İran'ın Nabzı

Kadınların Ruhani’ye inançları sarsıldı ama azimleri kırılmadı

By
p
Article Summary
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin kabinede tek bir adaya yer vermemesi vaatlerine olan inancı zayıflatsa da geleceğe dair umutları yok etmedi. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Kadın hakları aktivisti 34 yaşındaki Leyla, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin yeniden seçildikten sonra ikinci dönem kabine listesinde kadına hiç yer vermemesine öfkeli bir Telegram mesajıyla tepki gösterdi: “Kadınların Ruhani’yi desteklemelerinin karşılığı düpedüz sıfır. Biz bu seçimde Ruhani’ye oy vermeseydik aldığı oyları alıp yeniden seçilebilecek miydi?”

Genç kadın hakları aktivistleri tarafından kurulan Telegram grubunun bir başka üyesi Eva da eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın 2009’da sağlık bakanlığına atadığı İslam Cumhuriyeti’nin ilk kadın bakanı Marziye Vahid Dastcerdi’yi hatırlatarak şöyle dedi: “(Mahmud) Ahmedinejad’ın bile kadın bakanı vardı.” 25 yaşındaki siyaset bilimi öğrencisi Fatima devam etti: “Şaka gibi. Kendisini destekleyen tüm kadınlara büyük saygısızlık.” Ülkenin dört bir yanından aktivistleri bir araya getiren bu gruptaki genç kadınların çoğu birbirini tanımıyor ama hepsinin ikinci dönemine başlayacak olan Cumhurbaşkanı’na öfkesi ortak.

Kadınlar, hem şubat 2016’daki parlamento seçimleri hem de mayıs 2017’deki yerel seçimlerde siyasette daha önce görülmemiş oranlarda sandalye sayısına sahip olmuşlardı. İranlıların İslam Cumhuriyeti’nin tarihinde ilk kez bu kadar çok kadın siyasetçi seçmeleri şunu göstermişti: Kadınlara seçilme imkânı tanındığında seçmenin onlara oy vermekle ilgili bir sorunu yok. Yani seçmen, özellikle de genç seçmen daha fazla toplumsal ve kültürel hakkın yanı sıra kadınların siyasetteki rolünün de artmasını istiyor. 157 milletvekili, 19 Temmuz’da Ruhani’ye bir mektup göndererek ikinci dönem Kabine listesine kadınları da dâhil etmesini talep ettiler.

Ruhani talebi yerine getirmeyince kadınlar sosyal medya ve gazetelerdeki görüş yazılarıyla Cumhurbaşkanı’na öfkelerini dile getirdiler. Kadın hakları aktivisti Ferzane Hüseyini Al-Monitor’a şöyle dedi: “Kadın aday göstermeyerek seçimlerde ezici bir mağlubiyet yaşayan muhafazakârların kaygılarını mı gidermeye çalışıyor yoksa kadınların siyasi yaşamda üst düzey pozisyonlarda olamayacağını mı düşünüyor bilmiyorum.”

Eski bir muhafazakâr gazeteci ve film yapımcısı olan Muhammed Nurizad da eleştirilere katılarak kadınlara yönelik “çağ dışı” fikirlerinden dolayı dindar kesimi ve dolaylı olarak kendisi de bir din adamı olan Ruhani’yi suçladı ve “Bazı şeylerin farklı olabileceğine dair umutlar boşuna mıydı?” diye sordu.

Aktivistleri daha da kızdıran ve Ruhani’nin zannettiklerinden de dar görüşlü olduğunu gösteren bir diğer gelişme ise hukuki meselelerden sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Laya Cüneydi’nin 21 Ağustos’ta reformcu Şark gazetesine giyimindeki ani değişimin kendi rızasıyla olmadığını açıklaması oldu. Cüneydi şu ifadeleri kullandı: “24 milyonun oyuyla seçilen saygı değer cumhurbaşkanımız benden hükümette görev almamı istedi. Benim hizmetlerime ihtiyaç duyduklarını ve Kabine protokolünün böyle olduğunu (kara çarşaf giyme) söyledi.” Uzun kara çarşaf genelde muhafazakâr kadınlar tarafından benimsenen bir giyim. Yeni görevinden önce Tahran Üniversitesi’nde hukuk profesörü olan Cüneydi ise renkli türbanları ve pardösüleri tercih ederdi.

Seçmenler ve aktivistler, Cumhurbaşkanı’nın Cüneydi’ye yönelttiği talebe tepkilerini yine sosyal medyadan gösterdiler. Ruhani’nin 19 erkek Kabine üyesinin hiçbirine kişisel bir giyim tavsiyesinde bulunmadığı da kamuoyunun dikkatinden kaçmadı. Yeni cumhurbaşkanı yardımcısı da bu talebi sessizce yerine getirdiği ve kendisine göre İran kanunlarına aykırı olmadığı halde giyimini savunmadığı için eleştirilerin hedefi oldu.

Öte yandan Ruhani’nin rejim içindeki muhafazakârlardan büyük bir baskı gördüğü ve tavizler vermek zorunda kaldığı muhakkak. Kadınların üst düzey mevkilere getirilmesi de siyasi ve dini seçkinler için oldukça sıkıntılı bir konu. Örneğin Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey mevkilere kadınları ataması on yıllar aldı. Bakanlığın ilk kadın sözcüsü 2013’te atanan Marziye Efkam’dı, iki yıl sonra da İslam Cumhuriyeti’nin ilk büyükelçisi olarak atandı. Ancak bu örnekler oldukça sınırlı. Dışişleri Bakanlığı ve diğer devlet kurumlarında çalışan kadınlar mevcut kısıtlamaların haricinde bir de sürekli yeterli olduklarını kanıtlamakla uğraşmak zorundalar.

Dolayısıyla Ruhani’nin kampanya vaatlerinden umutlanan pek çok kadın, Cumhurbaşkanı’nın sözünü tutup kadınlara daha fazla resmi yöneticilik pozisyonu önereceğini düşünüyordu. Fakat Ruhani hiçbir bakanlık pozisyonu için kadın aday belirleme iradesini göstermedi ve kitlesel olarak kendisine oy veren kadınlar için bu ihanet demekti. Pek çokları kadın adayların kabine listesine gireceğine ama reform yanlısı parlamento tarafından onaylanmayacağına inanıyordu.

İfsahan’dan bir kadın hakları aktivisti Fettane Al-Monitor’a şöyle dedi: “Bu din adamları bize her seferinde sözlerini ciddiye almamız gerektiğini öğretiyorlar. Neredeyse daima bir hayal kırıklığı ve aldatılmışlık hissi içindeyim. Ama bu sefer en azından bakanlıklar için kadın adaylar gösterileceğine gerçekten inanmıştım.”

Tahran’dan kıdemli bir kadın hakları aktivisti Mehnaz ise Al-Monitor’a şöyle dedi: “Hiç şaşırmadım. On yıllardır bu sistemle mücadele eden insanlar olarak din adamlarının kadınlara verdiği sözlere inanmamız gerektiğini biliyoruz. Son 40 yıldır kazandığımız her şeyi mücadeleyle kazandık. Hiçbir şey bize verilmedi. Bu mücadele de farklı değil.”

Nitekim Mehnaz gibi diğer kıdemli aktivistler de Cumhurbaşkanı’ndan yana hayal kırıklığına uğramış olsalar da fazla şaşkın değiller. Reform yanlısı siyasilerin kadın haklarına ilişkin boş vaatleri yaygın bir olgu ve bu tür hayal kırıklıkları artık mutat engellere dönüşmüş durumda. Mehnaz da geleceğe ilişkin şöyle dedi: “Geçmiş yılların aksine artık kent ve köy meclislerinde daha çok kadın varlığı söz konusu. Onların sesini güçlendirip gelecekte böyle pozisyonlara daha çok kadının seçilmesi için çalışacağız.”

Mehnaz, Ruhani yönetiminin “Sağduyu ve Umut” sloganına da gönderme yaparak sözlerini şöyle noktaladı: “Biz umutlarımızı yaşlı din adamlarının zihinlerinin değişmesine bağlamıyoruz. Bizim umudumuz öncü olmak için öne çıkan genç kadınlar ve onları desteklemeye hevesli yeni nesil.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Kadın hakları

Narges Bajoghli, a socio-cultural anthropologist, is currently a postdoctoral research associate in international and public affairs at the Watson Institute at Brown University. She focuses on Iran, media, war and revolution. She directed "The Skin That Burns," a documentary on chemical warfare survivors in Iran, and in addition to academic publishing, has also written for The New York Times Magazine, The Guardian, The Washington Post, ​Middle East Research and Information Project, The Huffington Post and LobeLog.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept