Gulf Pulse

Suudi diplomasisi savunmaya çekiliyor

By
p
Article Summary
Geleneksel olarak Müslümanların savunucusu konumunda olan Suudi Arabistan, izlediği dış politikayla bu konumunu riske atarken ABD Başkanı Donald Trump ile kurduğu yakınlıktan da bir gün pişman olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

ABD yönetiminin aralık ayında Kudüs ve Yemen konusunda yaptığı açıklamalar Suudi Arabistan’ı zor durumda bıraktı. Suudiler hâlâ Başkan Donald Trump’a sarılmış durumda ama Saray ne yapacağı belli olmayan ABD yönetimiyle yakın olmanın dezavantajlarını artık net bir şekilde görmeye başladı.

Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan ve ABD büyükelçiliğinin Tel Aviv’den taşınacağını duyuran açıklamasına Suudilerin tepkisi yavaş ve adeta formalite şeklinde oldu. Bu da Washington’un bu kararı alırken Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’la gizlice anlaştığı yönünde bölgede yaygın olan kanıyı pekiştirdi. Doğru veya yanlış bu algı, Suudi Arabistan’ın Müslümanların Kudüs’teki haklarının en faal savunucusu olma iddiasını zayıflatıyor, buna bağlı olarak kraliyet ailesinin otoritesinin özünü oluşturan kutsal kentler Mekke ve Medine’nin koruyucusu olmaktan gelen meşruiyetini de zedeliyor.

Kudüs konusunda Suudi Arabistan’a hem geleneksel rakibi İran hem de Türkiye çalım attı. Dahası Ürdün de Arap ve Müslüman dünyasının Kudüs’e yönelik hak iddialarının baş savunucusu olarak öne çıkmaya çalışıyor. Hicaz ve iki kutsal kenti bir asır önce Haşimilerden alan Suudiler için Kudüs konusunda Haşimilerden daha zayıf görünmek son derece aşağılayıcı bir durum. Suudiler, Ürdün Kralı Abdullah’ı Müslüman ülkelerin Türkiye’deki zirvesine gitmekten vazgeçirmeye çalıştı, sonra da Ürdün ekonomisini tehdit ederek Filistin kökenli önemli bir Ürdünlü iş adamını gözaltına alıp Abdullah’a gözdağı verdiler. Sabih El Masri’nin gözaltına alınması Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin kasım ayında alıkonulup istifaya zorlanmasını hatırlattı.

Abdullah geri adım atmazken Ürdün-Suudi ilişkilerinde soğuk rüzgârlar esiyor. Suudi kralının ABD yönetimiyle ilişkileri de sıkıntılı. Trump’a Kudüs kararını geri alması için çağrı yapıldı ama Trump elçiliği taşımak için adım attıkça ve Guatemala gibi ülkeler onun peşinden gittikçe Suudiler ancak güçsüzlük görüntüsü verebilir.

Suudilerin bir tepkisi de satranç alanında geldi. Riyad’da düzenlenecek bir satranç turnuvasına İsrail’den katılımı engelleme kararı kendi içinde önemsiz bir adım ama Kudüs krizi bağlamında Selman’ın İsrail’le yakın görünmemek için nasıl çırpındığını gösteriyor. İsrail’le normalleşme görüntüsü vermemek için Suudi Arabistan’dan başka adımlar da gelebilir.

ABD yönetiminin Yemen politikası Suudiler için daha da büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Trump yönetimi Yemen’de bugüne kadar Riyad’a açık çek vermiş, Suudilerin hava operasyonlarına destek artırılmıştı. İran’ın Husi milislere yardım ettiğine dikkat çeken Washington savaşın sorumluluğunu tümden İran ve Hizbullah’a yıkmıştı.

Ancak Yemen’de baş gösteren kitlesel açlık tehlikesi karşısında ABD yönetimi İngiltere’yle iş birliğine gitti ve gecikmeli de olsa kuzeydeki Suudi ablukasının kaldırılmasını, Hudeyde limanının açılmasını istedi. Riyad bu talebi gönülsüzce kabul etti. Yardımların girişine ne kadar izin verileceğini ise zaman gösterecek. Yine de bu gelişme ABD ve İngiliz baskısının sonuç verdiğini gösteriyor. Bu devam etmeli.

Suudi yönetimi savaşa siyasi çözüm bulunmasını hâlâ kabul etmiyor. İyi haber alan Suudi yorumcular kalıcı ateşkes çağrılarına karşı çıkıyor, El Kaide ile eşdeğer tuttukları Husiler ile müzakere edilemeyeceğini söylüyor, İslam Devleti’nin bertaraf edilmesine benzer askeri bir çözümü savunuyor.

Bu strateji gerçekçi değil. İsyancı ittifakını bölmek için eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’le yapılan planların başarısız olması Suudi önderliğindeki koalisyonu zor durumda bıraktı. Salih’in ölümü partisini zayıflatırken koalisyonu da Yemen’i açlığa mahkûm etmek hariç her türlü strateji kisvesinden yoksun bıraktı.

Her şeye rağmen Kral ve oğlu kendilerini Trump yönetiminin kaderine bağlamış durumda ve Trump’ın yanında durmaya devam ediyor. Özel savcı ve FBI’ın yürüttüğü soruşturmaların 2018’de Beyaz Saray için yeni skandallar yaratma ihtimali karşısında Kral ve oğlu oldukça zayıf bir konumda. Suudilerin Washington’da enerjik ama tecrübesiz bir büyükelçisi var ve geçmişteki örnekler demokratik siyaseti izleyip anlamakta zorlandıklarını gösteriyor.

Veliaht prens özellikle hassas bir konumda. Kendisi Trump’ın damadı Jared Kushner ile yakınlığıyla hava atıyordu. Yemen’deki hezimet de veliaht prense ait ve insan hakları örgütleri kendisine yönelik yaptırımlar istiyor. Veliaht prens İsrail’e kafa tutan veya Kudüs’ü savunan bir isim olarak da bilinmiyor, hatta İsrail’i ziyaret ettiği söylentisi İsrail basını tarafından şevkle yayılıyor. Veliaht prensin çok sayıdaki düşmanı onu Trump ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun maşası olarak resmediyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Küdüs

Bruce Riedel, Brookings Enstitüsü'nde İstihbarat Projesi'nin direktörüdür. Son kitabı, "Avoiding Armageddon: America, India and Pakistan to the Brink and Back" başlığıyla yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept