduğunu gösteriyor.

Sübvanse edilen başka ürünlerde, örneğin ilaç ve gıdada da aynı durum söz konusu. Öyle ki riyaldeki devalüasyonun başladığı mart ayından bu yana komşu ülkelere gıda kaçakçılığı yedi kat, canlı hayvan kaçakçılığı dört kat artmış durumda. Bu tip yasadışı faaliyetler ekonomik performansı baltalamakla kalmıyor, ülke içinde ve özellikle sınır bölgelerinde yetersiz gıda arzına neden oluyor.

Kaçakçılığın hikâyesi ne yazık ki sübvanse edilen ürünlerin yasadışı ticaretiyle bitmiyor. Döviz piyasasındaki yeni durumun sonucu olarak başka kaçakçılık çeşitleri türüyor. Yeni kurlar nedeniyle yerli üreticinin daha rekabetçi hâle geldiği ürün kategorilerinde ülkeye kaçak mal getirenler gümrük vergilerinden ve diğer masraflardan kurtulmuş oluyor. Bunun bir örneği tekstil endüstrisi. Meclis Ekonomi Komisyonu Başkanı Muhammed-Rıza Puribrahimi’ye göre İran’a 2,5 milyar dolar değerinde tekstil ürünü kaçak yollardan getiriliyor ve bu da ülkenin tekstildeki yıllık tüketiminin yüzde 30’undan fazlasına tekabül ediyor. Gıda ve tütün ürünleri gibi başka hafif sanayi dallarında da benzer durumlar söz konusu.

Bu arada pek çok ihracatçı ihracat gelirini ülkeye resmi kanallardan getirmiyor. Döviz düzenlemelerine göre ihracatçılar döviz gelirlerini NİMA denilen sistem üzerinden getirmek zorunda. Ancak NİMA kuru serbest piyasa kurunun üçte ikisi bile değil. Ayrıca daha yüksek kurlardan yararlanmak için malları yurtdışına kaçak çıkarmak ihracatçıların fazlasıyla işine geliyor. Bu durum, ekonomiyi döviz potansiyelinden mahrum ediyor ve çıkar gruplarına iki kur arasındaki farktan faydalanma imkânı veriyor. Dahası bazı ihracat gelirlerinin yurda getirilmemesi, İranlı ithalatçıları iş yapmak için ihtiyaç duydukları döviz kaynaklarından mahrum ediyor.

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani geçtiğimiz günlerde ihracat gelirlerini üç ay içinde yurda getirmeyen ihracatçıların kaçakçı sayılması yönünde talimat verdi. Bu gibi talimatlar hükümetin piyasayı nizama sokma kararlılığını gösterse de ihracatçıların dövizlerini resmi kanallara yönlendirmemesinin ana sebebi kur farkı.

Son 40 yılda İran’ın dış alımlarında kaçakçılığın payını inceleyen yeni bir araştırmada iki önemli paradigma öne çıkıyor. Birincisi Hatemi yönetiminin farklılaştırılmış kurları birleştirerek kaçakçılığın başlıca teşvik unsurunu ortadan kaldırdığı 2001 yılında kaçakçılığın ciddi şekilde azalması. İkincisi ağır dış yaptırımların devreye girdiği 2011 yılında kaçakçılık faaliyetlerinin önemli ölçüde artması. Öyle ki yaptırımların ardından kaçak malların İran’ın dış alımlarındaki payı yüzde 25’ten yüzde 60’a çıkmış. Bazı durumlarda yaptırımlar ülkeye kaçak mal sokmak için bahane olarak kullanılsa da yeni yaptırım dalgasının kaçakçılığı yeniden artıracağı ortada.

İran bugün kaçakçılığın artmasına zemin hazırlayan üç etkenle karşı karşıya: Çoklu kur sistemi, gerçekçi olamayacak kadar düşük yakıt fiyatları ve yeni yaptırımlar. Ruhani yönetimi ABD kaynaklı yaptırımları kontrol edemiyor olabilir ama İran ekonomisinde diğer iki olguya yol açan yanlış politikalarda sorumluluk taşıyor. Ruhani 28 Ekim’de parlamentoda yaptığı konuşmada hükümetin ekonomik sıkıntıları çözmekten sorumlu olduğunu, yaptırımların arkasına sığınamayacağını söyledi. Hükümet kaçakçılık sorununa el atıp en azından yanlış iç politikaları düzeltebilir ya da yakıtı karneye bağlama gibi kısa vadeli yangın söndürme uygulamalarını ve döviz piyasalarına karşı zorlayıcı yaklaşımını sürdürebilir. Hangi yolu seçeceğini zaman gösterecek.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Bijan Khajehpour, stratejik danışmanlık hizmeti veren Tahran merkezli Atieh Şirketler Grubu’nun Viyana merkezli uluslararası kolu Atieh International’ın yönetici ortaklarından biridir.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept