Rusya ve Orta Doğu

Değişen Suriye denkleminden El Kaide kazançlı çıkabilir

By
p
Article Summary
Suriye’deki büyük oyuncuların farklı hedefler gütmesi ve İslamcı Heyet Tahrir El Şam örgütünde görülen değişim El Kaide’nin güçlenmesiyle sonuçlanabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Rusya Savunma Bakanlığı, 21 Şubat’taki açıklamasında Şam yakınlarındaki ateşkes izleme merkezine Doğu Guta’nın isyancı kontrolündeki bölgelerinden yoğun ateş açıldığını ve merkezin zarar gördüğünü belirtti. Saldırı muhalif gruplarla hükümet yanlısı güçler arasında çatışmaların yoğunlaştığı bir dönemde yaşandı. Çatışmalarda sadece bu hafta 300’den fazla kişinin öldüğü, yüzlercesinin yaralandığı bildiriliyor.

Hükümet yalısı güçler Doğu Guta’daki operasyonla güneydeki ateşkes planını bozmaya çalışıyor olsa da kuzeydeki İdlib vilayetinde ateşkes izleme noktaları kurmaya dönük çalışmalar devam ediyor.

Toplamda 12 izleme noktası kurmayı planlayan Türkiye’nin şu ana kadar altı nokta kurduğu ve şu bölgelerde askeri varlık oluşturduğu söyleniyor: İdlib’in kuzeyindeki Selva bölgesi, Halep’in batısındaki Kale Seman ve Şeyh Akil, Halep’in güneyindeki El İs, İdlib’in güney banliyösü El Tukan ve stratejik Marat El Numan kenti yakınlarındaki El Sirman bölgesi.

Rusya da 14 Şubat’ta Halep kırsalındaki El Hader bölgesinde İranlı milislerin kontrol ettiği bir yerleşimde kendi izleme noktasını oluşturdu.

Türk askeri noktalarının üçü Afrin’deki Kürt güçlerini frenlemeyi amaçlıyor. Ancak Türkiye Kürtleri caydırmakla kalmıyor, Rusya’yla beraber cephe hatlarını pekiştiriyor, dolayısıyla kaybedilen toprakları geri almaya çalışan rejim güçlerine set çekmiş oluyor. Bu koşullarda iki kilit husus öne çıkıyor: İslamcı bir ittifak olan Heyet Tahrir El Şam’ın (HTŞ) akıbetinin belirlenmesi ve El Kaide’nin İdlib’de oluşturabileceği güvenli bölgelerin önlenmesi.

Rus medyası açıkça Türkiye’nin Suriyeli muhaliflerle çalıştığını iddia ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a göre İdlib’deki güvenlik konularıyla Türkiye ilgilenecek, İdlib dışında ise güvenlik Rusya tarafından sağlanacak.

Ancak kendisini Suriye’nin toprak bütünlüğünün garantörü ve terörle mücadelenin öncüsü olarak sunan, her iki konuda ABD’yi durmadan eleştiren Moskova, İdlib’in bir Türk “nüfuz bölgesi” haline geldiğini, muhaliflerin akıbetiyle ilgilenmediğini açık açık söyleyemiyor.

19 Şubat’ta Moskova merkezli Valdai Tartışma Kulübü’nde konuşan Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov “İdlib’deki HTŞ militanlarını sadece Suriye ordusu ve Rus hava kuvvetleri bastırmaya çalışıyor.” dedi. Anlaşılan o ki bu konu Moskova’yı hâlâ meşgul ediyor.

Moskova, HTŞ ile ilgili kaygılarını resmi olarak ilk kez örgütün kuruluşundan altı ay sonra dile getirmişti. Ana İstihbarat Müdürlüğü’nün başında bulunan General İgor Korobov ağustos 2017’deki açıklamasında yaklaşık 25 bin kişiden oluşan yeni bir ittifakın kurulduğunu ve askerlerin şimdi bu örgütle de mücadele etmesi gerektiğini söylemişti. HTŞ’yi hedef alan hava saldırıları o günden beri devam ediyor ve gerilimi azaltma bölgelerindeki askeri faaliyetlerin başlıca gerekçesini oluşturuyor. Moskova, Hama’da Rus askeri polisine düzenlenen saldırıdan ve İdlib’de düşürülen Su-25 uçağından HTŞ’yi sorumlu tutuyor. Ancak HTŞ’ye karşı ilkesel tutumuna rağmen Rusya’nın Suriye savaşına daha ileri bir boyutta dâhil olmak istemediği aşikâr. Ilımlı Suriye muhalefetinden iki kaynak, Rus ordusunun HTŞ ile görüştüğü iddialarını Al-Monitor’a teyit etti. Rusya bu görüşmelerin detaylarını açıklamış değil.

Görüldüğü kadarıyla Moskova’yla Ankara arasındaki anlaşmalar HTŞ kontrolündeki İdlib kenti ile mücavir bölgeleri kuşatmayı amaçlıyor. Buralar emniyete alındıktan sonra en az iki farklı senaryodan söz edilebilir. Pek muhtemel görünmeyen birinci senaryoda Türkiye HTŞ’yi gerilimi azaltma bölgesinin dışına, Suriye ordusuna doğru itmeye başlar. İkinci senaryoda ise Türkiye, resmen terörist olarak listelenmemiş bazı HTŞ unsurlarını kademe kademe ılımlı muhalif güçlere entegre eder. İslamcı muhalif gruplar arasında yer alan Nureddin Zengi Tugayı ile Ahrar El Şam’ın 18 Şubat’ta Suriye Kurtuluş Cephesi adı altında birleştiği, yarım düzine kadar HTŞ grubunun da onlara katıldığı düşünülürse ikinci senaryo daha muhtemel görünüyor.

Bir dönem militan Ceyş El Mücahidin grubunda yer almış İdlibli bir kaynağın Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmeye göre HTŞ’nin önünde iki seçenek var: Ya kendini tasfiye edecek ya da radikal ideolojiden vazgeçerek Türk askerinin yanında savaşan Özgür Suriye Ordusu tarzında bir gruba dönüşecek.

Kimliğinin gizli kalmasını isteyen kaynak şöyle konuştu: “Aslına bakılırsa HTŞ yönetimi son zamanlarda radikal yapısına daha ılımlı unsurlar katmaya çalışıyor. Belli ki Hama’daki çatışmalara en radikal unsurlarını gönderip harcamalarının nedeni de buydu.”

El Kaide’nin ideolojisini paylaşan bazı HTŞ uzantıları ise “yuvaya dönüyor”. Zira kaynak ve silahtan yoksun küçük gruplar kendi başlarına yeni cepheler açamaz. Ankara’yla temas halinde olan daha büyük gruplara katılmak da onlar için bir seçenek değil çünkü bu, ideolojilerinden vazgeçtikleri anlamına gelir.

Muhalif kaynak şöyle devam etti: “Halen HTŞ bünyesinde yer alan bazı radikal gruplar, örneğin Katibe El Gureba veya Bosnalı savaşçılardan oluşan kimi ufak gruplar doğrudan El Kaide’den talimat alıyor. Bunlar HTŞ’ye sırf askeri çatışmalarda yardım alabilmek için biat etmişti. Mesela Türkistan İslami Partisi Afganistan’da bulunan emiri tarafından yönlendiriliyor. Fakat yine de HTŞ’den çıkmaya cesaret edemiyorlar, ortadan kaldırılmaktan veya tutuklanmaktan korkuyorlar.”

Hükümet güçlerince yürütülen operasyonların yerel halkı HTŞ ile iş birliğine itmesi Rus uzmanların açıkça konuşmaktan kaçındığı bir konu. HTŞ kendini Beşar Esad rejimine karşı koruyucu güç olarak sunuyor. Örgütün belkemiğini oluşturan Şam Fetih Cephesi bir noktada “giriş sınavı” yapmaktan bile vazgeçti. Bu sınavda yeni gelenler HTŞ’nin fikirlerinin, eylemlerinin ve din anlayışının “haklılığına” gönülden inandıklarını göstermek zorundaydı. Eleman kazanma uygulaması bu şekilde gevşeyince örgüt yapısına nispeten daha ılımlı gruplar da katıldı. Bu gruplara “küresel cihat” ülküsünü gerçekten destekledikleri için değil “piyasa talebi” nedeniyle ihtiyaç vardı.

HTŞ, kontrol ettiği kaçakçılık güzergâhları ve kontrol noktaları sayesinde gücünü koruyabiliyor. Bu kontrolü sayesinde ılımlı muhaliflere gönderilen insani ve askeri yardım konvoylarına saldırılar düzenleyebiliyor. Bu arada 11 silahlı grubun “İşgalcileri Püskürt” adıyla oluşturduğu yeni bir ittifak, rejimin güney İdlib’deki taarruzuna Ankara’nın desteğiyle direniyor ve halka belli bir emniyet güvencesi sağlayarak HTŞ’nin yönetici yapı olarak halktan gördüğü kabulü zayıflatmaya çalışıyor.

Sorun şu ki Ankara’nın her şeyden önce Kürtleri zayıflatma saplantısı, gerilimi azaltma bölgelerini belirleyen İran, Türkiye ve Rusya arasındaki güvensizlik ve rejimin “terörle mücadele” bahanesiyle ılımlı muhalefeti zayıflatma arzusu nedeniyle El Kaide hâlâ muhalefet kontrolündeki bazı yörelerde kendi güvenli bölgelerini kurma şansına sahip. Oysa ılımlı muhalefetin güçlenmesine, siyasi sürece katılmasına imkân verilirse El Kaide’nin Suriye’deki güvenli bölgeleri kullanarak Suriye dışında eylem yapma imkânları azalacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Özel etkinlikler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Lobbying newsletter delivered weekly
Bu bölümlerde bulundu: Devlet dışı silahlı unsurlar

Askeri konularda uzman olan gazeteci Anton Mardasov, Moskova merkezli Yenilikçi Kalkınma Enstitüsü’nde Orta Doğu Çatışmaları Departmanı’nın başkanlığını yürütmektedir. Twitter hesabı: @anton_mardasov

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept