Ruhani “yolsuz kurumlar” çıkışından sonra savunmaya itildi

p
Article Summary
İran’daki sokak gösterilerinde Reformcular etkisiz kalırken Irak ve Türkiye’den farklı tepkiler geldi. İran bu arada Hamas’la ilişkilerini Hizbullah üzerinden onarmaya çalışıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin 10 Aralık’taki meclis konuşmasında tutucu din adamları tarafından kontrol edilen “yolsuz kurumları” hedef alması hem muhafazakâr siyasi rakiplerinin hem de başarısız yönetim ve ekonomiden usanan göstericilerin tepkisini tetikledi.

Narges Bajoghli sokak gösterileriyle ilgili söyle yazıyor: “28 Aralık’ta Meşhed’de başlayan gösteriler, tutucuların Ruhani’nin bütçe konusunda söylediklerine, tutucu güçleri hedef alan diğer çıkışlarına verdiği yanıttı. Gösterilerin nasıl bir anda patladığını irdeleyen pek çok analiz, Yeşil Hareket’in bastırılmasını kutlamak için Dini Lider tarafından 2009’da başlatılan ve her yıl düzenlenen ‘9 Dey’ mitingi öncesinde tutucuların Ruhani karşıtı eylemler örgütlemesine işaret ediyor. Nitekim Meşhed de 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ruhani’nin başlıca rakipleri olan İbrahim Raisi ile Muhammed Bekir Galibaf’ın memleketi. Gösterilerin (30 Aralık’ta) büyük bir ‘9 Dey’ mitingiyle doruğa ulaşması amaçlanıyordu. Ancak tutucuların bu niyetine karşın insanlar sokağa dökülünce Dini Lider’i ve genel olarak rejimi hedef alan sloganlar atılmaya başlandı.”

Gösteriler devam ederken Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’le bağlantılı sözde “bağımsız” televizyon kanalları, 2015’te imzalanan Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın sağladığı yaptırım rahatlamasına rağmen İran’daki ekonomik sıkıntılardan duyulan yaygın hoşnutsuzluğun Hamaney’i kapsamadığı havasını yaratmaya çalıştı.

Ancak Bajoghli, Hamaney yanlısı televizyoncuların gidişata bakarak “söylem kontrolünü kaybedebileceklerini” hemen idrak ettiğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Dolayısıyla rejim yapımcıları ekonomik sıkıntılara ışık tutan ve Ruhani’nin icraatlarını eleştiren programlar yapmaya başladılar. Ustaca hazırlanan bu yeni yapımlar eleştirel görünme niyetinde olsalar da son tahlilde Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in erdemleri ve liderliğine inanmak gerektiği mesajını pekiştiriyor. Avant TV, İslam Cumhuriyeti’nde ve rejim karşı muhalefette hizipçiliğin medyaya nasıl yansıdığını gösteren son örnek.”

Saeid Jafari ise protestolarla ilgili şu bilgileri aktarıyor: “Gösteriler İran’ın farklı kentlerinde devam ederken, Reformcular halka hoşnutsuzluklarını ifade ederken itidalli olma çağrısı yaptı. Ekonomi içerikli başlayan ancak sonra başka konulara da yayılan protestolar İran’daki Reformcular tarafından olumlu karşılanmadı. (...) Bunun üzerine bazı İnternet kullanıcıları özellikle de İran dışında yaşayanlar Reformculara yüklendi, onları ne olursa olsun iktidarda kalmak isteyen fırsatçı ve güç düşkünü olarak nitelediler. Oysa ortada bir gerçek var: Reformcu ideoloji rejim değişikliğini, radikal dönüşümleri savunmuyor. Reformcular 2009’daki ihtilaflı cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından da hükümeti devirmeye çalışmamış, sadece seçim sonuçlarının iptalini istemişti. O gün olduğu gibi Reformcular bugün de ani ve radikal çözümler peşinde değil, sorunların tedrici reformlarla çözülmesinden yana.”

Mohammad Ali Shabani’ye göre Ruhani her şeye rağmen gösterilerden kazanım sağlayıp reform hedeflerini ilerletme imkânına sahip: “Ruhani, gösterilerin içteki karşıtları için bir araç, radikallerin güçlenmesi için bir fırsat olmasına izin vermeden Dini Lider’le diyalog kurmalı ve denetimsiz güç ve para odaklarına karşı adım atmak gerektiği konusunda onu ikna etmelidir. Ruhani bütçe ödeneklerine dair bazı ayrıntıları yayımlayarak, şeffaflıktan uzak aktörlerin mali piyasaları usulsüz bir şekilde etkilediğini açıklayarak bu oyunda önemli bir vuruş yaptı. Bir görüşe göre gösterilerin tetiklenmesinde de bu vuruş etkili oldu. Ancak uzun vadeli bakıldığında Ruhani önündeki fırsatı yakalarsa reform hedeflerini engelleyen menfaat odaklarına karşı belki de en büyük şansı ele geçirebilir.”

Öte yandan protestolar İran’ın bölgedeki gündemini veya nüfuzunu etkilemiş değil.

Irak’tan bildiren Ali Mamouri şöyle yazıyor: “İran nüfuzu Irak’ta farklı mekanizmalar üzerinden sürüyor. Dolayısıyla gösteriler kısa vadede Irak’taki durumu etkilemez, önemli bir değişiklik yaratmaz. Ancak İran’da yaşananlar uzun vadede hem İran’ın hem de Iraklı müttefiklerinin konumunu zedeler. (...) Belirtmek gerekir ki Irak’taki Şiiler İran’ı gelişmiş, sürekli büyüyen, güçlü bir devlet olarak görüyordu ve gösteriler bu parlak imajı bozdu. İnsanların yoksulluk ve mahrumiyetten dolayı öfkeli olduğu, İran’ın kendi halkı pahasına bölgeye müdahil olmasının hoşnutsuzluk yarattığı protestolarla gözler önüne serildi.”

Türkiye’ye baktığımızda ise Mustafa Akyol şunları aktarıyor: “Pek çok Türk, olayları gerçeklere dayanarak yorumlamak yerine kendi ideolojik kalıplarına göre anlamlandırdı. Hükümet ve yandaşları her zaman olduğu gibi bu ideolojik kalıp içinde menfur bir boyut gördü: İran’ı istikrarsızlaştırmayı amaçlayan Amerikan-Siyonist komplosu. (...) Türkiye’deki hükümet yanlısı yorumcular kendi yorumlarından o kadar emin görünüyordu ki içlerinden biri İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi kurulan komployu göremeyecek kadar saf olmakla eleştirdi.”

Gösteriler öncesinde İran Hamas’la ilişkilerini Hizbullah üzerinden onarmaya yönelmişti. Ali Hashem bu konuda şöyle yazıyor: “İran ve Hizbullah’ın öncelikleri, Suriye’deki ayaklanmanın başlamasından sonra Suriye’de ve sonra da Irak’ta varoluşsal tehdit olarak gördükleri gelişmeler karşısında değişmişti. Bu süreçte Hamas’la araları açıldı. Şam rejimine destek vermeyen Hamas zıt kutupta yer aldı. Bu durum, Hamas’a ve İslami Cihat gibi diğer müttefik hareketlere her türlü desteğin kesilmesi anlamına gelmiyordu ama Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları ancak sınırlı bir destek alabildi. Silahlı kanat daha sonra köprülerin yeniden kurulmasında öncü bir rol oynadı. Hamas yönetiminin değişmesi için çalıştı, İran tarafına da müttefik medyanın Hamas aleyhine başlattığı kampanyanın durdurulması için baskı yaptı.”

Hashem şöyle devam ediyor: “Hizbullah aslında Filistinlilerin üçüncü bir intifada başlatmasını açık açık destekliyor. Zira böyle bir ayaklanma İsrail üzerindeki baskıyı artıracak ve Netanyahu hükümeti için yeni bir sıkıntı, yeni bir tehdit olacak. Hizbullah’a göre İsrail’in uğraştığı tehditler son yıllarda asgariye indi ve bu da ona Filistinlilere karşı, hatta Hizbullah’a karşı bazı avantajlar sağladı. Örneğin İsrail Suriye’de Hizbullah’la ilintili hedeflere hava saldırıları düzenledi ama Hizbullah’ın Suriye’deki savaşta yer alması misilleme seçeneklerini kısıtladı ve İsrail bu sayede Suriye’de oyunun kurallarını belirleme lüksüne kavuştu. Suriye krizi direniş ekseni için artık ana tehdit olmaktan çıktığına göre Hizbullah da Filistin’e başoyuncu olarak dönüş yapmak, yeni angajman kurallarını belirlemek için sabırsızlanıyor. Böylece beş yılı aşkındır ‘bölgesel devlet dışı aktör’ olarak Suriye lideri Beşar Esad’ı iktidarda tutma görevini üstlenen, ayrıca Suriye ve Irak’ta radikal Sünni hareketlerle mücadeleye katılım ve destek sağlayan Hizbullah tekrar İsrail’e karşı direniş önceliğine dönebilecek.”

Hashem yazısını şu tespitlerle bitiriyor: “Bu amaca ulaşmak için Hizbullah’ın hem siyaseten hem de medyada çaba harcaması gerekecek. Örgüt muhtemelen söylem değişikliğine de gidecek. Suriye krizinin doğası nedeniyle son yıllarda siyasi amaçlı mezhepsel kışkırtmaların hâkim olduğu bir söylem kullanan Hizbullah, şimdi artık İslam dünyasının birlik beraberliğini vurgulamak durumunda. (...) Ancak mesele bununla bitmiyor. Direniş ekseni, Suriye savaşı bittikten sonra İsrail’in Hizbullah’a savaş açacağı beklentisinde. Nasrallah, yaptığı bazı açıklamalarda yeni bir çatışma stratejisini gündeme getirmiş durumda. Hizbullah lideri, Suriye’de direniş ekseninin yanında savaşmış tüm gruplardan faydalanmak istiyor. Bu da İsrail’le beklenen yeni savaşta Lübnanlı savaşçıların yanında Suriyeli, Iraklı, Afgan ve Pakistanlı savaşçıların yer alması anlamına geliyor."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept