Irak Kürdistanı’nda hava sahası yeniden açılıyor

By
p
Article Summary
Kürdistan Bölgesi’ndeki sınır ve havalimanlarının kontrolü resmi olarak Bağdat’a geçiyor. Rusya’daki başkanlık seçimlerinden sonra Moskova Suriye stratejisinde değişikliğe gidebilir. Ortak menfaatler Ürdün Kralı ile Türkiye Cumhurbaşkanı’nı yakınlaştırıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Bağdat’la Erbil arasında havaalanı anlaşması

Bağdat ve Erbil kısa bir süre içinde havalimanları ile sınırların kontrolü konusunda nihai anlaşmaya vardıklarını duyuracak. Beklendiği gibi yetki yeniden merkezi hükümete geçecek.

Irak Başbakanı Haydar El Abadi 6 Mart’ta “İnşallah bölgedeki maaşları biz ödeyeceğiz, havalimanlarını da Nevruz’dan (21 Mart) önce yeniden açacağız.” dedi.

Anlaşmayla birlikte Erbil ve Süleymaniye havalimanlarının güvenliği Irak İçişleri Bakanlığı ile Milli İstihbarat Kurumu’nun sorumluluğuna geçecek. Irak Sivil Havacılık Kurumu havalimanlarını idare etmeye devam ederken Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) makamlarının da idarede belli bir rolü olması bekleniyor.

Bağdat hükümeti Irak Kürdistanı’ndaki havalimanlarını bağımsızlık referandumuna misilleme olarak 29 Eylül’de kapatmıştı. Uçuş yasağı geçtiğimiz ay mayısa kadar uzatıldı. Ancak Ebadi uzatma kararının ardından umre amaçlı Suudi Arabistan seferlerine müsaade etti ve havalimanı kontrolüne ilişkin nihai anlaşmanın yakında imzalanacağı sinyalini verdi.

Ebadi, 7 Mart’taki açıklamasında ise Bağdat’ın KBY’deki maaşların sadece “bir kısmını” ödeyeceğini çünkü Kürdistan Bölgesi’nin günde yaklaşık 300 bin varil petrol ihraç ettiğini söyledi. Bu miktar Irak’ın toplam petrol ihracatının yüzde 10’una tekabül ediyor. Irak hükümeti ödenekleri serbest bırakmadan önce KBY’deki bakanlıkları hesap denetiminden geçirecek.

Bu arada Irak parlamentosu 4 Mart’ta Kürdistan Bölgesi’nin federal bütçedeki payının yüzde 17’den yüzde 12,5’e düşürülmesini kabul etti. Omar Sattar’ın bildirdiği gibi 88 milyar dolar civarında olan Irak genel bütçesi, Peşmerge güçleri için kaynak içermiyordu. Kürt vekiller oylamayı boykot etti.

Sattar şu bilgileri aktarıyor: “Bütçeyi azaltmak veya değiştirmek için hükümetin parlamentoya yeni bir yasa önermesi gerekecek. Kürtler ancak o zaman yasada değişiklik yapılmasını müzakere edebilir ya da KBY’nin bütçe açıklarını çözmek için Başbakan’ın harcamaları azaltması gibi başka çözümler aranabilir.”

Salam Zidane ise Irak’ta her zaman tartışmalı geçen bütçe görüşmelerinin vergiler ve kayırmacılık nedeniyle halkta hoşnutsuzluğun arttığı bir döneme rastladığını aktarıyor.

Iraq Oil Report dergisine göre Irak bütçesi hem Kürdistan Bölgesi’ne ayrılan gelir hem de vergi kesintileri nedeniyle Uluslararası Para Fonu’nda kaygı yarattı ve bu durum, 5 milyar dolarlık kredinin mayısta yapılacak genel seçimlerin ertesine kadar askıya alınmasıyla sonuçlanabilir.

Rusya Suriye’de “gri alan” çatışmasına hazırlanıyor

Maxim Suchkov’a göre Suriye’de altı mürettebat ve 33 yolcunun ölümüyle sonuçlanan Rus An-26 kargo uçağının düşmesi Moskova’yı 18 Mart başkanlık seçimlerinin ardından taktiklerini gözden geçirmeye sevk edebilir.

Suudi destekli Selefi Ceyş El İslam örgütü uçağı düşürdüğünü iddia etse de olayın nasıl meydana geldiği hâlâ netleşmiş değil. Geçtiğimiz ay bu sütunda Ceyş El İslam’ın Doğu Guta’da BM Güvenlik Konseyi’nce kararlaştırılan ateşkesi bozabileceğine değinmiştik. Kimi Rus kaynaklarına göre olay, Rusya’nın Suriye hükümetini destekleyen askeri operasyonlarını aksatmak amacıyla ABD’nin de işin içinde olduğu daha geniş bir çabanın parçası.

Suchkov 9 Mart tarihli makalesinde şöyle yazıyor: “Uçağın düşmesi, Moskova’nın Suriye’de son dönemde yaşadığı talihsizlikler zincirinde yeni bir halka oldu. Olay, Doğu Guta’daki durum nedeniyle baskının arttığı ve Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın kimyasal silah kullandığı iddialarının canlanması üzerine ABD’nin rejim hedeflerini yeniden vurmayı düşündüğü bir dönemde yaşandı. Rusya’daki başkanlık seçimlerine dokuz gün kalmışken bu gibi hamleler yaygın bir şekilde ‘Amerikalıların Putin’in gözüne çomak sokma gayreti’ olarak algılanıyor. Ancak Moskova’nın asıl büyük kaygısı bu olayların Rusya’nın Suriye’deki çabalarını tehlikeye sokacak kadar ileri gitmesi.”

Suchkov şöyle devam ediyor: “Rusya, eskiden gerilimi azaltma bölgeleri, özel askeri şirketlerin kullanımı ve muhalif gruplarla diyalog gibi yatırımlardan getiri sağladığını görüyordu. Fakat bu gayretler artık Moskova’nın arzuladığı sonuçları sağlamıyor. Belki de diğer taraflar intibak sağlayıp bunlarla baş etmeye öğrendi. Ancak Rusya siyasi zararın ve maddi harcamaların artmasını da göze alarak bu zorluklar karşısında geri adım atmaz. Bunun yerine izlediği yolu gözden geçirir. Nitekim görüldüğü kadarıyla Moskova şimdiden askeri ve diplomatik stratejilerinde değişiklikler yapıyor. Rusya Savunma Bakanlığı Soğuk Savaş dönemine özgü barış ile konvansiyonel savaş arasındaki ‘gri alan’dan yararlanma planları yapıyor.”

Rusya’nın ortaklarına da değinen Suchkov şöyle yazıyor: “Tahran öteden beri kendi yolunu takip ediyor ve akıllıca davranarak bu konularda kamuoyunda fazla öne çıkmıyor. Dolayısıyla Ankara’nın tutumu kritik olacak. Erdoğan Suriye’deki başarısız stratejisi nedeniyle uzun zamandır eleştiriliyor ama Türkiye hem Rusya hem ABD için kilit bir devlet olmaya devam ediyor. (...) Türkiye doğal olarak kendi menfaatleri için hem Rusya’ya hem ABD’ye oynamak isteyecek, Washington ve Moskova’nın her biri de Ankara’yı kendi tarafına çekmeye çalışacak. Dolayısıyla ortada kritik bir denklem var ve Türkiye’nin öngörülebilir gelecekteki Suriye politikasının başlıca parametreleri Erdoğan’ın önümüzdeki haftalarda vereceği kararlarla belirlenebilir. Suriye savaşı gidişatın hızla değişebildiği bir savaş. Moskova’da işlerin iyi gitmediğine dair güçlü bir hissiyat var. Suriye politikasının en ateşli destekçileri bile tedirgin ve politikanın güncellenmesi gerektiğini savunuyor. Moskova muhtemel risklere karşı 18 Mart seçimleri öncesinde radikal adımlardan kaçınıyor. Ancak izlenen stratejide değişiklik yapılması hâlihazırda planlanıyor ve Putin’in dördüncü kez seçilmesi halinde bu değişiklikler hayata geçecektir.”

Erdoğan-Kral Abdullah yakınlaşması

Ürdün-Türkiye ilişkilerinin ısındığına dikkat çeken Osama Al Sharif, iki ülkenin İsrail-Filistin ihtilafı ve Suriye krizi gibi bölgesel sorunlarda ortak menfaatleri olduğunu ve “bu alanlarda birlikte hareket etmek için ikili ilişkileri güçlendirdiğini” yazıyor.

Trump yönetiminin ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma kararı, ayrıca ABD’nin barış planıyla ilgili belirsizlik ve genel olarak iki devletli çözüm konusunda hiçbir ilerlemenin sağlanamaması Arap liderler arasında en çok Ürdün Kralı II. Abdullah’ı etkiliyor. Ürdün Haşimi Krallığı Doğu Kudüs’teki İslami ve Hristiyan kutsal mekânların koruyucusu konumunda. Öte yandan Amman’ın Washington’la yakın ilişkileri var. Bu durum halkının en azından yarısı Filistin kökenli olan Kral’ı zor durumda bırakıyor.

Sharif şu tespitlerde bulunuyor: “Ürdün, bazı Arap devletlerinin iki devletli çözümü dışlasa dahi Trump’ın çözüm planına destek verebileceğinden kaygı duyuyor ve Abdullah böyle bir ortamda Türkiye’ye yöneliyor. Ürdün’de Suudi Arabistan’ın İran’ı Arap-İsrail ihtilafından daha önemli ve acil bir tehdit olarak gördüğüne inanılıyor, Suudilerin İran karşıtlığı da bu kaygıları besliyor. Mısır’ın tutumu şu an belirsiz ancak ABD’den gelecek çözüm planının akıbetinde kritik olacak.”

Sharif şöyle devam ediyor: “Trump’ın Kudüs kararından bu yana Amman’la Riyad arasındaki soğukluğun daha da arttığı bir sır değil. Ürdünlü yorumculara göre ABD’nin açıklamasından sonra Kudüs konusunda acil Arap zirvesi isteyen Ürdün’e Suudiler direniş gösterdi. Ayrıca geçtiğimiz haziranda Katar’ı baskı altına almak ve tecrit etmek için harekete geçen Suudi Arabistan Ürdün’ün bu konudaki tutumundan tatmin olmadı. Doha’yla diplomatik ilişkilerini kesmeyen Amman, ilişkilerin seviyesini düşürmek ve El Cezire’nin bürolarını kapatmakla yetindi. İkili ilişkilerin soğumasının bir başka nedeni Amman’ın Yemen savaşındaki tutumu. Ürdün Suudi önderliğindeki koalisyona sadece sembolik düzeyde ve kısa süreliğine katıldı. Bir başka neden de Amman yönetiminin Müslüman Kardeşler’le flörtü. Müslüman Kardeşler Ürdün parlamentosunda temsil ediliyor.”

Ürdün ve Türkiye’nin eş güdümü artırma eğilimi ve her iki ülkenin Körfez’le arasında mesafe olması Doğu Akdeniz’deki ülkelerin bölgeselliğe yöneldiğinin işareti de olabilir. Eylül 2017’de bu sütunda Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aun’un Doğu Akdeniz’de ortak pazar çağrısına yer vermiştik.

Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın açıklamaları da Türkiye’nin Körfez’le ilişkilerinin kötüye gittiğine işaret ediyor. Türkiye, İran ve Müslüman Kardeşler’e “şer üçgeni” diyen Veliaht Prens, Erdoğan’ın Osmanlı İmparatorluğu’nu canlandırmak istediğini iddia etti. İran bu açıklamalara “çocukça” sözler, dedi.

Bu bölümlerde bulundu: king abdullah ii, recep tayyip erdogan, jaish al-islam, sulaimaniyah, erbil, haider al-abadi, kurdistan region of iraq, airports
NEVER MISS
ANOTHER STORY
Haber bültenimize üye olun
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept