Putin ve Hamaney birbirlerine ihtiyaç duydukları konusunda mutabık

By
p
Article Summary
Rusya ile enerji alanında iş birliğini artıran İran Hizbullah’ı kollamakta kararlı. CIA Esad’la “arka kanal” temaslar mı yürütüyor? İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Putin’in 30 milyar dolarlık enerji anlaşması

Temmuzda bu sütunda ABD yaptırımlarında hafifleme olmazsa Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Orta Doğu’da kendi yolunu çizerek İran başta olmak üzere bölgesel güçlerle dikkatli bir iş birliği yürüteceğini yazmıştık. Bu bağlamda Putin’in Tahran ziyaretinin sonuçları şaşırtıcı olmasa gerek. 1 Kasım’da bir araya gelen Putin ve İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney bölgesel konularda, özellikle Suriye ve Irak’ta fikir birliği içinde görünüyordu. Taraflar ayrıca enerji dâhil birçok alanda ekonomik iş birliğini derinleştirme konusunda mutabık kaldı.

Geçen hafta da vurguladığımız gibi Irak’la ilişkilerde yeni bir sayfa açan Putin hız verdiği enerji diplomasisini Tahran’da da sürdürdü. Putin’in ziyareti sırasında Rusya ve İran enerji alanında toplam değeri 30 milyar doları bulan anlaşmalar sağladı. Anlaşmalar, İran’ın gaz ve petrol sahalarının geliştirilmesini ve aramalarda iş birliğini öngörüyor. Bu mutabakatla birlikte Rusya’nın enerji devleri Rosneft ve Gazprom İran’a göz kırpan Batılı şirketlerin önüne geçiyor. ABD İran’a yeniden yaptırım uygulayacak olursa yatırıma büyük ihtiyaç duyan İran enerji sektöründe Rus ve Çinli şirketler en avantajlı konumda olacak.

Daha önce de aktardığımız gibi tüm bunlar İran ve Rusya’nın Suriye’de tam bir uyum içinde olduğu anlamına gelmiyor. Bu noktaya dikkat çeken Maxim Suchkov’a göre “Radikal İslamcılarla mücadelenin aktif safhası sona ererken ve Suriye muhalefetiyle çeşitli siyasi platformlar üzerinden temas kurulurken Rusya ve İran arasında ayrışan menfaatlerden kaynaklı yaklaşım farkının giderek derinleşebileceği hem Moskova’da hem Tahran’da kaygı nedeni.”

Örneğin Rusya askeri angajmanlarını azaltıp siyasi çözüm yönünde yol almak istiyor. Oysa İran Suchkov’un deyimiyle “Suriye’deki savaşın bittiğini, hatta sona yaklaştığını bile düşünmüyor.” Suchkov şöyle yazıyor: “Hamaney Putin’in ABD’ye karşı tetikte kalmasını istiyor. Bu bir yandan Tahran’ın olası bir Moskova-Washington mutabakatından, bu mutabakatın Suriye ve Irak’taki menfaatlerine zarar vermesinden kaygılandığını gösteriyor. Diğer yandan da İran’ın en kötü senaryoya, yani ABD’nin askeri veya siyasi yollardan Rusya ve İran’ın kazanımlarını engelleme ihtimaline hazırlık yaptığı anlaşılıyor.”

Suchkov söyle devam ediyor: “Kaygılar ciddidir ve taraflar, bunca çabanın ardından ahmak durumuna düşmemek için kendi içlerinde değerlendirmeler yapıyor. Ancak iki taraf da hem kendi ülkelerinde hem bölgesel ve uluslararası alanda Rusya ve İran’ın arasını açmak için fırsat kollayanların hiç de az olmadığını biliyor. (...) Daha geniş anlamda İran ve Rusya’nın ABD karşıtlığı temelinde dostluk kurmaktan stratejik ortaklık çıkmayacağı, mevcut ortaklığın ilişkileri başka alanlarda da derinleştirerek kalıcı hale getirilebileceği kavrayışında olduğu görülüyor. Bu kavrayışın fiiliyata dökülmesinde enerji, ticaret ve makro düzeydeki yatırımlar kilit önem taşıyacak ve zaman, kaynak ve siyasi irade bakımından taraflardan büyük bir çaba gerektirecek.”

Hizbullah’a saldırı olursa İran geri çekilmez

Tahran’dan bildiren Ali Hashem, Suriye ve Irak’ta bugüne kadar daha çok “boşluk dolduran” İran’ın İslam Devleti’nin yenilgisinden yararlanarak bu “düşük profilli” stratejiden daha iddialı bir bölgesel politikaya geçtiğini ve kazanımlarını pekiştirmek istediğini vurguluyor.

Hashem şöyle yazıyor: “Tahran komşularıyla iş birliği iradesini ortaya koymuş, onların nüfuz alanlarında gözü olmadığı mesajını vermişti. Ancak Suriye ve Irak’ta devran İslam Devleti’nin (İD) aleyhine dönünce İran’ın söylemi değişti. (...) Irak-Suriye sınırındaki başarının ardından Halk Seferberlik Birlikleri (HSB) de Irak güvenlik güçleriyle birlikte Musul’a girdi. Bu, İran’ın özgüvenini oldukça artırdı. Zira HSB, her ne kadar Iraklı olsalar da İran tarafından desteklenen ve ona bağlılık duyan milislerden oluşuyor. Ayrıca HSB, ABD’nin Musul’a girmesine izin verilen güçler listesinde yer almıyordu. Ancak İran’ın özgüvenini artıran asıl olay, Irak Kürdistanı’nda 25 Eylül bağımsızlık referandumuyla patlayan krizde İran-Türkiye ortaklığının sonuçları oldu. Böylesine büyük bir açmazı bölge dışı ülkelerin dahli olmadan çözümlemek Tahran için bölgenin kendi meselelerini tek başına idare edebileceğinin yeni bir kanıtı oldu. İran’ın bölgesel gücünü baltalamak için ABD’nin yeni bir çabaya girişeceği beklentisinin Tahran’da yaygın olmasının bir başka nedeni de işte bu.”

Bu bağlamda İran’ın Hizbullah’ı kollama kararlılığı daha da kritik önem kazanıyor. Hashem şu tespitte bulunuyor: “Hizbullah ve HSB’yi vurmaya ya da etkisiz kılmaya çalışanlar aslında İran’ın kolunu kanadını kırmaya, stratejik derinliğini baltalamaya çalışıyorlar. İran, son 30 yıldır inşa etmeye çalıştığı ve bugün ulaşmış olduğu bölgesel etkinliğine tehdit algılarsa çok muhtemeldir ki geri adım atmaz ve çatışmayla cevap verir. Bu çatışmanın nasıl ve ne zaman çıkabileceği ise belirsiz.”

ABD Şam’la temas konusunda suskun

ABD’li bir yetkilinin Şam’da Suriye’nin güvenlik şefi Ali Memluk ile görüştüğü haberi geçtiğimiz hafta kamuoyuna yansıdı. Haber üzerine CIA basın bürosunu arayan Al-Monitor muhabiri Laura Rozen “Yorum yapmayı reddettiğimizi rahatlıkla yazabilirsiniz.” cevabını aldı.

Rozen konuyla ilgili şu bilgileri aktarıyor: “Ocakta göreve gelen CIA Başkanı Mike Pompeo’nun bundan kısa süre sonra Memluk ile ‘arka kanal’ temaslar başlattığı, temasların amacının Amerikalı gazeteci Austin Tice’ın serbest bırakılmasını sağlamak olduğu bildirilmişti. Eski bir deniz piyadesi olan ve Suriye’de serbest gazetecilik yaparken ağustos 2012’de kaçırılan Tice’ın Esad’a bağlı güçlerin elinde olduğuna inanılıyor. (…) Suriyeli yetkililer ise Tice’ın Suriye’de tutsak olduğunu defalarca yalanladılar.”

Şam’daki görüşmenin yalanlanmadığına dikkat çeken Rozen şöyle devam ediyor: “Bu manidar sessizlik Washington’ın Amerikalı vatandaşların serbest bırakılmasını sağlamak için Şam’la sessizce ‘arka kanal’ temaslar kurduğuna işaret ediyor. Yorumculara göre İD’e karşı ilerleyen ABD destekli güçlerin Rusya ve İran destekli Suriyeli güçlerin yakınına ulaştığı, ayrıca ABD’nin İran’ın İsrail’e yakın bölgelerde varlık oluşturmasını engellemeye çalıştığı bir ortamda bu temaslar ABD’nin güvenlikle ilgili kaygılarını doğrudan iletmesi açısından da yararlı olabilir.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept