Türkiye'nin Nabzı

Ankara'dan Irak’ta taşra diplomasisi

By
p
Article Summary
Irak’ta Türk siyasetinin dağıttığını Türk diplomasisi toparlamaya çalışıyor.

Irak’ta Türk siyasetinin dağıttığını Türk diplomasisi toparlamaya çalışıyor. Irak ile birçok alanda kötüleşen ilişkileri düzeltmek için Bağdat nezdinde yürüttüğü çabalardan henüz sonuç alamayan Türkiye, bir nevi ‘taşra diplomasisi’ diye tanımlanabilecek yeni bir diplomasi atağı başlattı.

Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız Bağdat’ın dışına çıkıp farklı kentlerde yerel yöneticiler ile buluşmaya ve buralarda düzenlenen etkinliklere katılmaya başladı.

Büyükelçinin, Türk hükümetinin mezhepçi saiklerle geleneksel dış politika çizgisinden saptığına dair eleştirilerin arttığı bir dönemde Şii ağırlıklı güney bölgelerine odaklanması kayda değer bir çaba.

Kasım ayında Babil, Necef ve Kerbela’ya giden Yıldız, kısa süre önce de Vasit, Meysan, Basra ve Zikar vilayetlerini kapsayan dört günlük bir ziyaret gerçekleştirdi.

Türk hükümetinin üç yıl önce farkındalık yaratmak amacıyla kutlamaya başladığı Kut’ül Amara Zaferi’nin 102’inci yıl dönümü için 29 Nisan’da Vasit’in merkezi Kut’a giden Yıldız, Vasit Valisi Mahmut Molla Telal ve ticaret odası temsilcileriyle görüştü. Ertesi gün Meysan’ın merkezi Amara’da Meysan Valisi Rahim Şuvay, meclis üyeleri ve yine ticaret odası temsilcileriyle bir araya gelen Büyükelçi’nin üçüncü durağı Basra oldu. Yıldız, Basra’da Vali Esad İdani ve Meclis Başkan Vekili Velid Kiddan ile bir araya geldi.

Ziyaretini Zikar’ın merkezi Nasıriye’de tamamlayan Büyükelçi, 2014’te tahliye edilen Basra Konsolosluğu’nun yeniden açılması için çalışmaların sürdüğünü belirterek şöyle dedi: “Basra, Irak’ın ekonomik başkentidir. Yatırım, ulaştırma ve ticaret açısından sadece Irak değil, Türkiye için de stratejik önemdedir. Bu alanlardaki iş birliği imkânlarını değerlendirdik. Kaybettiğimiz dört yılı en kısa sürede telafi etmek üzere mutabık kaldık.”

Al-Monitor’un konuya yakın kaynaklardan edindiği bilgilere göre, ziyaretin birincil hedefi Basra Başkonsolosluğu’nun yeniden açılması için uygun psikolojik koşulları oluşturmaktı.

Türkiye konsolosluğu İslam Devleti’nin (İD) 2014’te, Musul’u ele geçirmesinin ardından, artan güvenlik riski nedeniyle kapatmış ve başkonsolos, iki konsolos ve 15 özel harekâtçıdan oluşan 18 kişilik ekip zırhlı araçlarla Kuveyt üzerinden tahliye edilmişti.

Aslında Basra İD tehdidi altında değildi ancak Ankara’nın tüm uyarılara rağmen Musul Başkonsolosluğu’nu boşaltmaması Türkiye’nin İD’e yardım ettiğine dair yaygın bir kanaate yol açmış; bu da Şii çoğunluklu bir bölgede bulunan konsolosluğa dair güvenlik endişelerini artırmıştı. Al-Monitor’a konuşan diplomatik bir kaynak o dönem yaşananları “Musul vakıası Türk Dışişleri’nde izi kolay silinmeyecek bir Musul Sendromu” yarattı diye anlatıyor.

O dönem, Türkiye’nin Basra’dan çekilmesinin, üstelik de Bağdat yerine Kuveyt üzerinden çekilmesinin gerekli olup olmadığı tartışılmıştı şimdi ise kafalarda konsolosluğun niçin dört yıldır halen açılmadığı sorusu var.

Ortada somut bir tehdit yok ancak ikili ilişkilerdeki soğukluğun caydırıcı bir rol oynadığı muhakkak. Yıldız’ın ziyareti sırasındaki temaslardan çıkan sonuç ise başkonsolosluğun artık hızla açılması için olumlu bir havanın oluştuğu yönünde.

Nitekim, başkonsolosluğun faaliyete geçtiği 2009’dan itibaren bölgede iş yapan Türk şirketi sayısı iki yıl içerisinde 20’den 95’e çıkmıştı. Şu anda bölgede iş yapabilen Türk şirketi sayısı ise 2009 rakamının bile altında. Türkiye’nin Irak’a 2008’de 3.9 milyar dolar olan ihracatı, 2013’te 12 milyar dolara çıkmış, sonraki üç yıl içinde ise 7.6 milyar dolara gerilemişti. Geçen yılki düzelmeyle bu rakam tekrar 9.1 milyar doları buldu. Yani iniş çıkışlara rağmen Irak halen Türkiye’nin üçüncü büyük ithalatçısı konumunu koruyor. Irak’ın yeniden imarına yönelik projeler de Türk firmalarının yeni fırsat beklentilerini artırıyor.

Türkiye bir süredir kendine bir yol haritası çizmeye çalışıyor. Haritada stratejik değer atfedilen en önemli proje Basra’dan Bağdat yoluyla Musul’a, oradan da Fişhabur bağlantısıyla Türkiye sınırına varan kuzey-güney otoyolunun yeniden inşası. Tarihi İpek Yolu’nun kollarından biri sayılan Basra-Musul hattının diriltilmesi Türkiye için sadece bölgede yatırım ve ticaret potansiyelinin artırılması açısından değil, Güney Asya ve Körfez ülkelerinin Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlanması açısından da önem taşıyor.

Peki Bağdat’taki hakim siyasi iradenin tercihi ne yönde? İran faktörü Türkiye’nin önünde bir engel mi? Bu işe ABD ne diyor? Şii karakteriyle bilinen güney illeri Türkiye’ye karşı çekinceli mi? Süreci yakından takip eden bir kaynak Al-Monitor’a bu soruların yanıtlarını özetle şöyle veriyor:

  • Türkiye’nin önem atfettiği kuzey-güney koridoru esasen Irak hükümetinin yeniden imar projeksiyonunda da yer alıyor. Burada sorun Bağdat’tan ziyade üçüncü faktörlerden kaynaklanıyor. Basra, Güney Asya-Körfez ile Türkiye-Avrupa bağlantısının tam ortasında duruyor. Körfez’deki limanlar üzerinde ayrı bir rekabet var. Irak kendi potansiyelini tam olarak kullandığı takdirde Basra’nın önemi artacak; belki de ticaret, ulaşım ve taşımacılıkta Süveyş Kanalı’nın arz ettiği önemi yakalayacak. Türkiye, Bağdat’a açacağı krediyle otoyolu bizzat yapmaya talip. Tarihi Musul-Basra yolunun yanı sıra demiryolu hattının da devreye sokulması düşünülüyor. Özel görüşmelerde Iraklılar “Biz de bu yolun açılmasını istiyoruz ama Amerikalılar engel oluyor” diyor. Türk tarafına göre ABD, Suriye’deki Kürtlere yardımları Rabia sınırından yaptığı için bu akışı kesecek şekilde bir inşayı istemiyor. Bir diğer faktör de şu: Ovaköy’den açılacak yeni sınır kapısıyla Türkiye’ye bağlanacak olan bu yol, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin denetimindeki Habur Sınır Kapısı’na alternatif olacak. ABD, Kerkük’ün merkezi hükümetin kontrolüne geçmesine göz yumsa da Kürdistan’ı daha fazla sıkboğaz edecek adımlara sıcak bakmıyor.

  • Güney illerindeki ekonomik fırsatlardan yararlanmak için Basra Başkonsolosluğu’nun açılmasına önem atfediliyor. Başkonsolosluğun kapatılmasıyla rakip bir aktör olarak İran’ın işi kolaylaşmış olsa da bölgede Türkiye’nin önünde engel teşkil edecek düzeyde bir İran etkisi görülmüyor. Güneylilerin de sanıldığı kadar İran’a teveccüh ettiği söylenemez.

  • Bölgedeki yerel aktörler belli eleştirilerine rağmen Türkiye’nin varlığına karşı değiller. Hatta temaslar sırasında “Niye geciktiniz” diyenler oldu. Aşiret temsilcileri “İngilizlere karşı Osmanlı ile birlikte biz mücadele ettik” diyerek ortak tarihi geçmişe referans veriyor. Bu da buzları eriten bir etki yapıyor. Ayrıca geçmiş deneyimlerden hareketle Türk yatırımlarıyla ilgili algı olumlu. Yani yaptıkları işlerle iyi izlenim bırakan Türk firmalarının bölgeye tekrar dönmesi konusunda hazır bir zemin var.

  • Iraklılar her toplantıda Türkiye’nin Dicle ve Fırat nehirlerinin suyunu keserek Irak’ı kuraklığa mahkum ettiğine dair şikayetler dile getiriyor. Bu tür şikâyetler Nasıriye’ye bağlı Çibayiş ve Meysan’a bağlı Kurna’da aşiret liderleriyle yapılan görüşmelerde de dillendirildi. Bu konuda Türk tarafının tekrarladığı yanıt şu: “Irak’ta 20 yılda su kaybını önleyecek ve tarımsal sulamada etkinliği artıracak hiçbir yatırım yapılmadı, hala geçirgen toprak sulama kanalları kullanılıyor; suyun verimli kullanımı konusunda ortak projeler geliştirebiliriz. Türkiye, Irak’ın yeniden inşası için açmayı düşündüğü 5 milyar dolarlık kredinin yarısını su projelerine ayırabilir.” Nitekim, ziyaret sırasında Vasit Valisi ile sulama sistemlerinin geliştirilmesi konusunda bir ön mutabakat sağlandı. Türkiye yeni dönemde bu meseleye önem verecek.

  • Türkiye’ye yöneltilen eleştirilerden bir diğeri kuzeye yani Kürdistan bölgesine gösterdiği ilgiyi güneyden esirgemiş olması. Türk tarafının nihai izlenimi ise şu: “Yeniden faaliyete geçmesi halinde Basra Başkonsolosluğu ciddi bir ticaret ve yatırım misyonu haline gelebilir.”

Öte yandan, Şii bölgelerine yönelik açılıma olumlu yaklaşan Bağdat’ın Türkiye’yi Kerkük’ten uzak tutma siyaseti devam ediyor. Türkiye büyükelçisinin güneye inip temas ağını genişletmesinde bir sakınca görmeyen Bağdat, sıra Kerkük’e geldiğinde tedbirli davranıyor. Özellikle 12 Mayıs seçimi öncesinde Türkiye’nin Türkmen kartıyla dengeleri değiştirecek bir faktör olarak devreye girmesi istenmiyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: development, turkey-iraq relations, reconstruction, turkish diplomacy, turkey-iraq trade, shiites

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept