İstanbul’daki ILO zirvesine boykot damga vurdu

İstanbul’daki ILO toplantısı, OHAL uygulamasını, binlerce kişinin işten çıkartılmasını, kitlesel gözaltı ve tutuklamaları protesto eden uluslararası işçi konfederasyonları tarafından boykot edildi.

al-monitor .

Eki 11, 2017

ANKARA -- Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2-5 Ekim 2017 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen 10. Avrupa ve Orta Asya Bölge Toplantısı uluslararası örgütlerin, işçi sendikaları ve konfederasyonların protesto ve boykotlarının gölgesinde kaldı.

ILO’nun İstanbul’daki zirve toplantısı öncesinde, mayıs ayında Uluslararası İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ITUC) ve Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ETUC) ile Almanya ve İngiltere’den en büyük işçi konfederasyonları Ankara’ya gelerek hükümetle, bakanlıklarla, barolarla bir dizi görüşme ve temaslarda bulundular. Temaslara, ITUC ve ETUC’un Türkiye’deki üyeleri Türk-İş, Hak-İş, DİSK ve KESK de katıldı.

Görüşmelerin konusu Türkiye’deki OHAL uygulaması ve buna dayanarak çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile demokratik haklara getirilen kısıtlamalardı. Kamu ve üniversitelerdeki toplu ihraç ve işten çıkartmalar, özel şirketlere el konulması, kitlesel gözaltı ve tutuklamalarla on binlerce kişinin cezaevlerine doldurulmasına yönelik eleştiriler hükümetle yapılan görüşmelerde dile getirildi. Kapatılan dernek, sendika, sivil toplum örgütleri ile ilgili uygulamalara son verilmesi, normal düzene geçilmesi öne çıkan taleplerdi.

Bu görüşmeler sonrasında 5 Mayıs 2017’de yayımlanan ortak bildiride de hükümete çağrıda bulunularak OHAL’in kaldırılması, kitlesel ihraç ve işten çıkartmalara, gözaltı ve tutuklamalara son verilmesi, kapatılan sendika ve sivil toplum kuruluşlarının açılması, özgürlükler üzerindeki baskı ve kısıtlamaların kaldırılması talep edildi.

Ancak bu taleplerin hiçbirisi AKP hükümetinde kabul görmedi, karşılık bulmadı. Avrupa’da, dünyada ve Türkiye’de milyonlarca kişiyi temsil eden örgütlerin bu çağrıları yanıtsız kalınca ITUC ve ETUC İstanbul’da yapılacak ILO 10. Bölge Toplantısı için sendikalara ve hükümetlere boykot çağrısı yaptı.

ETUC Dış İlişkiler Sorumlusu Patrick Itschert “Türkiye'de basın özgürlüğü yok. Türklere kış lastiğini ne zaman kullanacakları bile KHK ile söyleniyor. Bu iş artık çok ileriye gitti. Akademisyenler pizzacılık yapar oldu.” diyerek, bu kötü gidişe dikkat çekmek için ILO İstanbul toplantısının boykot edilmesi girişimlerine başladıklarını açıkladı.

ITUC ve ETUC Genel Sekreterleri Sharan Burrow ve Luca Visentini, 27 Eylül 2017’de tüm delegasyonlara ve ILO üyesi ülkelere bir açık mektup gönderdi. Türkiye’de 125 binden fazla kişinin işten çıkarıldığı, kamu ve özel sektördeki çalışanların, iş, yaşam ve yargı güvencelerinin yok edildiği anlatılan mektupta şu görüşe yer verildi: “Kamu ve özel sektörden çalışanların ihraç edilmesi, cezaevine konulmasının yanı sıra şirketlerin 11 milyar ABD doları civarındaki varlıklarına hükümet tarafından el konuldu. Bu modern ekonomik tarihte daha önce çok nadiren görülmüş bir hakların sistematik şekilde tanınmaması durumudur. Örgütlenme özgürlüğü hem işçilerin hem de işverenlerin elinden alınmıştır. Protestolara katıldığı, sosyal medyada paylaşımda bulunduğu veya referandumdaki anti-demokratik uygulamalar karşısında kampanya yürüttüğü için tutuklanan ve cezaevine konulan işçilerin vakalarını raporlayıp ILO’ya sunduk. Binlerce ihraç, ev baskınları, sendika yöneticilerine yönelik silahlı saldırılar, sendikacılar açısından her gün risk oluşturmaktadır.”

Dünyada ve Avrupa’da yüzlerce sendika ve konfederasyonun üye olduğu ITUC ve ETUC’un katılmayacaklarını bildirdikleri İstanbul toplantısına Türkiye’den de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) katılmadı. DİSK, “İşçilerin olmadığı ILO toplantısında yokuz” diyerek katılmama gerekçelerini bir bildiriyle açıkladı.

Kocaeli Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Öğretim Üyesi Aziz Çelik ITUC ve ETUC’un boykot ettiği ILO Avrupa Bölge Toplantısını “Yumurtasız omlet yapma girişimi” olarak nitelendirdi. ILO’nun işçi-işveren-hükümet üçlüsünden oluşan yapısına vurgu yapan Çelik işçi sendikalarının boykotu sonrasında İstanbul toplantısının “işçisiz çalışma toplantısına” dönüştüğüne dikkat çekti.

ETUC’un çağrısı sonrasında Avrupa bölgesindeki 51 ülkeden 47’sinin işçi sendikaları ve konfederasyonları İstanbul’a gelmedi. Toplantıya sadece Azerbaycan, Belarus, Rusya ve Kazakistan’dan işçi sendikaları katıldı. Avrupa Bölgesindeki ITUC üyesi 91 sendikal örgüt ve konfederasyondan da 88’i toplantıyı boykot etti, İstanbul’a gelmedi. ITUC üyelerinden sadece Azerbaycan Sendikalar Konfederasyonu ve Türkiye’den hükümete yakın Türk-İş ve Hak-İş toplantıya katıldı.

2 Ekim’deki açılışta salon büyük ölçüde boş kaldı. Başbakan Binali Yıldırım açılış konuşmasında eleştirilere ve toplantıyı boykot çağrılarına tepkisini dile getirirken şöyle konuştu: “Bunun en yakın örneği iki Almanya'nın birleşmesinde görülmüştür. Doğu Almanya, Batı Almanya birleştiği andan itibaren 500 bin kamu çalışanının bir günde işine son verildi. Kimse Almanya'yı protesto etmedi. Kimse Almanya'ya bu konuda bir şey söylemedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 'Doğrudur. Hiçbir ülke kendisine sadakatle bağlı olmayanlarla çalışmaz' dedi, noktayı koydu. Burada da maalesef Türkiye'ye çifte standartlı yaklaşımı görmek bizi üzüyor. Kim ne derse desin, Türkiye bir hukuk devleti. Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak."

Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu ise Türkiye’nin milyonlarca Suriyeli göçmene kucak açtığını, darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kaldığını hatırlatarak Avrupa’nın Türkiye’ye karşı tavrını üzüntüyle karşıladığını söyledi.

Bakan Sarıeroğlu “Terör eylemleri sonucu Fransa'nın OHAL ilan etmesi ne kadar doğalsa, ABD'nin OHAL ilan etmesi ne kadar doğalsa, bizim de vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak için OHAL ilan etmemiz bu kadar doğaldır.” dedi. Bakan toplantıda kabul edilen “ILO’nun Yüzüncü Yılı İçin İstanbul Girişimi: Avrupa ve Orta Asya’da İnsana Yakışır İş” başlıklı bildirinin tarihi bir belge olduğunu da savundu.

ILO Genel Direktörü Guy Ryder da İstanbul İnisiyatifi’nin önemine vurgu yaptı.

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Aziz Konukman en büyük iki uluslararası konfederasyon ve 47 ülkenin sendikalarının Türkiye’deki toplantıyı boykot etmelerini Al-Monitor’a şöyle değerlendirdi: “Bu tablo, OHAL sürecinde emekçi haklarının dibe vurduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan yargı bağımsızlığına müdahaleler ve hukuksuz uygulamalar konusundaki eleştirilere karşı yerli ve yabancı iş adamlarına OHAL’in grevleri ertelemek için ilan edildiğini söylemişti. OHAL’le iş adamlarının işlerini kolaylaştırdıklarını savunmuştu. Oysa uluslararası sermaye önce bağımsız yargı ve mülkiyet güvencesi arıyor. Demokratik çalışma yaşamını arzuluyor. Hükümet bunu görmezden geliyor. ILO’nun İstanbul toplantısı herkesin Türkiye gerçeğini görmesi açısından iyi oldu. Özgürlük yok, söz hakkı yok, demokrasi yok, yargı bağımsızlığı, hukuk güvencesi, örgütlenme özgürlüğü yok. Türkiye bu uluslararası boykotla dışlandı, yalnızlaştı.”

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) eski Genel Sekreteri Dr. Bülent Pirler ise ITUC ve ETUC’un öteden beri Türkiye’yi hırpalamaya çalıştıkları görüşünde. Pirler Al-Monitor’a şunları söyledi: “Uluslararası işçi örgütlerinin Türkiye’ye karşı uzun süredir bir reaksiyonu var. ILO’da daha önce de Türkiye’yi kara listeye aldırtmaya çalıştılar. Bu, iki yıldır hazırlıkları süren çok önemli bir toplantıydı. Keşke boykot yerine işçi sendikaları da gelip görüşlerini söyleseydi. Türkiye ağır bir darbe teşebbüsü yaşadı. Birçok ülkede böyle bir şey yaşanmadı.”

ILO toplantısı sona erdi ancak Türkiye’nin çalışma yaşamı, demokratik haklar, örgütlenme ve ifade özgürlüğü konusunda hızla gerilediği açığa çıktı. Sıkıntılar derinleşiyor. Hükümete yakın sendikalar, görüntüyü kurtarmaya çalışsa da uluslararası sendikaların yüzde 97’ye varan boykotu büyük yankı uyandırdı. Üye ülkelerden hükümet düzeyindeki katılımların, bakan düzeyindeki temsilin çok düşük olması, Türkiye’yi yalnızlaştırdı. Çağrılara, uyarılara, eleştirilere kulak tıkayan hükümetin yaklaşımı, önümüzdeki dönemin daha da sıkıntılı olacağını gösteriyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Erdoğan Kafkasya’da macera mı arıyor?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | Tem 17, 2020
Erdoğan’ı karalamak Lübnan’da bile güvenli değil
Amberin Zaman | Basın özgürlüğü | Tem 13, 2020
Yabancılar uzaklaşıyor, Saray yalnızlaşıyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 10, 2020
Yabancı Protestanlar ‘kamu düzenine tehdit’ gerekçesiyle Türkiye’den kovuluyor
Amberin Zaman | etnik azınlıklar | Tem 9, 2020
Fransa Türkiye için neden kullanışlı bir rakip?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Tem 10, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Libya hesaplaşması Türkiye’nin sınırlarına dayanıyor
Fehim Taştekin | | Ağu 3, 2020
al-monitor
İdlib’de tıklayan bomba: Uzlaşma mı savaş mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Tem 29, 2020
al-monitor
Kanal İstanbul hayaliyle rant oyunları
Mustafa Sönmez | Doğal çevre | Tem 22, 2020
al-monitor
Kürtlerin korkusu: Pençe PKK’nin ötesinde Kürdistan’ı hedef alıyor
Fehim Taştekin | Kürtler ve Kürdistan | Tem 20, 2020