Rusya ve Orta Doğu

Rusya ve İran’ın Suriye’deki yolları ayrılıyor mu?

By
p
Article Summary
Suriye’deki askeri durum değişirken Tahran’la Moskova’nın ortaklık ilişkisi de başka bir şekil alıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İslam Devleti (İD) gerilemeye devam ederken İran-Rusya ortaklığında ciddi sıkıntılar baş gösteriyor. İD’le mücadeleden faydalanarak Suriye’deki askeri hedeflerini ilerleten taraflar anlaşmazlıklarını dile getirmekten imtina ediyor, tenkitçilere fırsat vermek istemiyor. Ancak iki taraf da aralarındaki sürtüşmeyi tam olarak gizleyemiyor.

2016 yılında Moskova ve Tahran Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı muhalefete karşı birlikte kolladılar, ayakta kalan devlet kurumlarını kurtarmaya çalıştılar. Altı yıldır süren iç savaşı dondurmaya çalışan Rusya şimdi Astana süreci dışında, yani İran’ın arkasından anlaşmalar yapmaya yöneldi. Bunun örnekleri arasında Rusya’nın ABD’yle güneybatı Suriye için Ürdün’ün başkenti Amman’da müzakere ettiği çatışmasızlık bölgesi ve her ikisi Kahire’de müzakere edilen doğu Guta ve kuzey Humus çatışmasızlık bölgeleri sayılabilir.

Temmuzda Hamburg’daki G-20 zirvesinde bir araya gelen ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, güneybatı Suriye’deki Dera, Kuneytra ve Süveyde vilayetleri için ateşkes anlaşmasına vardılar. Bu mutabakat, güneydeki çatışmasızlık bölgesi için Astana’da belirlenen koşulları fiilen hükümsüz kıldı. Astana’da belirlenen koşullara göre çatışmasızlık bölgesi Dera ve Kuneytra’yı değil sadece Süveyde’yi kapsayacaktı. Kimi kaynaklara göre ABD-Rusya mutabakatında İran yanlısı güçlerin İsrail-Ürdün sınırının en az 40 kilometre uzağına çekilmesi ve sahaya Rus askeri polisinin konuşlanması öngörülüyor. Moskova’nın bu bölgede yerel halkın desteğini almaya çalıştığı, hatta kendisine sadık milis grupları oluşturmak istediği belirtiliyor.

Rusya’nın İslamcı muhalif grup Ceyş El İslam’la Kahire’de imzaladığı anlaşma ise Rus askerine doğu Guta’da kontrol noktaları oluşturma imkânı verdi. Bu oldukça ilginç bir gelişmeydi. Zira haziranda Türkiye’den gelen resmi açıklamaya göre Şam bölgesindeki ateşkesi izlemek için hem Rusya hem de İran asker konuşlandıracaktı. O halde Moskova-Tahran-Ankara çalışma gruplarında belirlenen planı Rusya tek taraflı mı değiştirdi? Bunu söylemek zor. Ancak Esad güçleriyle İran destekli milislerin isyancıları çıkarmak için çok çeşitli stratejiler denediği, Şam bölgesinde Rusya’nın kontrol sağlamaya çalıştığı görülüyor ve bu da planın kesinlikle değiştirildiğine işaret ediyor.

Burada şunu netleştirmek önemli: Astana’da bölgeler müzakere edilirken Rusya, İran ve Türkiye prensipte ana arabulucular konumundaydı. Ancak daha sonra bölgelerin detaylarına ilişkin görüşmelerde bu anlaşmalar pek çok zaman değiştirildi veya hükümsüz kaldı.

Bu tip adımlar, gayri resmi görüşme platformlarının yavaş yavaş Astana sürecinin yerini aldığı yönünde Tahran’da kaygı yaratıyor. Dolayısıyla Suriye yönetimi ve İran’ın hiç olmazsa Astana süreci dışında sağlanan Kahire anlaşmasını etkisiz kılmaya çalıştığı görülüyor. Örneğin Suriye ordusu, 4. Mekanize Tümen’e bağlı seçkin 42. Tugayını Rusya tarafından çatışmasızlık bölgesine dâhil edilen Cobar’a konuşlandırıldı. Bunun da ötesinde Şam ve Tahran, Feylak El Rahman grubunu Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) ile birlikte bölgeden çıkmaya zorluyor. Anlaşılan o ki buradaki amaç Feylak El Rahman’ı bahsi geçen anlaşmanın dışında bırakmak, bu grubun birkaç bin militanını da El Kaide bağlantılı, radikal HTŞ militanlarıyla özdeşleştirmek ve doğu Guta’daki muhalifleri askeri açıdan zayıflatmak.

Suriye’nin geleceğiyle ilgili siyasi ve diplomatik çekişme başladığından beri Rusya-İran ortaklığı giderek rekabete dönüşüyor, Tahran çözüm koşullularının oluşmasına engeller çıkarıyor. Ancak Moskova’nın stratejisi de cephe hattının farklı bölümlerini kontrol eden bilumum İran yanlısı güçlerin varlığına doğrudan bağlı.

2015’te başlayan Suriye müdahalesiyle Orta Doğu’ya “dönüş” yapan Rusya İran’ı güvenilir bir ortak olarak gördü. Ancak Moskova, kasıtlı veya kasıtsız Şii yönetimindeki İran’la arasına mesafe koyan bazı karşı dengeler de buldu. İsrail hava kuvvetlerine Suriye’deki Hizbullah unsurlarını vurma imkânı tanıyan İsrail-Rusya anlaşması ilk karşı denge hamlesi olarak ortaya çıkmış ve Tahran’ın öfkesini çekmişti. Moskova’nın Körfez monarşileriyle ilişki geliştirme çabalarını bu yöndeki ikinci adım olarak görmek mümkün. Bu çabaları “havuç ve sopa” politikalarıyla yürüten Moskova, ABD’nin eski Başkanı Barack Obama yönetiminin özellikle “topal ördek” döneminde sergilediği kararsızlıktan faydalanmaya çalıştı. Obama’nın ardından Beyaz Saray’a gelen Trump’ın İran’ı dizginlemek, Sünni monarşileri ise desteklemek istediğini ilan edişi üçüncü bir karşı denge oluşturdu.

Bu bağlamda Rusya’nın Suriye konusunda ABD’yle iletişim kanallarını açık tutması gerekiyor. İkili temasların amacı daha önce Rus askerlerinin güvenliğini sağlamaktı. Oysa bugün amaç artık Şam ve Tahran’ın intikam arzularını dizginlemek ve Suriye savaşına siyasi bir çözüm bulmak. Rusya İran’ın etkinliğini azaltmak için bazı adımlar atmış durumda: Doğu Halep’e askeri polis konuşlandırdı, çatışmasızlık bölgelerini oluşturdu ve birliklerini güçlendirmek, Korgeneral Sergey Sevryukov’un komuta ettiği 5. Taarruz Kıtası’nı daha etkili kılmak için silah ve teçhizat ikmalinde bulundu.

Kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan bir Rus askeri istihbarat kaynağına göre Esad güçlerinin doğu Halep’i geri almasından bu yana Rusya ve İran bölgede üstünlük sağlamak için şiddetli bir rekabet içinde. Kaynak şöyle konuştu: “Moskova askeri harekâttan önce Kuzey Kafkasya kökenli Rus subayların aracılığıyla bölgenin önde gelenleri ile ilişki kurmaya çalıştı. Ancak bu ilişkiler sonradan koptu ve neticede doğu Halep’e Rus bombaları yağdı. Akabinde o temasların yeniden kurulması gerekti. Kuzey Kafkasya kökenli Rus subayların doğu Halep’teki çalışmaları şu aşamada faydalı görülüyor. Zira bu en azından İran’ın bölgesel nüfuzunu sınırlandırmaya imkân veriyor.”

Doğu Halep’in alınmasından bu yana Rusya’nın bölgedeki etkisini artırdığı muhakkak. Rusya savaşın gidişatını değiştirdi ve rejimin ayakta kalmasına yardım etti. Ancak İran da savaş esnasında ivme kazandı ve Suriye’de yerel Şii militanları da kapsayan çok katmanlı bir varlık oluşturdu.

Bu grupların arasında Lübnan’daki İdeolojik Direniş’in uzantısı olan Suriyeli birlikler, bazen Irak Hizbullahı diye anılan Suriyeli İslami Direniş grupları ve Halep’teki Yerel Savunma Güçleri ile Ulusal Savunma Güçleri’nin birlikleri yer alıyor. Bunlar, İranlı askeri danışmanlardan destek alan, kısmen veya tümden İran tarafından finanse edilen Alevi, Sünni ve başka Suriyeli unsurlardan oluşuyor. Yeni kurulan İran kültür merkezleri ve yerel halk arasında yapılan Şii propagandası ile İran ‘yumuşak güç’ uyguluyor. Bu strateji bölgede etnik ve mezhepsel gerilimleri artırıyor ki bu da İD ile HTŞ’nin propagandasını kolaylaştırıyor.

İsyancıların kontrolündeki İdlib’te HTŞ’nin güçlenmesi ve müzakerelerde oyalama taktiklerinin kullanılması kayıpların telafisi için uzatmalı bir askeri harekâta ihtiyaç duyan Şam ve Tahran’ın işine geliyor. Şam ve Tahran muhalif grupları El Kaide’ye bağlı olmakla suçluyor. Suriye hükümetinin İdlib taarruzu Rusya ve Türkiye açısından olumsuz bir senaryo. Görünen o ki isyancı güçler ortak düşmana karşı birlikte hareket edecek, ılımlı ve radikal muhalefet arasında yeni koalisyonlar doğacak. Neticede bu süreç El Kaide’nin Suriye’deki konumunu güçlendirecek ve yeni bir insani krizi, yeni bir sığınmacı dalgasını tetikleyecek. Çok açık ki bu koşullarda ilerleyen birlikler de ağır kayıplar yaşayacak. Bu nedenle Şam ve İran savaşın bu yeni aşamasına Rusya’yı da çekmeye çalışacak. Durum iyice ciddileşirse Moskova Türk askerinin gelişine müsamaha gösterecek.

ABD, Tahran’ı Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz’e bağlayan İran koridorunu gerçekten ortadan kaldırmak istiyorsa Moskova ve Washington’un gayri resmi de olsa konuşacak bir şeyleri olacak gibi görünüyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: hayat tahrir al-sham, russian involvement syrian crisis, russia in middle east, is, bashar al-assad, astana, syria civil war, peace talks

Askeri konularda uzman olan gazeteci Anton Mardasov, Moskova merkezli Yenilikçi Kalkınma Enstitüsü’nde Orta Doğu Çatışmaları Departmanı’nın başkanlığını yürütmektedir. Twitter hesabı: @anton_mardasov

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept