Putin’in Suriye planında eksik parça Trump

By
p
Article Summary
Rusya Devlet Başkanı’nın Suriye’de istikrar için ABD’ye ihtiyacı var ancak bunun karşılığında da yaptırımların hafifletilmesini bekliyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’li muhatabı Donald Trump’ı ABD güçlerinin Suriye’den çekilebilmesi için en iyi imkânı Rusya’nın sunduğuna ikna etmeye çalışıyor. Trump Suriye’den “çok yakında” çekilmek istediğini daha önce açıklamıştı.

ABD ile Rusya arasında hazırlıkları süren liderler zirvesinin birinci gündem maddesi de Suriye olacak. Suriye’ye ilişkin tüm kilit aktörlerle --Suriye Hükümeti, İran, Türkiye ve İsrail-- çetrefilli de olsa ilişkilerini koruduğu düşünüldüğünde Putin’in elinde benzersiz bir koz bulunuyor. Üstelik Putin bir yandan da Körfez’deki Arap liderlerle düzenli temaslarını sürdürüyor. Rus lider, 1 Haziran’da Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayid El Nahyan ve Birleşik Arap Emirlikleri Genelkurmay Başkan Yardımcısı’nı Moskova’da kabul etti.

Temmuz 2017’de bu sütunda şunları dile getirmiştik: “Putin, Suriye’yi istikrara kavuşturmak için ABD’yle iş birliğine sıcak bakıyor ve buna ihtiyaç duyuyor ancak ABD’yle daha yakın ilişkiler onun Şam, Tahran ve Ankara üzerindeki etki gücünü artırmaktan çok zayıflatabilir.” Bu ihtimal hâlen söz konusu olsa da Rus diplomasisi o zamandan bu yana daha da önem kazandı. Putin’in Suriye’ye sınır tanımayan kişisel ve askeri müdahaleleri bir yana ABD’nin Ortak Kapsamlı Eylem Planı’ndan (OKEP) çekilmesi Rus liderin işini daha da kolaylaştırdı ve Tahran nezdindeki önemini artırdı.

Putin, ABD ile Avrupa arasında hem çelik vergileri hem de OKEP’ten kaynaklanan sürtüşmelerden de ustaca yararlanıyor. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un St. Petersburg’da düzenlenen Uluslararası Ekonomik Forum’da “Avrupa için finansal egemenlik” çağrısı yaptığını geçen hafta bu sütunda haberleştirmiştik. Igor Delanoe konuya ilişkin şunları aktarıyor: “Rusya ile Suriye konusunda ihtiyatlı bir köprü kurmaya çalışan Paris, Orta Doğu’ya dair her konuda ABD ile aynı çizgide olmadığını göstermeye çalışıyor. Bu kapsamda Trump’ın İran anlaşmasından çekilmesi Fransa’ya Suriye konusunda daha çok manevra alanı kazandırdı. Fransa’nın Washington’ın bölge siyasetine mesafeli yaklaşımı Paris’in bağımsız tutumunu yansıtıyor.”

Putin’in elinde ana hatlarıyla bir plan olduğu muhakkak. Rus liderin hem yabancı güçlerin Suriye’den “çekilmesi” için yaptığı çağrı hem de Kudüs ile Tahran arasında usanmadan sürdürdüğü arabuluculuk ve arka kanal diplomasisi Al-Monitor’un yanı sıra başka bir grup basın kuruluşu tarafından da haberleştirildi.

Şu an Rus diplomasisinin önündeki en ivedi konulardan biri Suriye güçlerinin Dara’daki muhaliflere karşı düzenleyeceği olası bir operasyon ve İran destekli milislerin bu operasyona katılımı konusunda İsrail’in endişelerini yatıştırmak.

Maxim Suchkov konuya ilişkin şöyle yazıyor: “Moskova sorunu çözmek için çabalarını sürdürüyor. Öncelikle İsraillileri Esad’ın böyle bir operasyona niçin ihtiyaç duyduğu konusunda ikna etmeye çalışıyor ki benzer görüşmelerin yakında Amerikan tarafıyla da yapılması bekleniyor. İkinci olarak da İran destekli güçlerin Suriye’den çekilmesine yönelik şartları müzakere ediyor. İki konu da birbiriyle bağlantılı: İsrail Suriye’nin güvenliği üzerindeki nüfuzunu kaybetmek istemediği için Dara operasyonuna karşı çıkıyor. Zira operasyon gerçekleşirse bölge muhaliflerin kontrolünden İran destekli milisler ve Hizbullah’ın kontrolüne geçecek. Ancak Suriye ordusunun güneyde düzenleyeceği askeri harekâtların ardından İran’ın bu bölgede askeri varlık bulundurmayacağına dair bir güvence verilirse İsrail operasyona engel olmayabilir. (...) Özetle Rusya İran’ı Suriye’nin güneyinden çekilmeye zorlayamaz ama Tahran’la müzakere ederek Tahran’ın gönüllü çekilmesini sağlayabilir. Elbette Rusya ve dolaylı olarak İsrail’den gelecek teşvikler de olacaktır.”

Putin, ileriki operasyonlarda Suriye ordusunun başı çekmesi ve İran ile Hizbullah güçlerinin geri plânda kalmasını önererek Trump’ı ikna etmeye çalışıyor olabilir. Osama Al Sharif bu konuda şöyle diyor: “Rusya’nın Surye’nin güneyinde sadece Suriye ordusunun konuşlanacağına dair verdiği güvence ve İranlı milislerin geri çekildiklerine dair haberler düşünüldüğünde ABD’nin tutumunu nasıl meşrulaştırdığını anlamak güç. Ürdünlü Emekli Tuğgeneral Feyiz El Duveyri’ye göre barışçıl bir konuşlanma Dara’yı katliam ve yıkımdan kurtarır ve bu da uzun vadede Ürdün’ün menfaatinedir.”

Suchkov da değerlendirmesini şöyle noktalıyor: “Suriye’nin güneyinde durum çok çetrefilli olsa da umutsuz görünmüyor. Burada daha önemli sorun İran’ın Suriye’nin geri kalanındaki varlığını uzun vadede de sürdürecek olması. Moskova, Hizbullah liderlerinin Lübnan’ın güvenliği için ihtiyaç hissetmedikleri müddetçe Suriye’de kalmak için her zaman bir bahane bulacağına inanıyor. Dolayısıyla ne Rusya ne de başka bir yabancı gücün İran’sız bir Suriye taahhüdünde bulunması imkânsız. Zira İran’ın varlığının ve etkinliğinin boyutunun teyidi mümkün değil.”

Putin’in önündeki en zorlu mesele ise muhtemelen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Astana sürecinde tutmak. Türkiye’nin İdlib’deki faaliyetleri Şam yönetiminin egemenliğini yeniden kurmak için düzenlenecek askeri operasyonlara hazırlık olarak eşgüdümlü bir gerilimi azaltma çabasından ziyade Suriye hükümetine karşı Türk nüfuz alanını pekiştirmeye yönelik bir çabaya işaret ediyor. Fehim Taştekin şu bilgileri veriyor: “Türkiye ekim 2017’den bu yana toplam 12 gözlem noktası kurmuş durumda. (...)Suriye’de cihatçı rezerv alanına dönüştürülen İdlib’de gözlem noktaları oluşturup asker konuşlandırırken yer yer hükümet güçleriyle tehlikeli karşılaşmalar yaşıyor. (...) Suriye ordusunun İdlib’e yönelik baskılarını artırdığı bir dönemde Türk ordusu desteklediği milis güçlerle birlikte 27 Mayıs’ta İdlib’e bitişik Lazkiye vilayeti sınırları içinde yer alan Cebel El Akrad (Kürt Dağı) bölgesine girince gerilim patlak verdi. Suriye ordusu, Türk ordusunun konuşlandığı Tuhafiye Tepesi’ni bombalarken bir güdümlü tanksavar füzesiyle milis güçlerini taşıyan bir aracı vurdu. Araçtaki beş savaşçı öldü. (...) Suriye ordusunun baskısı altındaki bölge bir süredir rakip silahlı güçler arasında çetin çatışmalara ve suikast operasyonlarına sahne oluyor.(...) Görüldüğü gibi bir tarafta Suriye ordusunun operasyonları, diğer tarafta İslam Devleti’nin hücrelerine mâl edilen suikastlar, beri tarafta rakip güçler arasındaki çatışmalar nedeniyle İdlib belâlı bir yer olma özelliğini koruyor. Ayrıca Doğu Guta, Doğu Kalamun ve son olarak Yermuk’tan transfer edilen 28 bin 725’i savaşçı toplam 188 bin 234 kişiyle birlikte İdlib başta olmak üzere Türk ordusunun bulunduğu bölgelerin kırılganlığı iyice arttı.”

Türkiye’nin Suriye’deki eylem planının rejimi bölgeden uzak tutmaya odaklandığını belirten Taştekin şöyle devam ediyor: “Türk ordusunun kanatları altında korunmuş bir İdlib Türkiye’nin Suriye siyasetinde önemli bir koz olarak da kurgulanıyor. (...) Astana’nın diğer iki ortağı Rusya ve İran’ın gerilimi düşürme stratejisinden beklentisinin üçüncü ortaktan farklı olduğu sır değil: İdlib’e hükmeden grupları günün sonunda silah bırakmaya ya da rejimle çatışmaya son verip siyasi sürece girmeye razı etmek. (...) İdlib’in mevcut efendileri, Türkiye’nin doğrudan ya da dolaylı yardımlarına istinaden Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtları ile dost kalmaya özen gösteriyor. Buna tamamen Türkiye’nin sınırlarından beslenen Heyet Tahrir El Şam dâhil. Fakat bu örgütün gündemi uzlaşmaya açık kapı bırakmıyor. Örgütün siyasi kanat sorumlusu Yusuf El Hacer Türkiye ile iş birliğini teyit edip, devrimin çıkarlarıyla uyuştuğu için kontrol noktalarına izin verdiklerini belirtip Heyet Tahrir El Şam’ın Suriye rejimi yıkılıncaya kadar savaşmaya devam edeceğini söylüyor. Türkiye, İdlib’de kendi aleyhine dönecek potansiyel riskleri minimize etmek ve bu bölgeyi kullanışlı bir koza dönüştürebilmek için birtakım uyanık müdahalelerde bulunduğu izlenimi veriyor. Evvelâ epey zamandan beri yapmaya çalıştığı şey Türkiye’ye yakın grupları ortak bir ordu altında birleştirmek, bunları İdlib’de hâkim duruma getirmek ve siyasi çözüm süreçlerinde bunlara muhatap profili kazandırmak. (...) Türkiye Afrin’de olduğu gibi İdlib’de de Rusya ile eş güdümü sayesinde mevcut pozisyonlarını elde etti. Rusya ve İran’la ters düşüldüğünde durum ziyadesiyle çetrefilli hale gelebilir.”

Suriye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Velid Muallim ise 2 Haziran’da Şam yönetiminin Türkiye’yi “düşman ve işgalci” addettiğini söyleyerek şu açıklamayı yaptı: “Ne Türkiye ne de ABD Suriye kentleri için pazarlık yapma hakkına sahiptir. Vatanımızın her santimini kurtaracağız.”

Türkiye’nin Hayat Tahrir El Şam ile eş güdümü Ankara’nın Suriye’deki cihatçılarla eş güdüm alışkanlığı bakımında korkutucu ve endişe verici bir gelişme olarak görülmeli, bilhassa da Suriye’nin kuzeyindeki muhalif bölgelerinde Türk varlığını kabullenmeyi düşünen ABD için. Zira ABD Dışişleri Bakanlığı, 31 Mayıs’ta Hayat Tahrir El Şam’ı El Kaide’nin Suriye uzantısı Nusra Cephesi ile bağlantılı bir grup olarak terör örgütü listesine aldı.

Amberin Zaman Türkiye’nin Trump yönetiminden de bir ölçüde destek alan Menbic ve çevresine dair planlarına ilişkin şu bilgileri aktarıyor: “Suriye’de, Türkiye ve ABD’nin denetiminde rejim karşıtı bölgelerin kurulması öngörülüyor. Bu durumda hem Halk Savunma Birlikleri (YPG) dışarıda kalacak hem de Şam’ın yaşamsal enerji, su ve tarım kaynaklarıyla bağlantısı kesilecek. Ayrıca Rus ve İran etkinliği de geriletilmiş olacak.”

Putin’in şu an kadar Suriye’de gerginlikleri körüklemekten kaçınma diplomasisi izledi ancak ABD’nin desteği olmazsa bunu uzun süre devam ettirmesi olanaklı görünmüyor. Asıl soru ise şu: Trump, Putin’in planını kabul eder mi ve ederse bedeli ne olur? Bu sütunda temmuz 2017’de dile getirdiklerimizi bir kez daha yineliyoruz: “Putin’in nihai hedefi ABD öncülüğündeki yaptırımların kaldırılmasıdır. Trump’ın Temsilciler Meclisi’nde bekleyen ve çok daha ağır olan yeni yasa tasarısını ne kadar geciktirebileceği de soru işareti. Yaptırımlar hafiflemeyecekse Putin’in bölgesel ilişkileri pahasına Trump’ın suyuna gitmesi için fazla sebebi kalmaz."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Donald Trump
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept