Türkiye'nin Nabzı

AK Parti Kürt sorununda 25 yıl önceye döndü

By
p
Article Summary
1993'te milletvekilliği düşürülen Kürt vekil Leyla Zana'nın milletvekilliği çeyrek asır sonra yeniden bu kez AK Parti iktidarı tarafından düşürüldü.

AK Parti İslamcı gelenekten gelen tüm partilerin kapatılmasının ardından 2002 yılında siyaset sahnesine çıktığında söylemini devletin Batıcı-laik bürokratik bir azınlığın elinde olduğu, muhafazakâr geniş halk yığınının devlet yönetiminde temsil edilemediği üzerine kurmuştu. 

Ekonomik programdan dış politikaya kadar pek çok konuda hâkim İslami gelenekten ayrılan AK Parti politik söylemini genel olarak İslamcı gelenekten ödünç aldığı kavramlarla inşa ediyordu. AK Parti'nin iktidara gelmesi parti sözcülerince bir "devrim" olarak tanımlanmıştı. Tabanının pek makbul görmediği bir kavram olsa da partinin önde gelenlerince kendinden önce gelen iktidarlara göre oldukça cesur işlere girişen bu parti "devrimci" sıfatına uygundu. 

AK Parti hem iktidardı hem de devlet iktidarına meydan okuyordu. Bu dönemde başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan devlet vesayetini "bürokratik oligarşi" sözünde somutlaştırarak açık bir savaş ilan etmişti. Bu savaşın en önemli dönemecini de 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği oluşturuyordu. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından kaleme alınan ve darbe anayasası olarak bilinen 1982 Anayasası'na AK Parti'nin deyimiyle "meydan okuyan" bu anayasa değişikliği birbirinden radikal adımları içeriyordu. Paketin önemli vaatlerinden biri de artık partilerin kapatılmayacak olmasıydı. Selefi tüm partilerin kapatıldığı Milli Görüş ve aynı durumdaki Kürt partileri için, genel olarak devlet vesayetiyle savaşan tüm siyasi akımlar için bu devrim niteliğinde bir vaatti. 

AK Parti askeri, yargısal ve bürokratik “vesayetlere” açtığı tüm savaşları geçen zaman içinde öyle ya da böyle arkasına aldığı geniş destekle kazandı. Her alandaki "bürokratik oligarşik vesayet rejimi" sona erdi ancak vesayetin sona ermesi AK Parti'nin vaat ettiği bir özgürlük ülkesi yaratmadı. Dün topyekûn devlet vesayetine karşı geliştirdiği argümanlardan biri "artık partiler kapatılmayacak" olan AK Parti'nin bugün çeşitli yöntemlerle siyasi partileri etkisizleştirmesi, çalıştırılamaz hale getirerek fiili anlamda kapatmaya çalışması AK Parti'nin devlet aygıtıyla bütünleştiğinin en somut örneği oldu. 

Kürt siyasi hareketinin yasal alanda faaliyet gösteren tüm partileri AK Parti'nin bir zamanlar savaş açtığı vesayetçi devlet anlayışı tarafından kapatılmıştı. Tarih boyunca çeşitli sol partiler içinde faaliyet gösteren Kürtlerin ilk yasal partisi Halkın Emek Partisi (HEP) 1990 yılında kurulduğunda 18 milletvekilini parlamentoya sokmayı başarmıştı. Leyla Zana, Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan'ın parlamentodaki yemin krizi Kürt yasal hareketi için önemli bir dönüm noktası oldu. Leyla Zana meclis kürsüsünden Kürtçe "Bu yemini Kürt ve Türk halkları için okudum" dediği için tutuklandı. Parlamento kürsüsünde Kürtçe konuşmanın cezası tam 10 yıldı.

Kürtlerin ilk siyasi partisi olan HEP 1993'te kapatılırken ardından kurulan bir dizi parti de aynı kaderi paylaştı. Anayasa Mahkemesi en son 2009 yılında Demokratik Toplum Partisi’ni kapattı. 2010'daki anayasa değişikliği ile siyasi partilerin kapatılma süreci de sona erdi. Kürtlerin son yasal partisi Halkların Demokratik Partisi (HDP) ise şimdi siyasi partilerin kapatılmasını yasaklayan AK Parti iktidarının kıskacında.

HDP kasım 2015 seçimlerinde meclise tam 59 milletvekili ile girdi. Aradan geçen iki yılda Eş Genel Başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından "terörist" ilan edildi. İki eş başkan da bir yılı aşkın süredir cezaevinde. HDP'nin şu an toplam dokuz milletvekili cezaevinde.

Diğer yandan da parlamentoda HDP’lilerin milletvekillikleri düşürülüyor. Figen Yüksekdağ, Besime Konca ve Nursel Aydoğan'ın vekillikleri mahkeme kararlarıyla düşürüldü. Faysal Sarıyıldız ve Tuğba Hezer Öztürk'ün vekillikleri ise parlamento tarihinde ilk kez "devamsızlık" nedeniyle düşürüldü.

Ve son olarak geçen hafta Kürtlerin ilk siyasi partisi HEP’te siyaset hayatına başlayıp mecliste Kürtçe konuştuğu için yıllarca cezaevinde kalan Leyla Zana'nın milletvekilliği düştü. Leyla Zana 2015'te milletvekili seçildikten sonra parlamento kürsüsünden yemin ederken "Türk milleti" yerine "Türkiye milleti” demişti. Metnindeki ifadeyi birebir okumadığı için yemini geçersiz sayıldı ve parlamentoya gelerek milletvekili haklarından yararlanması engellendi. İki yıl sonra bu kez AK Parti'nin teklifiyle Leyla Zana'nın vekilliği meclise gelmediği için düşürüldü.

HDP Milletvekili Mithat Sancar aradan geçen çeyrek asırlık sürede Kürtlere yönelik devlet politikasının yerinde saydığını ancak Kürt siyasi hareketinin oldukça yol aldığını söylüyor. Sancar şöyle diyor: "Bu ülkede Leyla Zana'nın milletvekilliğinin düşürülmesini gündeme almak acizliğin göstergesidir. Yeni bir yol üretememenin, başarısızlığının, beceriksizliğinin bir kanıtıdır. İktidara kim gelirse gelsin sonuçta klasik devlet aklına teslim oluyor ya, bu kendisini farklı sunan tüm kesimlerin ayıbıdır. Hele hele İslamcı gelenekten gelenlerin devlet aklıyla bir sorunu olduğunu söyledikleri zamanı düşünürsek bu onların yüz karası sayılabilecek bir utançtır.”

Sancar'a AK Parti'nin "Bu ülkede artık partiler kapatılmayacak" sözünü anımsattığımda ise "Sadece bunu mu söylediler, dünya kadar şey söylediler. Sonuçta gelip bu geleneği, bütün o sözleri, bu kadar şikâyetçi oldukları devlet aklına teslim ediyorlarsa dönüp aynaya baksınlar. Utanıp utanmamak onlara kalmıştır." yanıtını veriyor.

HDP Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir de düşüncelerini Al-Monitor’la şöyle paylaşıyor: "AKP'nin Kürt sorununa yaklaşımını Leyla Zana şahsında gördük. Zana ana dilinde bir söz kullandığı için daha önce vekilliği düşürüldü ve 10 yıl cezaevinde kaldı. Yüzyıllık inkârcı zihniyetin AKP şahsında bir kez daha hayata geçirildiğine tanıklık ettik. Zana kararı AKP siyasetinin iflasıdır. AKP'nin demokrasicilik maskesi düştü.”

2015 seçimlerinde Meclis'e 59 milletvekili ile giren HDP'nin bugüne kadar altı milletvekilinin vekilliği düşürüldü. Lideri dâhil dokuz milletvekili cezaevinde, binlerce üyesi de tutuklu. AK Parti iktidarı sayesinde selefi partileri gibi kapatılmadı ama selefi partilerinden daha ağır bir yasaklama ve tutuklama furyasıyla karşı karşıya bırakıldı.

AK Parti Milletvekili Mehmet Muş Zana'nın milletvekilliğinin düşürüldüğü gün, "AK Parti reformist bir partidir, özgürlükleri genişleten, demokrasinin güçlenmesi için mücadele eden bir partidir. Bu özelliklerini hiçbir zaman kaybetmemiş ve kaybetmeyecek bir partidir." diye konuştu. Ancak bu açıklamalar genel anlamda kamuoyuna artık pek inandırıcı gelmiyor.

Geçmiş dönemin söylemleri bugünün baskıcı atmosferinde toplumsal ikna yaratma gücünden yoksun. Geçmiş dönemin baskıcı uygulamalarının çok daha güçlü bir şekilde tekrarına şahitlik ediliyor. Türkiye'deki iktidar mücadelelerinin yazılı olmayan kanunu bir kez daha ete kemiğe bürünüyor, Kürtlere dün partilerinin kapatılması reva görülürken, bugün tutuklanma, milletvekilliğinden düşürülme, yıldırma reva görülüyor.

Dün ile bugünün kıyaslamasını Leyla Zana'nın milletvekilliğinin düşürüldüğü gün Mithat Sancar TBMM kürsüsünden şöyle yaptı: “Eskinin kötülüklerini yanlışlıklarını geçtiniz. Bu madalyayı boynunuza takabilirsiniz.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: türk-kürt çatışması

Sibel Hürtaş, Türkiye’nin ulusal çapta yayın yapan gazeteleri Evrensel, Taraf, Sabah ve Haber Türk ile ANKA Ajansı’nda 15 yıl süreyle yüksek yargı muhabirliği yaptı. Haberleri insan hakları ve hukuk alanında yoğunlaşan Hürtaş, 2004 Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü, 2004 Musa Anter Gazetecilik Ödülü ve 2005 yılı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başarı Ödülü sahibi. Makaleleri çeşitli gazetelerde yayımlanan Hürtaş’ın azınlıklar ve faili meçhul cinayetler ile ilgili makaleleri halen failibelli.org isimli sitede yayımlanmaktadır. Hürtaş’ın “Hıristiyanlar Neden Öldürüldü/Kafesteki Türkiye” kitabı 2013 yılında İletişim Yayınevinden yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept