Türkiye'nin Nabzı

Medyada görülmemiş karartma

By
p
Article Summary
Muhalefet medyadaki karartmayı kendi imkânlarıyla aşmaya çalışırken sürekli ekranlarda olan Erdoğan’ın reytingleri düşme eğiliminde.

ANKARA -- Ana muhalefet partisi CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce 12 Mayıs günü Denizli’de miting için platforma çıktığında ana akım televizyon kanallarının hiçbirinde yer almadı. Muharrem İnce kanalların bu vurdumduymazlığı üzerine kendisini dinlemeye gelen seçmenlere, “Kimin akıllı telefonu var?” diye sordu. Hemen hemen hepsi akıllı telefon sahibi olan seçmenler bir anda telefonlarını çıkardı. Muharrem İnce’nin “Şimdi hepiniz canlı yayına geçiyorsunuz” demesiyle sosyal medya aracılığıyla bu mitingi binlere izlettirdiler.

İnce’nin “Türkiye’de ve dünyada bir ilki yapıyoruz. Bir hükümetin medyası var, bir de milletin medyası var” sözleriyle “millet medyası” diye tanımladığı bu yayıncılığın bir adı daha var: Penguensavar.

Penguensavar vatandaşların hükümete karşı tepkilerini dile getirdiği 2013 yılındaki Gezi olayları yaşandığı sırada bu protestoları vermek yerine penguen belgeseli veren ana akım medyaya yönelik tepkiden adını alıyor.

İletişim bilimci Doç. Doktor Tezcan Durna penguensavar hareketini bir direniş pratiği olarak değerlendiriyor. Durna Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bu muhalefet seçmenlerinin yaşadıkları baskı ve zulme direnmesinin farklı bir pratiği. İnce Erdoğan’a şunu söylüyor: ‘Senin parayla satın aldığın medyan varsa benim hiçbir müdahalede bulunmayan, kendiliğinden oluşan bir hareketim var ve ben onların bir parçasıyım.’ Muharrem İnce, medyanın kendisine yönelik yok saymasına böyle bir direniş gösteriyor.”

Ana akım medyanın muhalefetin cumhurbaşkanı adaylarına yönelik tavrı sadece Muharrem İnce ile sınırlı değil. Hatta rakamlara bakılırsa İnce bu kapsamda şanslı sayılabilecek adaylardan biri. Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) CHP tarafından atanan üyeleri İsmet Demirdöğen ve İlhan Taşçı’nın hazırladıkları rapor durumu gözler önüne seriyor. Al-Monitor’a da ulaşan rapora göre erken seçim kararı alındıktan sonraki süreçte 1-25 Mayıs tarihleri arasında, Türkiye’nin başlıca iki haber kanalı CNN ve NTV, AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’na 70 saat, CHP ve cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’ye 22 saat ayırdı. İyi Parti ve adayı Meral Akşener ise sadece 17 dakika yer alırken, HDP’ye hiç yer verilmedi.

Bu rakamlarda ilginç olan sadece Erdoğan ve rakiplerinin medyada görünme saatleri değil. Erdoğan’ın rakipleri arasındaki farklar da dikkat çekiyor. İnce’nin göreli görünürlüğüne karşı sağ politikaları ile siyaset sahnesinde yer alan Akşener neredeyse hiç medyada görünemiyor.

İyi Parti’nin basından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lütfü Türkkan Al- Monitor’a şöyle diyor: “Yanlış anlaşılmasını istemem ama medya Muharrem İnce’ye pozitif ayrımcılık tanıyor. Çünkü Erdoğan rakip olarak kendisine Muharrem İnce’yi seçti. Onunla yarışmak istiyor. Eğer kendisine sol blokta bir rakip yaratırsa onu daha rahat alt edeceğini düşünüyor.”

Siyasal iletişim doktoru Tezcan Durna da tabloyu şöyle yorumluyor: “AKP bu süreçte MHP ile Cumhur İttifakı’nı kurdu. İyi Parti sağ bir parti olarak bu ittifakı bozan bir faktör. Erdoğan kendi seçmenini seçimlerin sağ ile sol, Kemalistler ile İslamcılar arasında geçtiğine ikna etmeye çalışıyor. O yüzden hem İyi Parti’ye hem de muhafazakâr bir parti olan Saadet Partisi’ne hiç yer verilmiyor. Çünkü bu iki parti kurguyu, kutuplaştırmayı bozuyorlar. CHP’nin medyada yer alması sadece ana muhalefet partisi olmasından kaynaklanmıyor kutuplaştırmanın derinleştirilmesinden de kaynaklanıyor.”

Türkkan ise Akşener’in medyada yer alabilmesi adına bir dizi görüşme yaptığını aktarıyor: “Demirören Grubu’ndan randevu taleplerime yanıt bile verilmedi. Diğer medya grupları ise baskı altında olduklarını, eğer bu baskıyı aşabilirlerse yer vereceklerini direkt söylediler.”

Nisan ayında Doğan Medya Grubu’nun medya organlarını satın alarak Türkiye’deki medyanın yüzde 70’ine sahip olan hükümete yakın Demirören Grubu’nun İyi Parti’ye randevu bile vermemesi medya sahipliği ile muhalefetin görünürlüğü arasındaki doğrudan ilişkinin de en somut örneğini oluşturuyor.

Doktor Benan Eres ve Hakan Yüksel’in “AKP Döneminde Medya Sermayesi” başlıklı raporunda bu ilişki şöyle tarif ediliyor: “AKP’nin siyaset ve ekonomi üzerindeki hâkimiyeti, medya sermayesini de daha fazla iktidara bağımlı hale getirdi. Medyanın bu şekilde konumlanması partizan ve kutuplaştırıcı yayın çizgisini normalleştirdi.”

Raporda medyanın hiçbir dönem özgür olmadığına dikkat çekilse de AKP hükümeti ve liderlerinin eriştikleri güç ve medya ile kurdukları ilişki nedeniyle seleflerinden ayrıldıklarına dikkat çekiliyor: “Önceki hükümetler medyayla yakın temas kurmayı seçerken, AKP ise doğrudan mülkiyet ilişkilerini kendi arzuları doğrultusunda ayarlama ve buna dayanma yoluna gitmişlerdir. AKP’nin medyaya ilişkin yaklaşımında rekabet odaklarını etkisizleştirmesi ve medyayı olabildiğince devlet-iktidar bütünleşmesine eklemeye çalışması da dikkate değerdir.”

CHP’li RTÜK Üyesi İlhan Taşçı Al-Monitor’a mayıs ayında TRT’nin Cumhur İttifakı ve Erdoğan’a 28 saat, CHP ve İnce’ye iki saat, İyi Parti ve Akşener’e dokuz dakika yer ayırırken HDP ve Saadet Partisi’ne ise hiç yer ayırmadığını söylüyor.

Taşçı şöyle devam ediyor: “Seçim kararı alınmasından bugüne kadar geçen sürede demokratik hukuk kurallarının bir gereği olarak tarafsızlık, fırsat eşitliği, tek taraflı yayın yapmama ilkelerinin hepsi ayaklar altına alındı. Özel kanalları bir yere, TRT’yi ayrı bir yere koyuyorum çünkü TRT 80 milyondan toplanan vergi ve fatura kesintileri ile yayın yapan bir kuruluş. Milyonlardan parayı topluyor ve tek bir adamın propagandasını yapıyor. Yüksek Seçim Kurulu da bu konuyla ilgili eksik karar aldı. Böylece tüm partilerin adil bir şekilde yarışma zemininin yaratılması konusunda ayak sürümüş oldu.”

Peki Erdoğan’ın televizyonlarda bu denli yer alması nasıl bir etki yaratıyor? Hükümete yakın yayın organlarından bile bu konuda tepkiler var desek yanlış olmaz. Zira Yeni Şafak gazetesi yazarı Ali Saydam, 8 Mayıs’taki yazısında şu soruyu soruyor: “Televizyonların sadece Erdoğan’ın konuşmalarını yayınlamaları ne kadar doğru? ” 

Saydam’a göre “Özellikle TV’lerin sadece Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarını yayınlamaları muhalefete pek fazla şans tanımamaları ne kadar doğrudur ve bu tutum, vaat-ikna sürecine mi hizmet eder yoksa güç kirlenmesine mi ya da mağduriyet yaratarak muhalefete mi yarar; iyi değerlendirmek gerekir.”

Nitekim rakamlar da insanların artık Erdoğan’ı izlemekten sıkılmaya başladığını ortaya koyuyor. Son seçimlerde yüzde 46 oy olan AKP Genel Başkanı Erdoğan ile yüzde 1’den az oy alan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun aynı gece iki farklı televizyon kanalında gerçekleştirilen söyleşilerinin reyting sonuçları Karamollaoğlu’nun daha fazla izlendiğini ortaya koyuyor. Muharrem İnce’nin de reyting ölçümlerinde Erdoğan’ı geride bıraktığını belirtelim.

Tezcan Durna reyting sonuçlarını şöyle değerlendiriyor: “Karamollaoğlu Erdoğan’ı geçti çünkü yeni bir şey söyledi. Erdoğan 2000’lerde siyaset sahnesine çıktığı zaman çok iyi ve rahat konuşuyordu çünkü iyi bir retorikçiydi. İyi bir retorikçiydi ve yalan söylediğini bile bile kitleleri o yalana bir noktaya kadar inandırabiliyordu. Bu seçim sürecinde ise bambaşka bir noktadayız. Ekonomi tepetaklak gidiyor ve 16 yıldır iktidarda kendileri var. İyi bir retorikçinin bile sözlerine önce kendisinin inanmış olması gerekiyor. Artık Erdoğan söylediklerine kendi de inanmıyor.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Özel etkinlikler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Lobbying newsletter delivered weekly
Bu bölümlerde bulundu: Türkiye seçimleri

Sibel Hürtaş, Türkiye’nin ulusal çapta yayın yapan gazeteleri Evrensel, Taraf, Sabah ve Haber Türk ile ANKA Ajansı’nda 15 yıl süreyle yüksek yargı muhabirliği yaptı. Haberleri insan hakları ve hukuk alanında yoğunlaşan Hürtaş, 2004 Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü, 2004 Musa Anter Gazetecilik Ödülü ve 2005 yılı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başarı Ödülü sahibi. Makaleleri çeşitli gazetelerde yayımlanan Hürtaş’ın azınlıklar ve faili meçhul cinayetler ile ilgili makaleleri halen failibelli.org isimli sitede yayımlanmaktadır. Hürtaş’ın “Hıristiyanlar Neden Öldürüldü/Kafesteki Türkiye” kitabı 2013 yılında İletişim Yayınevinden yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept