İsrail'in Nabzı

Gazze’nin dev potansiyeli

By
p
Article Summary
Hamas’la İsrail arasında uzun vadeli bir ateşkes sağlanırsa Akdeniz’de önemli bir doğal gaz sahasına, nefis sahillere ve eğitimli bir nüfusa sahip olan Gazze Şeridi giderek derinleşen sıkıntılarını geride bırakabilir.

Görünüşe bakılırsa Gazze Şeridi o kadar kötü bir yer ki herkes ondan uzak durmak istiyor. İsrail’de “Cehenneme git!” ifadesinin eş değeri olarak “Gazze’ye git!” ifadesi kullanılıyor. Nüktedanlığıyla tanınan merhum İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin, bir defasında “Keşke Gazze denizde boğulsa.” demişti. Aynen. Ne bir eksik ne bir fazla. Bendeniz ayrıca temmuz 1978’de dönemin muhalefet lideri Şimon Peres’le beraber Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’la Viyana’da yaptığımız sohbeti hatırlıyorum. Sedat, İsrail Başbakanı Menahem Begin’in Sina Yarımadası’ndaki Yamit kasabasını ilhak etme karşılığında Gazze’yi Mısır’a vermeyi teklif ettiğini anlattı. Sonra da gülerek o gür bariton sesiyle şöyle dedi: “Begin herhalde beni aptal sanıyordu. Ona hemen oracıkta ‘O lanet olası yer sana kalsın.’ dedim.”

Gazze-İsrail sınırında son günlerde yaşanan olayların da Gazze’nin imajına katkı yapmadığı muhakkak. Orta Doğu’dan son haberleri takip edenler Gazze’nin yanan lastiklerden yükselen kara dumanlardan, acımasızca akan kandan ibaret olduğu yanılgısına kapılabilir. Son yıllardaki gelişmeleri izlemiş olanlar da şiddetli silahlı çatışmaları, roket atışlarını, bölgede yaşanan insani krizi anımsar. Filistin yönetimi bile Gazze’ye kıymetli bir varlıktan ziyade gözden çıkarılabilecek bir varlık ya da yükmüş gibi davranıyor. Ancak Gazze’yi gerçekten bilenlerin onu berbat bir yer olarak görmesi zor. Peki, neden?

  • 360 kilometre karelik küçük bir bölge olan Gazze, ılıman bir iklime, harika sahillere ve kullanılmayı beklenen önemli bir turizm potansiyeline sahip.

  • 1999’da Gazze açıklarında rezerv değeri 7 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilen bir doğal gaz sahası keşfedildi.

  • Gazze eğitim düzeyi yüksek bir nüfusa sahip ve bölgenin Tel Aviv’e yakınlığı – arabayla bir saatten az -- pek çok Gazzelinin görece yüksek ücretlerle İsrail’de çalışabileceği anlamına geliyor.

  • Gazze’nin perişan hali aşırı nüfus yoğunluğundan kaynaklanıyor. Bunun başlıca sebebi 1948’de mülteci durumuna düşen Filistinlilerin İsrail’den Gazze’ye kaçmış olması. Ancak Gazze büyük bir potansiyeli olduğunu geçmiş dönemlerde kanıtladı. 1993 Oslo Anlaşması’nın ardından 1994-2000 döneminde Gazze’nin çehresi hızla değişmişti. Gökdelenler, lüks oteller, alışveriş merkezleri, spor tesisleri, eğlence merkezleri ve restoranlar bölgenin dört bir yanında mantar gibi bitmişti. Kısa süreliğine de olsa işler iyiye gitmişti. O günlerde açılan fırsat penceresi bu kez Gazze’nin doğal gaz rezervlerinden gelecek kaynaklarla pekâlâ yeniden açılabilir.

İsrail-Filistin ihtilafının çözüm çerçevesini belirleyen Oslo Anlaşması’nda Batı Şeria ve Gazze’nin tek bir siyasi birim oluşturduğu, varılacak çözümün de her iki bölge için geçerli olacağı hükmü yer aldı. Ancak 2001’de iktidara gelen İsrail Başbakanı Ariel Şaron anlaşmaya uyma niyeti olmadığını hemen belli etti. Şaron Araplara güvenmez, bu açıdan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile Hamas arasında ayrım yapmazdı. Bunu bana bizzat kendisi 2005’te, Meretz’in başında bulunduğum sırada yaptığımız uzun bir sohbette söylemişti.

Şaron, tek taraflı bir kararla Gazze’den çekilmeyi, buradaki İsrail yerleşimlerini boşaltmayı seçti. Oysa kimse Şaron’a İsrail’in Gazze’den çekilerek buradaki yükümlülüklerinden kurtulacağı sözünü vermemişti. Kapsamlı çözümün parçası olarak İsrail’in Gazze’ye yönelik uluslararası yükümlülükleri var ve bunlar mevcut iktidar dâhil en sağcı İsrail hükümetleri tarafından bile hiçbir zaman reddedilmiş değil.

Filistinliler ve uluslararası toplum 2005’teki çekilmeyi Oslo Anlaşması’nın hayata geçirilmesi olarak gördü. Zira anlaşmada İsrail’in kademeli olarak işgal ettiği topraklardan çıkması öngörülüyordu. Öte yandan Filistin tarafı, Gazze’de bir Filistin devleti kurmayı ya da Gazze’yi ileride İsrail’in Batı Şeria’dan çekileceği bölgelerle birleşecek egemen bir Filistin toprağı ilan etmeyi hiçbir zaman düşünmedi. Oysa İsrail’deki sağcı hükümet böyle bir adımı engelleyemezdi.

2006’da Filistin Yönetimi’ne bağlı Filistin Yasama Meclisi için seçimler yapıldı. Dünyada demokrasiyi yayma iddiasında olan ABD Başkanı George W. Bush seçimlere Hamas’ın da girebilmesi için Şaron’a baskı uyguladı. Bu aslında 1995 tarihli İsrail-Filistin Ara Anlaşması’na aykırıydı. Anlaşmada “ırkçılık yapan ya da ırkçılığı savunan” ve “hedeflerini gerçekleştirmek için yasa dışı ya da demokratik olmayan yöntemler kullanan” kişi, parti ve koalisyonların adaylığının iptal edileceği söyleniyordu. Hâlbuki Hamas şiddeti benimsiyor ve İsrail’in yok edilmesini savunmaya devam ediyordu.

Hamas’ın seçimleri kazanması herkes için sürpriz oldu. İsrail ve uluslararası toplum bu gelişme karşısında ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hamas’ın seçimlere girmesini ön koşula bağlayamamış olan uluslararası toplum şimdi Hamas’a ancak tanınma koşulları koyabiliyordu. Bu koşullar şöyleydi: Hamas’ın terörü reddetmesi, FKÖ tarafından imzalanan uluslararası anlaşmaları kabul etmesi ve İsrail’i tanıması. Hamas’ın bu koşulları kabul etme niyeti olmadığı için uluslararası toplum ve özellikle Batılı ülkeler Hamas’ı tanımayı reddetti ve bir yıl önce başkan seçilen Mahmud Abbas’ı Filistin tarafında tek meşru adres olarak görmeye başladı.

Hamas açısından bu durum Filistin halkının demokratik tercihini kabul etmeyen uluslararası toplumun riyakârlığını gösteriyordu. Haziran 2007’ye gelindiğinde Hamas silah kullanarak Gazze’yi ele geçirdi ve Filistin Yönetimi’ni buradan çıkardı. Ramallah’taki Filistin Yönetimi ile Gazze’deki Hamas yönetimini uzlaştırma çabaları bugüne kadar başarılı olamadı.

Mısır haklı olarak Hamas’ı Müslüman Kardeşler’in uzantısı olarak görüyor. Mısır’la İsrail arasında sıkışıp kalan, iki komşusundan da yüz bulamayan Hamas yönetimi, İsrail’i ve İsrail-FKÖ anlaşmalarını tanımadan bu durumdan kurtulmanın, Gazze üzerindeki ablukayı kaldırmanın yollarını arıyor.

Gazze sınırındaki son olaylar da Gazze halkının bu cendereden kurtulma isteğinden kaynaklanıyor. Ne var ki bu sorun canını feda etmeye hazır Filistinli gençler ile İsrailli keskin nişancıların karşı karşıya gelmesiyle çözülemez. Demir yumrukla geçici bir çözüm sağlanabilir ama asıl ihtiyaç uzun vadeli bir çözümün bulunmasıdır. Bu bağlamda iki seçenekten söz edilebilir.

Birinci seçenek, Hamas yönetiminin şiddet kullanma konusunda tavır değiştirmesi. Böyle bir değişim – tabii İsrail’de de masaya oturma iradesi oluşursa -- Hamas’ı barış görüşmelerinde muhatap haline getirebilir.

İkinci seçenek ise Hamas’ı İsrail’i ve geçmiş anlaşmaları tanımaya zorlamadan birkaç yıl sürecek, topyekûn ateşkes anlamına gelen bir “hudna” dönemi için hemen görüşmelere başlanması ve bu arada Hamas’ın elindeki füzelere de çözüm bulunması. Böyle bir mütevazı ilerleme Mısır ya da Rusya gibi bir dış aktörün yardımıyla sağlanabilir. Geçmişte “hudna” için girişimler olmuştu. Bu çabaların bir an önce yeniden başlamaması için hiçbir sebep yok.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Gazze

Yossi Beilin has served in various positions in the Knesset and in Israeli government posts, the last of which was justice and religious affairs minister. After resigning from the Labor Party, Beilin headed Meretz. He was involved in initiating the Oslo process, the Beilin-Abu Mazen agreement, the Geneva Initiative and Birthright.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept