Türkiye'nin Nabzı

İslam ülkeleriyle ticarette ‘helal’ dönemi

By
p
Article Summary
Türkiye hem iç pazarda helal damgalı ürünlere avantaj sağlamak hem de İslam ülkelerine daha fazla mal satmak için Helal Akreditasyon Kurumu’nu (HAK) kurdu.

İslam ülkeleri ve Müslümanların yaşadığı Batı coğrafyasında hızla büyüyen helal ürün pazarı uzun süredir Türkiye’nin iştahını kabartıyordu. Gıda, kozmetik, sağlık, turizm, finans ve ilaç sektörüne kadar geniş bir yelpazede 4 trilyon dolarlık hacim oluştuğunu belirten eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi helal pazarında gayrimüslim ülkelerdeki şirketlerin hâkimiyetinin yüzde 80’e ulaşmasını “kabul edilemez” diye değerlendirmişti. Durumdan vazife çıkaran Türkiye pazarda kendisine daha fazla yer açmaya karar verdi. 

Ve ilk adım kasım 2017’de Helal Akreditasyon Kurumu (HAK) kanununun çıkarılmasıyla atıldı. HAK teşkilatının oluşturulmasını sağlayan cumhurbaşkanlığı kararnamesi 15 Temmuz 2018’te yayımlandı. Böylece Türkiye devlet garantili helal damgası ile pazarda aktif bir oyuncu haline gelebilmek için hukuki altyapıyı tamamlamış oldu.

HAK helal-haram kriterlerine uygunluk denetimi yaparken İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye 57 ülkenin onayıyla kurulan İslam Ülkeleri Akreditasyon ve Metroloji Kurumu’nun (SMIIC) hazırladığı helal ürün standartlarını esas alacak. Sadece Türkiye değil diğer İslam ülkelerindeki şirketler de akreditasyon alabilmek için HAK’a başvurabilecek. 

Türkiye HAK’ı İslam ülkelerinin “referansı en güçlü” kuruluşu haline getirmek istiyor. Eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi “kural koyucu” özelliği nedeniyle HAK’ın dünyada bir ilk olduğunu ve buradan akreditasyon almanın helal belgelerinin niteliğini ve itibarını artıracağını söylüyor. 

Türkiye’de yıllardır helal sertifikası veren çok sayıda kuruluş ve dernek var. Ancak helal belgeleri tartışma konusu. İşte bu noktada HAK devreye girecek ve helal belgesi veren kuruluşları ya akredite edecek ya da reddedecek. Türkiye’de akreditasyon hizmeti sunma yetkisine sahip tek kurum olan HAK sertifika konusunda son sözü söyleyecek bir üst kurul ve onay makamı olarak da görülebilir.

HAK’ın akreditasyonu helal sertifikası dağıtan kuruluşlar için bir anlamda “güven mektubu” olacak. Kritik soru şu: Kimlere güven mektubu verilecek?

Her başvuran akredite olamayacak. Ama 2010 yılından bu yana Uluslararası Helal ve Tayyib Fuarını düzenleyen, onayladığı sertifikaya da “Helal ve Tayyib Sertifikası” adı verilen Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği’nin (GİMDES) akreditasyon alma konusunda sıkıntı çekmeyeceğini söylemek mümkün.

Akıllara “Tayyib kelimesinin alakası ne?” sorusu gelebilir. Sertifikada geçen tayyib kelimesinin Arapçada “sağlıklı, temiz, kaliteli” anlamı taşıdığını 2013 yılında fuar açılışına katılan dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç söylemişti. 

Piyasanın en büyük kuruluşu olan GİMDES bugüne kadar yüzlerce şirkete helal sertifikası vermiş.

Peki İslam ülkelerine daha fazla mal satabilmek için sadece helal sertifikası yeterli mi?

Dış politika ticaretin ayrılmaz bir parçası. Daha fazla mal satmak için önce muhatap ülkelerle iyi ilişkiler kurmak gerekiyor. Birçok İslam ülkesi birbiriyle siyasi ve ticari ilişkileri askıya almış ya da çatışma halinde. Geçen yıl HAK’ın kuruluşuna ilişkin kanun Meclis Sanayi Komisyonu’nda görüşülürken muhalefet partilerine mensup milletvekilleri Suriye, Irak, Mısır, Libya gibi Müslüman ülkelerle Türkiye arasındaki gerilime dikkat çekerek İslam ülkeleri pazarından pay kapabilmek için öncelikle dış politikada bir değişim olması gerektiğini vurgulamışlardı. 

Ancak helal pazarına ilişkin iştahlı çalışmalar ve özellikle de “katılım bankacılığı” diye adlandırılan faizsiz bankacılığa geçişin etkisiyle Türkiye’nin payında artış bekleniyor.

Dünya Helal Zirvesi Konsey Başkanı Yunus Ete devletin ve özel sektörün çalışmalarıyla dünya helal pazarından alınan payın 55 milyar doları finans sektöründe olmak üzere toplam 100 milyar dolar olduğunu ve kısa sürede 400 milyar dolara çıkma potansiyeli bulunduğunu söyledi.

Helal gıdanın iç pazar boyutuna gelince, dini motivasyon yükseldikçe özellikle varlıklı kesimin helal ürün tercihinde artış yaşanabilir. Ancak 15 milyon kişinin her ay ayni ve nakdi devlet yardımı aldığı bir ülkede yoksulların gıda maddelerinde böyle bir damga arayacağını söylemek gerçekten uzak olur. Yakın zamanda bunun çarpıcı örneğini et ithalatında gördük. Türkiye’nin iç piyasada fiyatları dizginlemek için yurt dışından ithal ettiği ucuz et muhalefetin “helal kesim değil” uyarılarına rağmen marketlerde adeta yağmalandı. Hâlâ ucuz etler raflara konduğu anda birkaç saat içinde tüketiliyor. Vatandaş alırken ne helal kesim olup olmadığını soruyor ne üzerinde damga bulunup bulunmadığına bakıyor.

Satın alma gücü yüksek dindar kesim dikkate alındığında ise helal sertifikalı ürünlerin benzerlerine karşı piyasada avantaj sağlayacağını söylemek mümkün. Bu da akreditasyonların kimlere dağıtılacağı sorusunu önemli hale getiriyor. Al-Monitor’a konuşan CHP Bursa Milletvekili Ziraat Mühendisi Orhan Sarıbal, “Akreditasyonlar dağıtılırken politik kayırmacılık yapılmasından endişeliyim” dedi.

Sarıbal gıdaların uluslararası standartlara göre güvenli ve hijyen koşullarına uygun olmasının helal damgasından daha önemli olduğunu da vurguladı.

Sarıbal’ın değerlendirmesi şöyle: “Siyasal iktidarın toplumda her şeyi dini referanslara göre dizayn etme politikasının bir ürünü HAK. Türkiye’nin böyle bir şeye ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Dünyanın kabul ettiği sağlıklı gıda denetim yapılanmaları ve sertifikasyonlar var. Onları esas almak lazım.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Gıda güvenliği

Profesyonel gazetecilik hayatına 34 yıl önce başlayan Çetingüleç, Sabah medya grubunda çalıştığı 23 yıl içinde, Başbakanlık muhabirliği, Cumhurbaşkanlığı muhabirliği, ekonomi servisi ve parlamento bürosu şefliği de dahil pek çok farklı alanda görev yapmıştır. Dokuz yıl boyunca Takvim gazetesinin Ankara Temsilciliğini üstlenen ve aynı gazetede köşe yazan Çetingüleç’in yayımlanmış iki kitabı vardır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept