Türkiye'nin Nabzı

Sulara gömülecek 12 bin yıllık şehirde İD’i çağrıştıran dinamitler

By
p
Article Summary
Sayısız tarihi ve kültürel varlığı ve keşfedilmeyi bekleyen 300 antik kazı alanıyla Hasankeyf ömrü 60 yılı geçmeyen bir baraja kurban ediliyor. Antik kentin kayalarını patlatan dinamitler herkesi sarstı, iktidar hariç.

Kazılarla tamamı gün ışığına çıkarıldığında milyonlarca turist çekme potansiyeline sahip “mağaralar kenti” Hasankeyf’te patlama eşliğinde düşen kayaların görüntüsü insanları şoke etti. Görüntüler, Palmira ve Musul’da binlerce yıllık tarihi eserleri yok eden İslam Devleti (İD) ve Bamyan’daki Buda heykellerini dinamitleyen Taliban’ı çağrıştırdı.

Batman Valiliği dinamit kullanılmadığını, hidrolik kaldıraçlarla tehlike arz eden kayaların kontrollü olarak düşürüldüğünü savundu. Hasankeyf sakinleri ise aksini söylüyor. HDP Milletvekili M. Ali Aslan, Hasankeyf’e gidip kendisini bir kayaya zincirleyerek durumu protesto etti.
Dinamit kullanılsın ya da kullanılmasın düşen kayalar Hasankeyf’i bilen ve gören insanların kalplerinde patlayan birer dinamitti. Çünkü Türkiye en az 10 medeniyetin kalıntılarını taşıyan bir kenti kaybetmenin eşiğinde.

Hükümet ömrü en fazla 60 yıl olan bir hidroelektrik barajı için UNESCO’nun 10 kriterinden 9’unu taşıyan eşsiz bir tarihi mirası sular altında bırakma konusunda ürkütücü bir cesaret sergiliyor. Irak topraklarını da sulayan Dicle Nehri üzerinde 1950’lerden beri yapımı gündemde olan Ilısu Barajı, üç Avrupa ülkesinin projeden çekilmesine rağmen yerel kaynaklarla sürdürüldü. Artık proje su tutma aşamasına geldi.

Hükümet vadinin ortasındaki Zeynel Bey Türbesi’ni kızağa alıp başka bir yere taşıyarak güya tarihe sahip çıktı! Profesyonel bir şov eşliğinde “Tarihi koruduk” denildi. Böylece eleştiriler susturuldu. Plana göre hükümet, türbe dışında Süleyman Han, Koç, Kızlar ve El Rızk camileri, Artuklu Hamamı, İmam Abdullah Zaviyesi, Baldaken Türbesi ve kaledeki Orta Kapı’yı ‘Yeni Hasankeyf’e taşıyarak arkeolojik bir park oluşturacak. Peki, böylece tarih kurtulmuş olacak mı? Dahası insanlık gerçekte neyi kaybediyor?

Basitçe Türkiye, 12 bin yıllık tarihsel birikimin yükünü taşıyan Hasankeyf’te çok sayıda eserin yanı sıra geniş bir alanda 300 civarında arkeolojik alanı sulara veriyor. Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Hamani, Mervani, Artuklu, Eyyubi, Selçuklu ve Osmanlı’dan kalma eserlerden bahsediyoruz. Roma döneminin Büyük Saray’ı, Selçuklu eseri Mardinike Camii, Artukluların yaptığı ve bugün sadece dört ayağıyla ihtişamını koruyan Ortaçağ’ın en büyük kemerli köprüsü, Salihiye Bahçesi Köşkleri, Eyyübiler’e ait Yahabiye Medresesi, Yamaç Külliyesi, Küçük Saray, Büyük Saray, darphane, surlar, kale kapıları, kaleye su taşıyan kanallar, hanlar, hamamlar, mezarlıklar ve daha niceleri…

Hükümet geri kalanları “değersiz mağara” diyerek önemsizleştiriyor. Kentte 6 bine yakın mağara şeklinde taşlara oyulmuş ev var. Bunların büyük bir kısmı 1980’lere kadar kullanıldı. Doğa Derneği’nin 2012’de yaptığı ankete göre bugün Hasankeyf’te yaşayanların yüzde 29’u (kendisi ya da ailesi) bu mağaralarda yaşam tecrübesine sahip.

Aslında mağaralar tek başına Hasankeyf’in korunmasını gerektiren antik bir yaşam alanı. Ancak bunların ötesinde Hasankeyf Arkeolojik Kazı Başkanlığı’nın listelediği arkeolojik alanlar baş döndürücü zenginlikte. İşte birkaçı: Zeynel Bey Külliyesi (türbe, üç medrese, han, hamam, imaret), Osmanlı Direkli Camii, Yamaç Külliyesi (cami, medrese ve hamam), Roma Kapısı, Büyük Saray, Eski Mezarlık, Kasamiye Köşkleri (9 köşk), Han, Şab Camii Külliyesi (mescit, cami, kale kapısı, antik yol), Derikli Kilisesi, Mardinike Külliyesi (saray, iki cami, mezarlık ve imaret), Kasır, Salihiye Ziyaret Yapıları (cami ve zaviye), Haydar Baba Zaviyesi (türbe, mescit, zaviye ve mezarlık), Artuklu Köşkü, Süryani Yerleşimi, Hacı Ali Mescidi. Doğa Derneği’nin verilerine göre 1978’de birinci derece arkeolojik sit alanı ilan edilen Hasankeyf’te bugüne kadar 300 arkeolojik alan tespit edildi. Bunların sadece yüzde 5’i kazıldı.

Artuklulara başkentlik yapmış Hasankeyf’te Süryani kültürüne ait eserler de mevcut. Ayrıca burası, halkının yüzde 70’inin Türkçe, Arapça ve Kürtçe konuşabildiği çok dilli bir yer. Yani tarihle birlikte çok dilli ve çok kültürlü bir medeniyet havzası ölmüş olacak. Hasankeyf zaten yetimdi. Devlet son 50 yıldır baraj projesi gerekçesiyle bir çivi bile çakmadı. Kısa süren kazılarda ortaya çıkarılan eserler de sulara gömülecek.

Süreçle ilgili Al-Monitor’a konuşan arkeolog Nevin Soyukaya “Özellikle baraj projesi ekonomik ve kültürel hayatı sekteye uğrattı. Son 50 yıldır hiçbir kalkınma projesi olmadı. Turizm altyapısı kurulmadı ve antik kent kendi kaderine terk edildi” dedi.

Soyukaya’nın değerlendirmesi şöyle: “Barajın yüksekliği 138 metre. 313 kilometre karelik bir alanı su altında bırakacak. Etkilenen nehir alanı 400 km. Baraj gölü alanında 300’e yakın höyük, yüzlerce kültür varlığı, Hasankeyf gibi antik kent tespit edildi. Kültür Bakanlığı’nca sadece 20-25 höyükte kurtarma kazıları yapıldı. Kazılar 2000’de başladı, 2012’de sonlandırıldı. Tepkileri azaltmak ve yanıltmak amacıyla 9 eseri taşıma çalışmaları yürütülüyor. Ancak topografik ve doğal yapısı, mağaraları, sarayları, kiliseleri, camileri, seramik fırınları ve atölyeleri, nehir kıyısındaki köşkleri, sokakları, köprüsü, prehistorik yerleşimleri, binlerce yılın kültür birikimi, çok kültürlü, çok dilli, çok dinli yapısıyla bir bütün olan Hasankeyf’ten 9 eseri taşıyarak kenti kurtaracağını ve turizmini geliştireceğini söylemek insan aklıyla alay etmektir. İnsanlık tarihinin ilklerinin yaşandığı bu topraklarda neleri kaybettiğimizi dahi bilmeden yüzlerce kültür varlığının sulara gömülecek olması korkunç bir şey. Ayrıca Dicle ekosistemi de yok edilecek. Muazzam etkilerine rağmen barajın Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu yok. 2013’de bir kanunla baraj ÇED’den muaf tutuldu.”

Soyukaya patlamalarla ilgili de “2016’da Yukarı Şehir’e temel teşkil eden kayalık bölgenin güçlendirilmesi ve antik bir liman örneği planlanmıştı. Tehlike arz eden 24 kaya düşürülecek, vadilerde 4.75 milyon metre küp dolgu yapılacaktı. 21 Haziran 2017’de Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, antik liman ihalesinin yapıldığını; projenin tehlike arz eden kayaların düşürülmesi, mağaraların doldurulması ve küçük sarayı güçlendirme işlerini kapsadığını belirtti. Sonra mağaralara dolgu amacıyla ‘tehlike arz eden’ kayaların düşürülmesi çalışmaları başlatıldı. 210 mağaraya dolgu yapılacak. Yerinde inceleme yapan Hasankeyf Girişimi’ne göre tehlike arz etmeyen ya da düşme ihtimali az olan kayalar da düşürülüyor. Büyük titreşim, ses ve çevre kirliliği yaratan patlayıcılar kullanıldı. Bu diğer kayalar ve mağaralarda yıkım tehlikesi yaratıyor, topoğrafya ve doğal yapıyı bozuyor. Kayalar düştüğü yerlerde kilise kalıntıları ve şaraplıklara zarar veriyor” dedi.

Bir baraj için bu kadar büyük bir miras neden yok ediliyor? Soyukaya “Barajın etkilediği alan güneydeki ülkeleri Türkiye’ye, kuzeye ve Avrupa’ya ulaştıran yolların kavşağında. Ayrıca Dicle Irak’ın su ihtiyacını karşılıyor. Barajı ile birlikte ‘güvenlik barajları’ adıyla yeni bir tanımlama yapıldı. Bununla bölgedeki yolların kontrol altına alınması ve güneydeki ülkelerin su ile terbiye edilmesi hedefleniyor. Oysa güvenlik barışçıl yöntemlerle çok daha ucuza ve kayıpsız olarak sağlanabilir” yanıtını verdi.

Kendini kayalara zincirleyen Batman Milletvekili Aslan ise Al-Monitor’a şunları söyledi: “Dinamitleri görünce inanamadım. İD ya da Taliban’ın yaptığından farklı değildi. Esnafa sordum, hepsi patlama sesleri olduğunu, çocukların korktuğunu, şehrin sallandığını anlattı. Üç gün uyuyamadım. Bir yönetim bu kadar canavarlaşamaz. Benim vicdanım beni Hasankeyf’e taşıdı. İstikbaldeki torunlarımız yüzümüze tükürmesin diye bu eylemi yaptım. İnsan hayatını tehlikeye atıyorsa şimdiye kadar neredeydin? Baraj bitmiş, yakında su dolacak. Darphanenin yanında kayaları deliyorlardı. Burada insanlığın başlangıcından beri bütün tarihi merhaleleri bir arada bulabilirsiniz. Böyle bir şehir dünyada yok. Bu Mezopotamya kültürüne saldırıdır. Hasankeyf herkesi ağırlıyor, aynı vefayı bütün kesimler göstermeli. Hasankeyf insanlığın imtihanıdır. Eski çarşıda gezerken üç yüzyıl önceyi yaşıyorsunuz. Buranın esas dili Arapçadır. Kürtler son 50 yılda oraya yerleşti. Buranın Arap kimliği de yok edilecek. Sadece şehir değil kalenin yüzde 90’ı su altında kalacak.”

Tarih ile birlikte endemik hayat yok olacak. Batman Kent Konseyi, Devlet Su İşleri’ne nesli tehdit altında olan türlerle ilgili hangi tedbirlerin alındığını sormuştu. Yanıt şuydu: “Dicle Vadisi’nde nesli tehdit altında olan herhangi bir tür olmadığı için herhangi bir önlem alınmadı.“ Hâlbuki sivil örgütler 100’den fazla nesli tehlikede olan türden bahsediyor.

Devletin tarihe ve ekosisteme yaklaşımı bu; buna karşı sesini çıkaranlar da Türkiye düşmanı!

Bu bölümlerde bulundu: Arkeolojik alanlar

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X