Türkiye’nin Afrin harekâtı Soçi Konferansı’nı vurdu

By
p
Article Summary
Soçi’deki Suriye toplantısı Rusya-Türkiye iş birliğinin boyutlarını ve sınırlarını ortaya koydu. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Geçtiğimiz günlerde Soçi’de toplanan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi, kuzey Suriye’de ikinci haftasına giren Türk askeri harekâtına kurban gitti. Rusya’nın ev sahipliğinde düzenlenen kapsamlı “diyalog” toplantısına bin 500’den fazla Suriyeli temsilci katılırken hükümet ile hükümet dışı grupların temsilcileri arasında sıra dışı atışmalar yaşandı. Kilit muhalefet grupları toplantıya katılmadı ve son dönemde yoğunlaşan çatışmaları aşağı çekme yönünde sonuç alınamadı. Ancak hantal prosedür ve sonuçsuz kalan görüşmelere rağmen toplantının çapı ve kapsamı azımsanamaz.

Ana akım muhalefeti temsil eden Yüksek Müzakere Komitesi’nin boykotu beklenen bir gelişmeydi. Suriyeli Kürt partilerin yokluğu ise Türkiye’nin Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) karşı yürüttüğü askeri harekâtın gündeme gelmemesi anlamına geliyordu.

Cengiz Çandar toplantıyı şöyle değerlendiriyor: “Soçi’de sadece Demokratik Birlik Partisi (PYD) değil, başlıca rakibi ve Türkiye’nin de tanıdığı Mesud Barzani yanlısı Kürt Ulusal Konseyi de yoktu. Özetle Soçi’de Suriyeli Kürtler adına gerçek bir temsiliyet olmadı. Suriye topraklarının önemli bir kısmını kontrol eden Suriye Demokratik Güçleri (SDG) de Soçi’de yoktu.”

Maxim Suchkov’un tespitleri ise şöyle: “Suriye’deki Kürt meselesinin Rusya açısından en az üç boyutu var: Türkiye’yle ilişkiler, Kürtlerle ilişkiler ve ABD’yle ilişkiler. (...) Moskova’nın Afrin’deki tavrı onun Suriye genelindeki yaklaşımı ve Orta Doğu genelindeki politikalarıyla uyumlu: Rusya kendi güvenlik çıkarlarını doğrudan ilgilendirmeyen krizlerden uzak duruyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan söz konusu olunca işler hassaslaşıyor. Ama Ankara-Moskova hattında askeri, istihbari ve devlet başkanları arasındaki kanallar açık kaldıkça Rusya’dan çok Türkiye için ciddi güvenlik sorunu olarak görülen bir meseleye Moskova’nın karışması olası değil.”

Suchkov şöyle devam ediyor: “Yine de Türkiye’nin Afrin’e yönelik askeri çözümü Moskova’nın kaçınmak istediği bir seçenekti. Rusya Afrin’de kontrolün Suriye hükümet güçlerine verilmesini önermiş ancak Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bunu reddetmişti. Planın amacı, sınırında bir Kürt koridorundan endişe duyan Ankara’nın kaygılarını hafifletmek ve Esad’ın toprak kontrolünü artırmaktı. Ancak bu, Kürtlerin özerklik taleplerine pek uymuyordu. Öte yandan yeni Suriye anayasasında Kürtlere özerklik verilmesini ilk Rusya önermişti. Bu öneri Türkiye’de telaş, Kürtlerde ise heyecan yaratmıştı. Rusya’ya göre Kürtlerin özerkliği konusu müzakere masasında olmalı. Bu bağlamda Rusya’nın Kürtleri ‘sattığı’ yönündeki yaygın eleştiriler özü itibariyle Moskova için rahatsızlık verici görünmüyor. Bazı Kürt gruplar Hmeymim üssündeki Rus Uzlaştırma Merkezi yetkilileriyle temas kurmuştu. Ankara ile Şam arasında öteden beri kendi oyununu oynayan, neticede de Rusya’yla değil ABD’yle çalışmayı seçen Kürt milliyetçisi Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) ise Rusya hiçbir resmi taahhütte bulunmuş değil.”

Azez’den bildiren Mohammed al-Khatieb ise Bab El Selam sınır kapısı yakınlarındaki Sacu mülteci kampını şöyle anlatıyor: “Yerinden edilmiş Suriyeliler burada kış soğuğundan koruyamayan çadırlarda yaşıyor. Kampın asfaltsız yolları iki hafta süren yağmurların ardından çamur içinde.” Khatieb’e göre Afrin’de yaşayanlar Türk harekâtına karşı çıkıyor ama Türk sınırındaki sefil kamplara sığınmak zorunda kalan pek çok Suriyeli Arap, Zeytin Dalı Harekâtı’nı destekliyor ve başlarına gelenlerden YPG’yi sorumlu tutuyor.”

Bu arada Türk hükümeti Zeytin Dalı Harekâtı’nda kullanılan silahların büyük ölçüde yerli olduğunun altını çiziyor. Zülfikar Doğan bu konuda şöyle yazıyor: “Hükümetin Afrin harekâtıyla ilgili açıklamalarında sıklıkla operasyonda yerli silah ve mühimmatların kullanıldığını gündeme getirmesini iki boyutta değerlendirmek olanaklı. Bir yanıyla Türkiye’de savunma sanayiinin geldiği noktaya ve yerli üretimin, kara ve havada silah teknolojilerinin ulaştığı aşamaya dikkat çekmek, diğer yanıyla da operasyon nedeniyle Türkiye’ye silah satışının durdurulmasını, harekâtta kendi silahlarının kullanılmasının yasaklanmasını isteyen bazı ülkelere ‘Sizin silahlarınıza ihtiyacımız yok.’ mesajı vermek. Türkiye daha önce ABD’den İHA ve SİHA almak istemiş ancak ABD Kongresi’nden bu konuda izin çıkmamıştı. Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında protesto edilmesi ve korumalarının protestoculara müdahalesi sonrasında ABD’den korumalara satılacak Sig Sauer silahlara yasak gelmişti.”

Doğan’ın dikkat çektiği bir başka nokta şöyle: “Havacılık sistemleri, teknolojileri ve araçları üreten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar da Afrin operasyonunda kendilerinin ürettikleri İnsansız Hava Araçları (İHA) ile Silahlı İnsansız Hava Araçlarının (SİHA) kullanıldığını Twitter hesabından duyurdu. İHA ve SİHA’ların komuta kontrol merkezinin fotoğrafına da yer veren Bayraktar’ın paylaştığı karede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da kumanda merkezinde bulunması eleştirilere neden oldu.”

Amberin Zaman ise Rusya-Türkiye ilişkilerinin İdlib’te de gerildiğine dikkat çekiyor. El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) örgütünün 3 Şubat’ta bu bölgede bir Rus uçağını düşürüp pilotu öldürmesi üzerine taraflar arasındaki gerilim daha da artabilir.

Zaman şöyle yazıyor: “HTŞ’nin gücünü kırmakta isteksiz görünen, bölgedeki varlığını Suriyeli Kürtleri sıkıştırmak için kullanan Türkiye’ye Rusya’nın sert çıkışları oldu. Türk konvoyuna HTŞ militanlarının eşlik etmesi Türkiye’nin gerçek planları konusunda yeni şüpheler doğurdu. (...) Halep’in güneyine Türk askerlerinin gönderilmesi Ankara’nın Astana yükümlülüklerini yerine getirmesini isteyen Rusya’nın taleplerini karşılıyor. Moskova’nın buna açıktan itiraz etmemesinin nedeni de bu olabilir. Genel anlamda Rusya’nın isteği, Türkiye’nin İdlib’in HTŞ’den alınmasına, rejimin burada -- ve muhtemelen Afrin’de -- kontrolü ele almasına yardımcı olması. Ancak Türkiye’ye İran da rejim de güvenmiyor. Dolayısıyla Suriye’nin bu kritik bölgesinde şu an İran-rejim ikilisinin Türkiye ve Rusya’yla karşıtlık içinde olduğu, Kürtlerin de arada sıkıştığı bir konfigürasyon görünüyor.”

Soçi, Afrin ve İdlib tansiyonlarına rağmen Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin zaman zaman sarsılan Astana mutabakatını korumaya kararlı görünüyor. Sıkça görüşen iki liderin Soçi toplantısının hemen ardından 31 Ocak’ta bir telefon görüşmesi yapması bu bağlamda sürpriz olmadı.

Çandar şöyle yazıyor: “Türk-Rus ittifakının önderlik ettiği Astana süreci Cenevre sürecinin tamamlayıcısı olmadı, bir bakıma onun yerine geçti. Rusya’nın Suriye sahnesinde ABD’ye muazzam bir rakip haline geldiği, Türkiye’nin hasmı YPG’yi destelediği için Washington’a öfke püskürdüğü ve İran’ın Donald Trump yönetimince hasmane bir unsur olarak görüldüğü bir ortamda Cenevre süreci Suriye krizinin çözümünde giderek anlamsız hale geliyor."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Savunma ve güvenlik iş birliği
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept