Gulf Pulse

Körfez İş Birliği Konseyi öldü mü?

By
p
Article Summary
Katar’a yönelik ablukanın birinci yılında Körfez İş Birliği Konseyi belki de onarılamayacak kadar dağılmış durumda. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suudi Arabistan önderliğinde Katar’a uygulanan kuşatma birinci yılını doldururken Körfez İş Birliği Konseyi (KİK) de ölmüş sayılır. Suudi Kralı Halid tarafından İran-Irak Savaşı sürerken mayıs 1981’de kurulan KİK, Körfez’deki monarşileri bir araya getirerek güçlendirme amacındaydı ve ebeliğini ABD yaptı. KİK hiçbir zaman sıkı bir beraberlik içinde olmadı ama yine de Suudi Arabistan ve diğer beş monarşinin nüfuzunu artırmakta, üyeler arasında siyasi eş güdüm sağlamakta etkili bir araç oldu.

Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır 5 Haziran 2017’de duyurdukları kararla Katar’la ilişkilerini kesti ve bir ticaret ablukasını devreye soktu. Karardan kısa bir süre önce ABD Başkanı Donald Trump ilk dış gezisini Riyad’a yapmıştı. Suudilerin Katar’a yüklenme planından Amerikalılara ne kadar bahsettiği ve Trump ekibinin söylenenleri ne kadar anladığı bugün hâlâ netleşmiş değil. ABD’nin ablukaya verdiği tepkilere kafa karışıklığı damga vurdu ve bu karışıklık halen devam ediyor.

Suudiler niyetlerini aslında önceden belli etmişti. Vahhabiliğin kurucusu Muhammed Bin Abdul Vahhab’ın soyundan gelen 200 kadar erkek 28 Mayıs 2017’de Suudi Okaz gazetesinde açık bir mektup yayımlamıştı. Gazetenin ön sayfasından yayımlanan mektup isim vermeden bir Körfez ülkesinin emirine sesleniyordu. Emir, Vahhab’ın yolundan gitmemekle ve sapkınlıkla suçlanıyor, emirlikteki en önemli cami olan Muhammed Bin Abdul Vahhab Cami’nin adının değiştirilmesi isteniyordu. Körfez’de böyle bir cami tek bir yerde vardı. O da Katar’dı. Suudi Arabistan dışında dünyanın tek Vahhabi ülkesi de Katar’dı.

Mektup, Emir Tamim Bin Hamad El Sani’nin müminler topluluğundan aforoz edilmesi anlamına geliyordu. Bu dini ihracı bir hafta sonra siyasi kopuş izledi. İnanç ve din meselelerini çözmek siyasi kavgaları çözmekten her zaman daha zordur. Siyaset esnektir, din doktrindir.

Geçtiğimiz aylarda ise Vahhab’ın soyundan gelen bir isim, Abdüllatif Bin Abdülaziz Bin Abdülrahman El Şeyh Suudi Arabistan’da İslami işler bakanlığına getirildi. Vahhabi dini teşkilatında kritik bir konum olan bu bakanlık camilerdeki vaazların içeriğini belirliyor. Abdüllatif, Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın yakın çevresinde yer alıyor ve onunla birlikte hareket ediyor.

Katar ablukasının mimarı olan Veliaht Prens muhtemelen mektubun arkasında da yer almıştı. Suudi-Katar kavgalarının uzun bir geçmişi var. Katar’ın bağımsız dış politika izleme ısrarı ve Suudilerin gözüne parmak sokma eğilimi Riyad’ı hep rahatsız etmişti. Karşılıklı büyükelçiler çekilmiş ama kavgalar kontrol altında tutulmuştu. Anlaşmazlıklar KİK’in işini yapmasını, üst düzey toplantılar düzenlemesini engellememişti.

Üyeler arasındaki güç dengesizliği nedeniyle gerilim KİK’in doğasında var. Konseyin büyük abisi olan Suudiler KİK’i her zaman bir NATO veya Varşova Paktı gibi görmek istedi. Yani eşitlerin müştereken yönettiği değil, tek bir başkentten yönetilen bir ittifak. Küçük Körfez devletleri bunu biliyor ve Suudi hâkimiyetinin kaçınılmaz olacağı kaygısıyla askeri konularda daha ileri bir birlik veya ortak para birimine yönelik adımlara direnç gösteriyordu. İş birliği ve istişareye evet ama entegrasyona hayır, diyorlardı.

Prens Muhammed eski usulleri bozdu ve KİK’i parçalamış oldu. Monarşiler şimdi farklı kamplara ayrıldı. Bunlardan biri Suudi kampı. Suudi Arabistan’ın yanında yer alan BAE siyasi ve ekonomik rakibi Katar’ı cezalandırma sürecine kararlılıkla katılıyor. BAE ayrıca Doha merkezli El Cezire’nin sert bir tenkitçisi.

Katar’la öteden beri sınır sorunları yaşayan Bahreyn bu kampın daha da hevesli bir üyesi. Sınır anlaşmazlıklarının bazıları şimdi yeniden canlanıyor. Nüfusunun çoğunlukla Şii olmasına rağmen Sünni bir hanedanın yönettiği Bahreyn Suudilerin askeri desteğine muhtaç. Ülkedeki istikrarı korumak için 2011 Arap Baharı sırasında Bahreyn’e Suudi askerler gönderildi.

Kuveyt ise bu blokun kısmi üyesi. Katar’la ilişkilerini kesmeyen Kuveyt, bazen ABD’den de destek alarak kavgada sessizce arabuluculuk yapmaya çalıştı. Ancak özellikle Irak’ın 1990’daki işgalinden bu yana Kuveyt Suudi Arabistan’a fazlasıyla bağımlı. Hem Irak’ın toprak emellerinden hem de önemli sayıdaki Şii nüfusu nedeniyle İran müdahalesinden derin korku duyan Kuveyt, neredeyse tüm meselelerde Suudi Arabistan’ın peşinden gidiyor. Son olarak Kral Selman Bin Abdülaziz El Suud’un Ürdün kralına destek için düzenlediği Mekke zirvesinde Suudilerin Ürdün’e sağladığı beş yıllık ekonomik yardım paketine Kuveyt de katıldı.

Katar ise KİK’te tek başına kaldı. ABD’nin bölgedeki en büyük ve en önemli askeri üssü olan Merkez Komutanlığı karargâhına ev sahipliği yapan Katar, Washington’la özel bir ilişkiye sahip ve çıkarlarını korumak için ABD’de yoğun lobi faaliyetleri yürütüyor.

Ablukanın Katar’da ilginç bir ters etkisi oldu. Katar’da nüfus çoğunlukla yabancı işçilerden oluşsa da ülkenin kendi vatandaşları emirin arkasında durdu, Katar milliyetçiliği canlandı.

KİK’in son üyesi Umman ise komşu monarşilerin kavgasından uzak duruyor. Sultan Kabus konseye her zaman mesafeli durdu, KİK zirvelerine nadiren katıldı. Orta Doğu’ya olduğu kadar Güney Asya’ya da önem veren Umman sultanlığı üç yıl önce de diğer KİK üyeleri Suudi önderliğindeki Yemen savaşına katılırken savaşta yer almayı reddetmişti. Umman İran’la ilişkilerini doğru kulvarda sürdürüyor ve ablukaya karşı Katar’a bazı yardımlarda bulunuyor.

Özetle KİK bugün hiç olmadığı kadar parçalanmış vaziyette. Trump yönetimi ise net ve tutarlı bir söylem ortaya koyamadı, daha da önemlisi kale alınmadı. Bölünmüşlüğü çözmek için iki dışişleri bakanının yanı sıra savunma bakanı da uğraş verdi ama nafile. ABD adına bu olağanüstü bir zafiyet ve güçsüzlüğe işaret ediyor.

Bu durum aynı zamanda Trump’ın geçen yıl Riyad’da çığırtkanlığını yaptığı İran’a karşı birleşik İslami cephenin Körfez’deki cephe hattının da çöktüğü anlamına geliyor. ABD’nin Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nı ihlal etmesi ve nükleer anlaşmada P5+1 grubundan tecrit olmasıyla İran’ı frenlemek için gerekli olan ortaklık hem bölgesel hem küresel boyutta dağılmış oldu.

Bu arada Riyad’daki KİK sekretaryası varlığını sürdürüyor. Araplar arasındaki soğuk savaşlar asla kalıcı olmaz. Yine de ittifaklar güvene dayanır. NATO George W. Bush’un ahmak Irak savaşından hasar görmeden çıktıysa bunun nedeni ABD’ye olan güvenin özünde devam etmesiydi. O günlerde NATO özel danışmanı olduğum için bunu çok iyi biliyorum, olayların içindeydim. Ne var ki ABD’ye olan bu güven bugün ortadan kalkmış durumda. ABD’nin önemli mir müttefiki olan KİK basit entrikalara kurban edildi.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Bruce Riedel, Brookings Enstitüsü'nde İstihbarat Projesi'nin direktörüdür. Son kitabı, "Avoiding Armageddon: America, India and Pakistan to the Brink and Back" başlığıyla yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept