Suriye'nin Nabzı

Kürtçenin Suriye’deki yeniden doğuşu

By
p
Article Summary
Kuzey Suriye’deki özerk yönetim, yıllarca baskı altında kalan Kürt dilini canlandırmak için halka yönelik yoğun dil çalışmaları yürütüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Kürt yazar ve şair Ömer Resul Suriye devletinin Kürt diline uyguladığı baskıları anlatırken “Suriye’de Kürtçeyi yok etmek için devlet, siyaset ve güvenlik boyutlarında en üst seviyeden sistematik politikalar uygulandı.” diyor.

Al-Monitor’a konuşan Resul, Kürtçenin baskı altına alınıp yasaklandığını, Kürtçe kitap bulunduranların veya herhangi bir şekilde Kürt kültürünü yaymaya çalışanların 1989’da Kürtçenin resmi kullanımını yasaklayan hükümet kararnamesi gereğince tutuklandığını vurguluyor.

Suriyeli Kürtler bugün anadillerini canlandırmak ve hayatın tüm alanlarına yaymak için çabalıyor, Kürtçeye eğitimde ve resmi kurumlarda görülmemiş bir “rönesans” yaşatmaya çalışıyor.

Suriye’de 2011’de başlayan halk gösterileri hükümeti devirmeyi amaçlayan silahlı bir ayaklanmaya dönüşünce Demokratik Birlik Partisi önderliğindeki Kürtler, kasım 2013’te kendi bölgelerinde özerk yönetim oluşturdular. Özerk idarenin geçici anayasası olan Toplumsal Sözleşme Şartı’nın 9. Maddesi gereği Kürtçenin Arapça ve Süryanice ile birlikte resmi dil olarak benimsenmesini ve halka öğretilmesini amaçlayan kurumlar açılmaya başlandı.

Kürtler Suriye’nin kuzey sınırı boyunca Rojava olarak bilinen bölgede yoğunlaşıyor. Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolünde olan bu bölge yarı otonom bir yönetime sahip.

Kürtçenin resmi dil olarak benimsenmesi kolay bir şey değildi. Zira çok az Kürtçe bilen ve çoğunlukla Arapça konuşan bir nesil yetişmişti. Özerk yönetim okullar, yükseköğretim kurumları ve kültürel kuruluşlar aracılığıyla genç ve yaşlı nesillere anadillerini öğretmeye koyuldu.

Özerk yönetimin parçası olan Cezire vilayetinde Eğitim ve Yükseköğretim Kurumu’nun başında bulunan Semira Hacı Ali, Kürtçeyi canlandırma projesinin Kürtçe kurslar düzenleyen ve öğretmen yetiştiren Kürt Dili Vakfı üzerinden başladığını anlatıyor.

Al-Monitor’a konuşan Hacı Ali şöyle devam ediyor: “Bugün enstitü ve üniversitelerde Kürtçe eğitim gören öğretmenler yetişiyor. Kürtçeyi yaygınlaştırmak ve geliştirmek için Kürtçe müfredatlar oluşturuldu, kurslar açıldı. Şu anda da Celadet Bedirhan Akademisi’nde dilin yapısı ve kuralları üzerine bazı çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmalar bizim için son derece faydalı. Çünkü Kürt dili dört ülkede konuşuluyor ve farklı lehçeleri var. Bunların başında Sorani ve Kurmanci geliyor.”

Özerk yönetim Suriye’de ilk kez Kürtçe eğitim veren üniversiteler ve enstitüler açtı. Şu an üç üniversite faaliyette: Cezire’deki Rojava Üniversitesi, Ayn El Arap’taki Kobani Üniversitesi ve Afrin’deki Afrin Üniversitesi. Cezire’de ayrıca öğretmen ve eğitim personeli yetiştiren 17 Arap ve Kürt enstitüsü, bir de Süryani enstitüsü bulunuyor. Kürt dili programı iki yıl sürüyor. Ancak özerk yönetimin verdiği belgeler uluslararası alanda tanınmadığı için pek çok Kürt öğrenci hâlâ Kamışlı ve Haseke gibi güvenli bölgelerde bulunan rejim kurumlarına gidiyor.

Hacı Ali bu konuda şöyle diyor: “Eğer öğrenci kaydetmek, öğretmen yetiştirmek için inisiyatifi ele almazsak bu tanımayı hiç alamayız. Şu an Hollanda ve Fransa gibi ülkelerle değişim programlarına katılıyoruz ki bu da tanımanın başlangıcı sayılır. Henüz işin başında olduğumuzu vurgulamak gerekir.”

Özerk yönetimin karşıtları, bilhassa da Kürt Ulusal Konseyi özerk yönetimi müfredatı kendi ideolojisi doğrultusunda siyasallaştırmakla suçluyor, birçok insanın bu nedenle Kürtçe öğrenmekten geri durduğunu söylüyor.

Hacı Ali bu eleştirilere şöyle yanıt veriyor: “Biz müfredatı Baas Partisi gibi siyasallaştırmıyoruz. Bizim sistemimiz demokratik halk ilkesine dayanıyor. Herkes anadilini, kültürünü, mirasını ve tarihini öğrenme hakkına sahip. Sırf önder Abdullah Öcalan’ın düşüncelerini benimsediğimiz için müfredatı siyasallaştırmakla suçlanıyorsak eğer bu onun dünya çapında bir lider olduğu ve ideolojisinin tüm unsurlara hizmet ettiği gerçeğini değiştirmiyor.”

Ömer Resul ise özerk idarenin yöntemlerini “siyasi bir partinin çeşitli biçimlerde hegemonyasını Kürtlere dayatma teşebbüsü” olarak görüyor ve “amacın dilsel veya kültürel değil siyasi olduğunu” düşünüyor.

Öte yandan birçok araştırmacının dediği gibi Resul de farklı lehçelere dayanan Kürt dilini geliştirmek gerektiğine inanıyor. Resul’e göre bir dil her şeyden önce anayasal tanımayla, sonra da eğitim dili olarak kabul ve destek görmesiyle gelişir. Bunun yanı sıra çeşitli medya mecralarında, çeşitli edebi türlerde kullanılması gerekir.

Kürtler geçmişte anadillerini kullandıkları için ya da Suriye’de yasaklı olan kitapları bulundurdukları ve bastıkları için baskı gördüler, hatta hapishanelere düştüler. Kürt romancı ve şair Jan Dost da gördüğü baskılar nedeniyle 2000 yılında memleketi Kobani’yi terk ederek Almanya’ya gitmiş.

Dost tutuklanma korkusuna rağmen ilk Kürtçe romanını 1986’da gizlice bastırmış. Beyrut’ta basılan kitapları Suriye’de iki kat fiyatına gizli gizli satılmış, Kürtler arasında elden ele dolaşmış.

Al-Monitor’a konuşan Dost devamını şöyle anlatıyor: “Avrupa’daki ilk romanım 2004’te basıldı. Tarifsiz bir özgürlük duygusu yaşadım. Bir bebeğin hiçbir engel ve korku olmadan doğması gibiydi. Kitaplar bana postayla geldi. Bu Suriye’de olacak bir şey değildi. Kitaplar orada gizlice ve elden dağıtılıyordu.”

Dost’un yayımlanmış yedi romanı ve birçok şiiri bulunuyor. Eserleri Arapça, İtalyanca, Farsça, Türkçe’ye ve Sorani leçesine çevrilmiş.

Kürtçenin gerçekten siyasallaştığını söyleyen Dost, ortak alfabe temelinde lehçeler arasında birlik sağlamak için Kürtçenin ıslah edilmesi gerektiğine inanıyor. Yazar şöyle diyor: “Çok yönlü baskılar nedeniyle Kürtler sözlük basmanın, Kürtçe kitap yayımlamanın ötesinde dilleri için siyasi mücadele vermek zorunda kaldı. Siyaset ile dil mücadelesi iç içe geçti.”

Suriye’nin kuzeydoğu ucundaki Derik kentinde kitabevi sahibi olan Azad Şirzad’a göre Kürt halkı anadillerinin yasaklanmasından ciddi şekilde etkilendi ve başka dillere, başka kültürlere yöneldi. Temmuzda Kamışlı’da bir kitap fuarına katılan Şirzad, Kürtçe kitaplara ilginin az olduğunu gözlemlemiş: “Kültürel yabancılaşma var. Yerli okuyucular Kürtçe kitaplardan çok Batı ve Arap kitaplarına ilgi gösteriyor."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Kültürel Miras, Kürtler ve Kürdistan

Mohammad Abdulsattar Ibrahim is a Syrian journalist and novelist who works as a correspondent for Syria Direct. Based in Jordan and hailing from Syria’s Al-Hasakah governorate, he specializes in Syrian and Kurdish affairs. He has worked actively with civil society organizations in the relief, education and psychology fields. On Twitter: @mohamma59717689 

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept