Putin “yabancı silahlı güçlerin” Suriye’den çekilmesiyle neyi kastediyor?

By
p
Article Summary
Sıkıntılı günleri geride bırakan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu kendisi için hiç olmadığı kadar olumlu bir dönem yaşıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Putin’in Suriye’deki diplomasi atağı

Al-Monitor yazarı Maxim Suchkov İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun 9 Mayıs’taki Moskova ziyaretinden bir gün sonra “Pek yakında Suriye ve İran’dan da bazı üst düzey ziyaretçiler Rusya’ya gelirse şaşırmamak lazım.” diye yazmıştı. Dolayısıyla hem İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in hem Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın Rusya’ya gitmesi Al-Monitor okuyucuları için herhalde sürpriz olmadı.

Geçen hafta bu sütunda İran’la İsrail arasında kapısı çalınabilecek tek arabulucu olarak Vladimir Putin’in kaldığına dikkat çekmiştik. ABD’nin Ortak Kapsamlı Eylem Planı’ndan (OKEP) çekilmesi gayri ihtiyarı olarak Putin’in elini güçlendirmiş olabilir. Moskova şu an iki tarafın karşılıklı mesaj gönderebileceği ve bu mesajların dürüstçe iletildiğine güven duyabileceği tek diplomatik kanal. Bu ortamda Rus diplomasisi Suriye’de yeniden vites arttırıyor.

Hamidreza Azizi İran’ın stratejisini şöyle değerlendiriyor: “İran’ın Suriye’de İsrail’le çatışmayı büyütmeme kararı etkinliğini yeniden artıran Batı’ya yönelik yaklaşımının bir başka unsuru olarak görülebilir. Bu bağlamda İran Rusya’yla yakın iş birliğini sürdürerek İsrail meselesini ileride halledilebileceğini düşünüyor, dolayısıyla gerilimi yükseltme ihtiyacı görmüyor. Bunun temelinde de ağırlıkla şu bakış açısı yatıyor: Rusya Suriye ordusunun savunma kapasitesini artıracak yeni adımlar atarsa, özellikle de S-300 hava savunma sistemlerini tedarik ederse İran güçlerinin İsrail saldırılarına maruz kalma ihtimali de fazlasıyla azalacak. İran aynı zamanda Moskova’yı İsrail’in tarafına itmemek için kışkırtıcı adımlardan uzak duruyor, yani Rusya ile İsrail’in tutumları arasında ciddi bir mesafe kalmasını istiyor.”

Esad ile Putin’in 17 Mayıs’taki Soçi buluşmasından iki gün önce Astana sürecinin ortakları Rusya, Türkiye ve İran’ın diplomatları da Suriye konusunda yeni istişarelerde bulundu. Sözlerin icraata nasıl yansıyacağını zaman gösterecek ama Putin-Esad zirvesinden gelen açıklamalar iki cephede önemli ilerleme olabileceğine, ayrıca BM temsilcisi Staffan de Mistura’ya ihtiyaç duyduğu ivmenin sağlanabileceğine işaret ediyor.

Suchkov görüşmeyle ilgili şöyle yazıyor: “Esad’ın Suriye anayasasını hazırlamakla görevli bir komisyonun kurulmasını nihayet kabul etmesi görüşmenin en önemli sonucu sayılabilir. Komisyon fikri ocakta Soçi’de düzenlenen Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nde benimsenmiş ama Esad bu süreçte iktidarını kaybetme veya ödün verme korkusuyla bu fikre karşı çıkmıştı. Moskova ise bu fikri Suriye meselesini siyasi-diplomatik alana çekmenin ve süreç üzerindeki etki gücünü korumanın en isabetli yolu olarak görüyor.”

Esad Putin’le görüşmesinin ardından şöyle konuştu: “Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin sonuçları doğrultusunda kurulması gereken anayasa komisyonu konusuna odaklandık. BM ile ilgili çalışmalara başlamayı öngörüyoruz. Mevcut anayasanın değiştirilmesini görüşecek anayasa komisyonuna temsilci listesi göndereceğimizi Başkan Putin’e teyit ettim. Bu en kısa zamanda yapılacak.”

Rusya’nın anayasa komisyonu çabaları karşısında Esad’ın nihayet taviz vermesi dönüm noktası olma potansiyeli taşıyan tek gelişme değildi. Suchkov’a göre “Görüşmeden yansıyan belki de en ilginç cümle Putin’in Suriye’deki yabancı güçler hakkında söyledikleriydi. Putin şu ifadeleri kullandı: ‘Suriye ordusunun terörle mücadelede önemli zafer ve başarılar kazanmış olmasından, ayrıca siyasi süreçte daha faal bir aşamaya geçilmesinden dolayı yabancı silahlı güçlerin Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarından çekileceği varsayımıyla hareket ediyoruz.’”

Cevabı bilinmeyen soru ise şu: İran’ın savunmada olduğu, Suriye halkında ise bu korkunç savaşın gerçekten sona yaklaştığı umudunun doğduğu bir dönemde Trump yönetimi Rusya’nın arabuluculuğunu kabul edip bu fırsattan yararlanacak mı?

Netanyahu en iyi dönemini mi yaşıyor?

Ben Caspit İsrail’deki havayı şöyle aktarıyor: “Yoğun gösteriler ve çok sayıdaki ölüye rağmen Başbakan Benjamin Netanyahu yönetimindeki İsrail’de son günlerde büyük bir coşku dalgası yaşanıyor. Netanyahu’nun siyasi kariyerinde en büyük siyasi zaferlerini kazandığı zaman bile bu kadar olumlu bir dönem olmamıştı. Olumlu olaylar zinciri, MOSSAD’ın Tahran’ın göbeğinden aşırıp Tel Aviv’e getirdiği İran’a ait nükleer arşivlerin Netanyahu tarafından tüm dünyaya açıklanmasıyla başladı. Ardından ABD Başkanı Donald Trump İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurdu ve bu açıklama İsrail’de büyük sevinçle karşılandı. Bunun üzerine İsrail ve İran bir gün boyunca çatıştı. İran İsrail’e hiçbir zarar veremedi ama İran’ın Suriye topraklarında oluşturduğu askeri altyapı büyük darbe aldı. 12 Mayıs akşamında ise İsrailli şarkıcı Netta Barzilai Eurovision Şarkı Yarışması’nı kazandı. Netta Barzilai’nin Avrupa zaferinden sonra 14 Mayıs’ta Tel Aviv’in Rabin Meydanı’nda düzenlediği dev kutlamaya on binlerce İsrailli katıldı. Yine 14 Mayıs’ta ABD Büyükelçiliği Tel Aviv’den Kudüs’e taşındı ve bu vesileyle düzenlenen törene İsrail’deki bazı seküler solcular bile ‘mesihsel’ sıfatını yakıştırdı. Netanyahu hiç görmediği bir zirveye yükselmiş durumda. Hakkındaki yolsuzluk soruşturmaları adeta unutulurken Başbakan hiç olmadığı kadar yenilmez görünüyor.”

Akiva Eldar ise İsrail’deki havayı şöyle betimliyor: “Onlarca Arap’ın öldürülmesi, binlercesinin yaralanması sevinçli kalabalıkların Tel Aviv’deki Rabin Meydanı’nda toplanıp İsrailli şarkıcının zaferini kutlamasına engel olmadı. Hamas kendi insanlarını İsraillileri öldürmeye gönderiyorsa bundan biz İsrailliler sorumlu olamayız değil mi? İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Sözcüsü Tuğgeneral Ronen Manelis ‘Gazze’yi ölüme gönderenin’ Hamas olduğunu söylemişti. Bu mesaj kamuoyunda fazlasıyla karşılık buluyor. Yahudilerin yüzde 83’ü IDF’in Gazze sınırında hakiki mermi kullanmasını destekliyor. (...) Gazze’deki iki milyon Filistinlinin yaşadığı sıkıntılar ile son İsrail karşıtı gösteriler arasındaki bağı örtbas etmek için beceriksizce söylemler geliştiren sivil ve askeri yöneticilere göre Hamas, İran’ın sağladığı kaynakla 100 dolar gibi küçük paralarla kadınları ve çocukları sınıra gitmek için kandırıyor. Peki, bir insanın bu kadar küçük bir meblağ için canını tehlikeye atması nasıl bir çaresizlik ve umutsuzluk gerektiriyor? Gazze’de fokurdayan tencerenin İsrail’in suratına patlayabileceğini görmemek için İsrail yönetiminin ne kadar idraksiz olması gerekiyor?”

Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre Gazze-İsrail sınırında 30 Mart’ta başlayan gösterilerde bugüne kadar 110 Filistinli öldürüldü, 2 bin 500’den fazla Filistinli yaralandı.

Caspit’in tespitleri şöyle: “Netanyahu Gazze konusunda iki yol izleyebilirdi: Filistin Yönetimi’ni tavrını yumuşatmaya ve Gazze’de sivil yönetimi ele almaya teşvik edebilir ya da alternatif olarak uzun vadeli bir ateşkes için Hamas’la dolaylı müzakerelerden yana tavır alabilirdi. Ancak mevcut koşullarda Netanyahu’nun Hamas’la ciddi bir uzlaşma sürecine girmesini tahayyül etmek zor. Hamas son aylarda İsrail’e bu mealde bazı teklifler iletti ama yanıt alamadı.”

Shlomi Eldar’a göre ise kanlı gösterileri teşvik eden Hamas yönetiminin çılgınca görünen bu tutumu belli bir yönteme dayanıyor olabilir. Eldar şöyle yazıyor: “Bir Hamas kaynağına göre durumun ne kadar riskli hale geldiğini gören Mısır Gazze konusunu ciddiyetle ele almaya hazır. Buna paralel olarak Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah El Sisi, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah sınır kapısının Ramazan ayı boyunca açık kalmasını emretti. Ramazan ayı sona erene kadar Hamas, Mısır ve İsrail’in daha kapsamlı bir mutabakata varması umulabilir. Ancak İsrail ve Mısır’ın yasakları gevşetmesi, hatta yabancı devletlerden Gazze’ye yardım gelmesi Gazze halkının yaşam koşullarında önemli bir iyileşme sağlayamaz. İnsani kriz o kadar vahim bir boyutta ki sınır kapılarının açılması ya da ilave gıda ve hammadde tedarikleri gibi geçici çarelerden fayda beklenemez. Gazze’nin kapsamlı, büyük bir rehabilitasyon planına ihtiyacı var. Ancak Filistin Yönetimi Gazze’nin idaresini geri almadıkça, buradaki halkın sorumluluğunu üstlenmedikçe böyle bir planın işlemesi mümkün değil. Bunun için de Hamas’la Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın uzlaşması lazım. (Hamas’ın Gazze’deki lideri) Yahya Senvar Gazze’nin idaresinde Hamas’ın başarısız olduğunu kabul etti ama o ve diğer yöneticiler, Abbas’ın uzlaşı için ön koşul olarak öne sürdüğü Hamas’ın askeri kanadını silahsızlandırma talebine katı bir şekilde karşı çıkıyor.”

Shlomi Eldar şöyle devam ediyor: “Hamas, El Fetih ve Filistin Yönetimi ile uzlaşma ihtimalini gözden çıkarmış değil. Son haftada çok sayıda Filistinlinin öldürülmüş veya yaralanmış olması, Siyonist düşmana karşı Filistin halkını koruması gerektiğini ve ‘direniş silahlarından’ vazgeçemeyeceğini söyleyen Hamas’ın Abbas’ı ikna etme çabalarında yeni bir araç olacak. Bir başka baskı unsuru olarak Hamas’a bağlı El Aksa televizyonu Filistin halkının katledilmesinden Abbas’ı da sorumlu tutan bir kampanya yürütüyor. Unutanlar olduysa hatırlatalım: Abbas Gazze’ye yaptırımlar uygulamış ve bunlar halkın mağduriyetini iyice ağırlaştırmıştı. Hamas’a göre Abbas’ın özür dilemek için tek bir yolu var: Yaptırımları kaldırmak, Gazze’deki memurların askıya alınan maaşlarını ödemek ve sadece Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’nin idaresinde yaşayanların değil tüm Filistinlilerin lideri gibi davranmak. Başka bir deyişle Abbas hiçbir koşul öne sürmeden Gazze Şeridi’nin sorumluluğunu hemen üstlenmeli.”

Oldukça karamsar görünen Akiva Eldar ise şöyle yazıyor: “Şimdilik yapabileceğimiz tek şey ABD başkanının İsrail-Filistin barışı için söz verdiği ‘nihai anlaşmayı’ beklemek ve hiçbir yere varmayacak bu yolda Netta’nın şarkısını mırıldanmak."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Iran Deal, Gazze
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept