Lübnan’ın enerji umudu bölgede oyunu değiştirebilir

By
p
Article Summary
Sürecin doğru yönetilmesi ve Hizbullah’la İsrail arasındaki statükonun sürmesi halinde Lübnan’daki petrol ve gaz arama sürecinin 2021-2022’de enerji üretimiyle sonuçlanması bekleniyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Aralık 2017’de meydana gelen birbiriyle bağlantılı üç gelişme Lübnan için uzun vadeli etkiler doğuracak. Lübnan hükümeti çoktandır gecikmiş iki konuda karar vardı: Enerji alanında arama çalışmalarına başlanması ve mayısta parlamento seçimlerine gidilmesi. Bölgesel yansımaları olan üçüncü gelişme ise şu: Al-Monitor’un resmi bir Lübnanlı kaynaktan edindiği bilgiye göre Lübnan ve İsrail arasında Birleşmiş Milletler aracılığıyla deniz sınırının belirlenmesi konusunda ilk kez bir görüşme yapıldı.

Yıllarca süren gerilim ve aksamaların ardından Lübnan hükümeti, ocak 2017’de Lübnan açıklarında yer alan petrol ve gaz bloklarının siyasi, coğrafi ve mezhepsel temelde taksim etme formülünü kabul etmişti. Lisanslama sürecinin ilk turunu Fransa’nın Total, İtalya’nın ENI ve Rusya’nın Novatek şirketlerinden oluşan konsorsiyum kazandı. Konsorsiyumun teklifi, güneyde İsrail’in Münhasır Ekonomik Bölgesi yakınlarında yer alan Blok 9 dâhil iki blokla sınırlıydı. Al-Monitor’un Lübnan’da resmi kaynaklardan edindiği bilgiye göre Lübnan hükümeti ile konsorsiyum arasındaki arama ve üretim anlaşması ocak ayının sonunda imzalanacak. Arama çalışmalarının 2019’un ortalarında, üretimin ise 2011-2012’de başlaması bekleniyor.

Petrol üretim sürecinin düzgün işlemesi ancak iki unsurla sağlanabilir: Lübnanlı liderler arasında asgari düzeyde mutabakatın sürmesi ve Hizbullah ile İsrail arasında mevcut angajman kurallarının devam etmesi.

İç siyaset açısından bakıldığında enerji süreci öngörülebilir gelecekte büyük ölçüde Cumhurbaşkanı Mişel Aun ile Meclis Başkanı Nebih Berri arasındaki dinamiklere bağlı olacak. Aun, petrol ve gaz arama çalışmalarının 2009’dan beri kendi siyasi hareketinin etkisinde olan Enerji Bakanlığı’nda kalmasını hedefliyor. Berri ise süreç üzerinde söz sahibi olabilmek için yeni kurumların oluşturulmasını istiyor.

Yeni seçilecek parlamentonun görev süresi arama çalışmalarının tamamlanacağı 2022 yılına kadar devam edecek. Bu parlamentonun petrol ve gaz üretiminden gelir fazlasını korumak ve yatırıma yönlendirmek üzere bir varlık fonunun kurulmasını ele alması gerekecek. Arama çalışmalarının mali boyutuna hâlihazırda Maliye Bakanlığı’nda küçük bir birim bakıyor, teknik konuları ise farklı mezheplerin temsil edildiği Petrol Kurumu danışmanlığında enerji bakanı yürütüyor. Önümüzdeki süreçte en azından üretim başlayana kadar arama çalışmalarının iç siyasetten etkilenmesi beklenmiyor.

Denizdeki “mavi hat”

Akdeniz’deki petrol ve gaz arama çalışmalarının İsrail ile Hizbullah arasındaki çetrefilli husumete yeni bir katman eklediği açık, özellikle de petrol ve gaz rezervlerinin çok bol olduğu düşünülen en güneydeki bloklarda. Lübnan ile İsrail arasında 2000 yılında Şeba Çiftlikleri’nden Nakura’ya kadar çizilen “mavi hat” denize uzanmamıştı. Bu durum uluslararası sularda 860 metre karelik bir alanda kavgaya neden oldu ve Lübnan ile İsrail arasında bir arama yarışını tetikledi.

ABD ve BM’nin anlaşmazlığı çözme çabaları başarısız oldu ve 2014’ten beri askıda. Ancak Lübnan’daki resmi bir kaynağın Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre geçtiğimiz aralık ayının sonlarında “deniz mavi hattı” olarak bilinen sınırın belirlenmesi konusunda Lübnan, İsrail ve BM Lübnan Geçici Görev Gücü’nden (UNIFIL) askeri komutanlar arasında üçlü bir görüşme yapıldı. Bu arada Lübnan ve İsrail ihtilaflı uluslararası sulardan uzak durmaya çalışıyor.

Enerji kaynaklarının keşfi Lübnan ve çevresi için azımsanmaması gereken jeopolitik etkiler doğuruyor. Bu faktör, Lübnan’ın 2011’den bu yana Suriye krizinden tutun da son olarak Başbakan Saad Hariri’nin istifa olayına kadar birçok iç ve bölgesel çalkantıyı atlatmasına katkıda bulundu. İsrail’in Orta Doğu’da bir enerji aktörü olmasını isteyen ABD ise yoldaki engellerin temizlenmesi adına Lübnan siyasetine daha dikkatli yaklaşmaya başladı. Hizbullah ve İsrail’e gelince iki taraf da Lübnan-İsrail sınırında 2006’dan beri devam eden statükodan memnun ve petrolden beklenen ekonomik kazanımlar ikisinin de çatışma hevesini azaltmış görünüyor.

İstikrarın korunmasına uluslararası toplum da katkıda bulunuyor. Avrupa-Rusya konsorsiyumu Lübnan’ın petrol üreticisi olmasına destek vermek anlamına geliyor. Lübnan-İsrail sınır bölgesinde görev yapan UNIFIL’e Fransa ve İtalya’nın önemli katkılarına atfen kimileri buna “petrol UNIFIL’i” diyor.

Petrol üretiminin Lübnan’a etkisi

Lübnan’ın büyük bir enerji ihracatçısı olması beklenmiyor. Çünkü ülkenin aşırı bir elektrik ihtiyacı var ve enerji üretiminin bu talebi en az 20 yıl boyunca ancak karşılayacağı düşünülüyor.

Petrol ve gaz rezervlerine ilişkin tahminler ise yıllar içinde değişip durdu. Resmi bir Lübnanlı kaynak bu konuda ihtiyatlı konuşuyor: “Kesin kanıtlanmış rezervlerimizin olmadığı ortada. Kamuoyuna yansıyanlar gayri resmi bilgilerden ibaret.” Dahası Nil Nehri’nden Akdeniz havzasına yaklaştıkça üretim maliyeti artış eğilimi gösteriyor. Bunun nedeni Lübnan kıyısındaki kayaların kalın bir tortul tabakasıyla kaplı olması. Enerji Bakanlığı ile konsorsiyum arasında üretim paylaşım anlaşması var ama üretim maliyeti ileride yükselebilir ve bu da Lübnan devletinin gelirini aşağı çekebilir.

Enerji üretiminden sağlanacak gelir ve kazanımlar konusunda beklentileri doğru yönetmek son derece önemli. Lübnan hükümeti, ülkeyi felç eden elektrik sorunu ile kontrolden çıkan kamu borcuna yönelik uzun vadeli bir ekonomik program veya yol haritasını hâlâ oluşturmuş değil. Lübnan’ın enerjideki umutları bölgede gerçekten oyunu değiştiren bir unsur olabilir ama Lübnan halkının bundan ekonomik kazanım elde etme şansı yakalayıp yakalayamayacağı hâlâ soru işareti.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: exploration, lebanese-israeli relations, energy, lebanese politics, michel aoun, oil and gas, lebanese economy

Joe Macaron primarily focuses his research on US strategy, international relations, and conflict analysis in the Levant. His previous analyst roles include the Combating Terrorism Center at West Point, the Issam Fares Center in Lebanon and the Colin Powell Center for Policy Studies. A former journalist, he also advised the International Monetary Fund on public engagement in the Middle East and served in different capacities in the United Nations system. He is a currently a fellow at the Arab Center Washington DC. On Twitter: @macaronjoe

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept