Menfaat ve ihanet: İran’ın El Kaide’yle ilişkisi

By
p
Article Summary
Trump yönetiminin İran’ın El Kaide’ye destek verdiği iddialarının aksine ABD’de yayımlanan yeni bir çalışma iki taraf arasındaki ilişkilerin geleneksel olarak kötü olduğunu ortaya koyuyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İran ile El Kaide arasındaki ilişkiler çoğunlukla hasmane oldu ve El Kaide İran’ı “tecilli bir düşman” olarak gördü. Bu tespitler, ABD Özel Kuvvetleri’nin 2011’de Usame Bin Ladin’in Pakistan’daki evine düzenlediği baskında ele geçen belgeler üzerine yapılmış yeni bir çalışmada yer alıyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve yönetimin diğer bazı üyeleri, İran’a yönelik yeni sertlik politikasının bir gerekçesi olarak İran tarafından desteklenen “terörist vekiller” arasında El Kaide’nin yer aldığını öne sürüyorlar. Ancak çalışmaya göre “terörist saldırıların planlanması veya icrasında” İran’la El Kaide’nin iş birliği yaptığına dair “hiçbir delil” bulunmazken iki taraf arasındaki ilişki El Kaide açısından çıkar, İran açısından da hesap odaklıydı.

Yeni çalışmanın vardığı pek çok sonuç, Pakistan’da ele geçirilen belgelerin emanet edildiği West Point Askeri Akademisi’ne bağlı Terörle Mücadele Merkezi’nce 2012’de açıklanan belgelerdeki bulgularla benzerlik gösteriyor.

Daha önce Terörle Mücadele Merkezi’nde kıdemli üye olan ve şu an sol eğilimli düşünce kuruluşu Yeni Amerika’da çalışan Nelly Lahoud, birçok ilave belgeyi de görmüş bir isim. Bunlar Ulusal İstihbarat Başkanlığı’nın 2015-2017 döneminde açıkladığı belgeler ve CIA’in 2017’de açtığı yaklaşık yarım milyon dosya.

7 Eylül’de Yeni Amerika’nın Washington ofisinde belgeleri değerlendiren Lahoud, en çarpıcı bulguları içeren belgeleri şöyle sıraladı: Kıdemli bir cihatçının El Kaide liderlerine ocak 2007’de yazdığı 19 sayfalık bir mektup, İran’ın 2004’te Irak’ta Şii karşıtı şiddeti durdurması için El Kaide’ye yaptığı çağrıya ilişkin bir mektup, mart 2011’den başlayıp Bin Ladin’in öldürüldüğü 1 Mayıs’taki baskının birkaç saat öncesine kadar süren ve Bin Ladin’in kızlarından biri tarafından yazıldığı düşünülen 220 sayfalık bir günlük.

Lahoud’a göre örgüt içindeki konuşmaları içeren ve kamuoyuna yansıyacağı asla tahmin edilmeyen bu belgeler, İran-El Kaide ilişkisi hakkında El Kaide, İran veya üçüncü tarafların açıklamalarına göre çok daha doğru bir resim çiziyor olabilir.

Lahoud 2001-2011 döneminde İran-El Kaide ilişkisini üç safhaya ayırıyor.

2001 sonlarından 2002’nin başlarına kadar ABD’nin Afganistan’ı işgal edip El Kaide’ye ev sahipliği yapan Taliban’ı devirdiği günlerde yüzlerce cihatçı Afganistan’dan İran’a kaçtı. Lahoud’a göre İran bu cihatçılara güvenli geçiş sağladı ve Tahran’daki Suudi Büyükelçiliği ile iş birliği yaparak pek çok militanı memleketleri Suudi Arabistan ve Kuveyt’e sınır dışı etti. El Kaide mensuplarına konulan koşullardan biri, birbirleriyle iletişime geçmemeleri ve uluslararası alanda ilgi çekmemeleriydi ancak Lahoud’a göre militanlar bu koşulu çok geçmeden ihlal etti.

2002’den mart 2003’e kadar süren ikinci safhada İran makamları çok sayıda cihatçıyı tutukladı ancak bunları çoğunlukla sınır dışı etmeye devam etti. İlginçtir ki bu dönemde ABD’li ve İranlı diplomatlar Cenevre ve Paris’te düzenli görüşmeler yapıyor, Afganistan’dan kaçan El Kaide militanları konusunda ne yapılacağı dâhil iki tarafı ilgilendiren konuları ele alıyordu.

ABD güçlerinin mart 2003’te Irak’ı işgaliyle başlayan üçüncü safhada İran, aralarında Bin Ladin ailesinin mensuplarının da bulunduğu El Kaideli tutukluları bir tür ev hapsine almaya başladı. “Şeyhlerimize/liderlerimize ve bizi destekleyenlere” hitabının yer aldığı ocak 2007 tarihli isimsiz mektupta “İran kardeşlerimizi pazarlık unsuru olarak tutmaya karar verdi” ifadesi var ancak bunun hangi amaçla yapıldığı belirtilmiyor.

2003 ilkbaharında İran üst düzey El Kaide tutuklularını Halkın Mücahitleri ile takas etmeyi önerdi. İran rejimine karşı militan bir örgüt olan Halkın Mücahitleri’ne bağlı birkaç bin kişi Bağdat’ın dışında bir kampta kalıyordu. Ancak George W. Bush yönetimi Halkın Mücahitleri yöneticilerini El Kaide tutuklularıyla takas etmeyi kabul etmediği gibi onlara koruma sağladı. Zira Bush yönetiminde bazı isimler örgütün ileride İran’a yönelik saldırılarda kullanılabileceğini düşünüyordu.

2007 tarihli mektupta İran’dan “İran-Rafızi rejimi” diye bahsediliyor. “Reddeden” anlamına gelen Rafızi tabiri, Sünnilerin nezdinde İslamiyet’in gerçek önderleri olan isimleri reddettikleri için Şiileri gerçek Müslüman saymayan köktendinci Sünni anlayışını yansıtıyor.

Mektubu yazan kişi cihatçıların 2001-2002 döneminde “mecburiyetten” İran’a kaçtıklarını, İran’ı bir geçiş güzergâhı olarak gördüklerini veya geçici olarak bu ülkede kalmayı düşündüklerini anlatıyor. Militanların bazıları vize alarak İran’a yasal giriş yapmış, bazıları ise kaçak yollardan ulaşmış.

Mektubu yazan kişi İran’ın batısındaki Zahedan kentinde yoğunlaşan cihatçıların sessizlik koşulunu yerine getirmediklerini, Çeçenlerle ve kafa dengi başka militanlarla iletişime geçerek İran’ı rahatsız ettiklerini anlatıyor.

ABD’nin işgalinden sonra Irak’ta yükselen mezhepsel şiddet, İran’ın El Kaide ile ilişkisini giderek sorunlu hale getirdi. Lahoud bu konuda temmuz 2004 tarihli bir mektubu referans gösteriyor. İran adına hareket eden bir aracının bir El Kaide mensubuna yazdığı iki sayfalık mektupta El Kaide’nin Irak’taki kolu tarafından Şii dini mekânlarına düzenlenen saldırılardan İran’ın endişe duyduğu anlatılıyor ve Bin Ladin’in müdahil olması isteniyor. Aracıya ise İran’ın öncelikle Bin Ladin ailesinin bir mensubunu serbest bırakması gerektiği söyleniyor.

Bu, ancak 2010’da gerçekleşiyor ve Bin Ladin’in eşi Ümmü Hamza, oğlu Hamza ve Hamza’nın ailesi serbest bırakılıyor. Bundan önce 2009’da başka tutuklular bırakılıyor. İran bu adımların karşılığında Pakistan’da El Kaide bağlantılı militanlar tarafından kaçırılan bir ticaret ataşesinin özgürlüğünü sağlıyor.

Lahoud, Bin Ladin’in hayatının son iki ayında yazılan 22o sayfalık günlüğün bizzat El Kaide lideri tarafından yazıldığına dair yanlış bilgiler olduğunu belirtti. Lahoud günlüğü tutan kişinin Bin Ladin’in kızı Meryem olduğuna inanıyor. Bin Ladin’in Arap Baharı’ndaki olaylara büyük ilgi duyması ve El Kaide’nin bu hareketlerde nasıl yer alabileceğine dair kafa yorması günlükte geniş bir yer tutuyor. Lahoud’a göre burada İran’a yapılan atıflar “asgari” ölçüde ve sadece Bahreyn bağlamında. Bahreyn’de Şii çoğunluk tarafından düzenlenen gösteriler, Suudilerin müdahalesiyle bastırılmıştı.

Lahoud’a göre İran eğer El Kaide ile iş birliği yapsaydı Bin Ladin’in Arap Baharı’ndan etkilenen ülkelerde durumdan faydalanmak ve Suudi Arabistan’da da gösterileri kışkırtmak için bazı yollar önermesi beklenirdi. Oysa Bin Ladin İran’ın bölgedeki Şiileri seferber etmesinden endişeleniyor. Günlükte Bin Ladin’in şu sözleri yer alıyor: “İran durumu tırmandırmak isterse bunu yapabilir. Çünkü ihanet onun özünde var, bilhassa da İran rejimi militan, devrimci bir dünya görüşünü benimsediği için.”

Bin Ladin’in İran’a güvensizliği o kadar derin ki 2010’da İran tarafından serbest bırakılan eşini “kitap ve giysi dâhil İran’dan yanında getirdiği her şeyi atması, bir iğne deliği büyüklüğünde olsa dahi her şeyin yerine yenisini alması” için uyarıyor, buna gerekçe olarak da “bir hapın içine bile yerleştirilebilen ufacık izleme aygıtlarının geliştirildiğini” söylüyor.

Trump yönetiminin İran’la El Kaide arasında önemli bağlar olduğu iddiası sorulduğunda Lahoud şöyle diyor: “Bu belgeleri tarafsız bir şekilde analiz etmeleri gerekir. El Kaide İran’dan hazzetmiyor, İran’la muhatap olmaya mecbur."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Terörizm

Barbara Slavin, Al-Monitor'un Washington muhabiridir. Aynı zamanda Atlantic Council'de İran odaklı çalışmalar yürüten kıdemli bir araştırmacıdır. Twitter hesabı: @BarbaraSlavin1.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept