Filistin'in Nabzı

Filistin Osmanlı mirası Hicaz demiryolu tünelini onarmakta kararlı

By
p
Article Summary
İlk etapta Osmanlı Padişahı Sultan 2. Abdülhamid’in çılgın projelerinden biri olarak görülen Hicaz demiryolu projesi hem Birinci Dünya Savaşı hem de Filistin tarihinde yaşamsal bir yer tutuyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

TULKARİM, Batı Şeria — Filistin’deki Balâ köyünün yamaçlarında, Tulkarim’in dokuz kilometre doğusunda Osmanlı Padişahı Sultan 2. Abdülhamid’in İslam’ın kutsal kentlerini imparatorluğun başkenti İstanbul’a bağlama hayallerini anlatan bir tünel gömülü.

Tren rayları hırsızlar tarafından defalarca yağmalandığı için tünelden günümüze sadece kemerli duvarlar ve yolcuların tren beklediği bölmeler kalmış durumda olsa da El Kerk tüneli halen ziyaretçilerin ilgisini çekmeye devam ediyor.

Tulkarim Turizm ve Arkeoloji Kurumu Başkanı Müfid Salah Al-Monitor’a şu bilgileri veriyor: “Osmanlı demiryolu tüneli Sultan 2. Abdülhamid zamanında, 1876 ile 1908 yılları arasında, bir Roma ve Bizans köyünün kalıntılarının üzerine inşa edilmiş. Osmanlı’dan kalma arkeolojik bir hazine ve önemli bir tarihi eser. Uzunluğu 240, genişliği 6, yüksekliği 12 metre. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte kullanımdan çıkıyor. (...) Demiryollarının Filistin’deki İngiliz mandası sırasında yeniden kullanılmaya başlanmasıyla 1923’te yeniden faaliyete geçiyor, askeri birlik ve teçhizatın taşınması için kullanılıyor. İngilizlerin Filistin’den çekilmesinin ardından ise son olarak 1948’de Filistinlileri topraklarından sürmek isteyen İsrail çeteleri tarafından kullanılıyor."

Eskiden demiryolunda dini vazifelerini yerine getirmek için Mekke ve Medine’ye giden hacıların seyahat ettiklerini anlatan Salah “Bu istasyon da Cenin, Nablus ve Tulkarim’den gelen yolcular tarafından kullanılırdı.” diyor.

Çöküş sürecindeki İmparatorluğu demir yumrukla yöneten 2. Abdülhamid, Hicaz demiryolunu İstanbul’u Mekke ve Medine’ye bağlayan bir yol olarak tasarladı. Böylelikle yükselen Arap milliyetçiliğine karşı Osmanlı’nın uzak Arap vilayetleriyle merkezi devlet arasındaki ekonomik ve siyasi bağlar da güçlendirilecekti. Ayrıca gerektiğinde Araplar ya da Orta Doğu’da gözü olan emperyalist devletlere karşı ordu da bu demiryoluyla bölgelere sevk edilecekti.

Tünel Osmanlı İmparatorluğu tarafından zorunlu askerliğe alınan erler tarafından basit gereçler kullanılarak kazılmış. Osmanlı’dan yetkililerin tünel inşaatı sırasında dağı aşmanın mümkün olmadığını düşündüklerini anlatan Salah şöyle devam ediyor: “Bu nedenle bir grup Alman ve Türk mühendisi işe alıyorlar. İki imparatorluk arasındaki bağlar o zamanlarda çok sağlam. Sonuçta ortaya Filistin’i coğrafi, siyasi ve ekonomik anlamda dünyanın geri kalanına bağlayan örnek bir tünel ortaya çıkıyor. (...) Tünel bugün hem Tulkarim hem de çevredeki diğer illerde yaşayan aileler için turistik bir güzergâha dönüşmüş durumda. Tünelin mimarisinin güzelliğinin yanı sıra çevredeki tepelerin doğası, bitki örtüsü, yamaçlarda biten kekik ve dağ laleleri de ziyaretçileri cezbediyor. Turistler burada rahatlayıp doğa manzarasının ve güzelliklerin tadını çıkarıyorlar. Yıl boyunca hem yerli hem yabancı, yani Türk, binlerce turist tüneli görmeye geliyor. Doğal güzellikler için bilhassa bahar ve yaz ayları tercih ediliyor.”

Tarihi ve arkeolojik öneminin korunabilmesi için tünelin Tulkarim’in arkeolojik haritasına da eklendiğini belirten Salah Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı’nın tünelin yenilenmesini en tepe önceliklerden biri olarak gördüğünü söylüyor. Tünelin hasar gören duvarlarının onarılması ve ziyaretçiler için yürüyüş yolunun düzeltilmesinde gençlik gruplarından gönüllüler çalışmış. Balâ köyünün merkezine de tünelin lokasyonunu gösteren ve tarihini anlatan broşürler yerleştirilmiş.

Salah şöyle devam ediyor: “Tünel, içeride kaçak kazı yapan tarihi eser hırsızları tarafından defalarca yağmalandı. Bunlar İsrailli çeteler tarafından tutulan Arap ve Yahudi hırsızlardı. Zira Osmanlı devletinin çöküşle birlikte Filistin’den çekilirken altınları buraya gömdürdüğü zannediliyordu. Hırsızlıklar Filistin polisinin incelemeleriyle ortaya çıkarıldı. Çok sayıda hırsız tutuklanarak sorgulandı. Bu insanların çoğu işsiz, tüneli yağmalamaları için günlük 15 dolar almışlar. (...) Turizm ve tarihi eserlerden sorumlu polislerin iş birliği sayesinde yağmalama olayları bitti. İhbar hatları açıldı.”

Tünelin İsrail’in tam kontrol sahibi olduğu C bölgesinde bulunduğuna işaret eden Salah polis teşkilatına yönelik tüm kısıtlamalara rağmen polisin bölgedeki çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. C Bölgesi neredeyse tümü İsrail’in kontrolünde olan Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. Bu bölgede güvenliğin yanı sıra arazilerin mülkiyet hakkı, arazi tahsisi, planlama, inşaat ve altyapı gibi sivil konulardan da İsrail sorumlu. Filistin Yönetimi’nin sorumluluğunda ise sağlık ve eğitim var.

Salah Osmanlı tren hattının yüzde 70’inin İsrail’in kontrolünde olduğunu, Filistin’in kontrolünde ise 240 nokta bulunduğunu belirtiyor: “Turizm ve Arkeoloji Kurumu hırsızlık ve başka hasarları önlemek için bu noktaları korumaya aldı ve onardı. Bunlar, Osmanlı’nın Filistin üzerindeki 100 yıllık hakimiyetini anlatıyor.”

Demiryolunun Birinci Dünya Savaşı’nda asker sevkiyatı için Osmanlı devletinde yaşamsal bir role sahip olduğunu anlatan tarihçi yazar Halit Maali şu bilgileri veriyor: “Ulaşım için hızlı ve güvenli bir yoldu. Demiryolu Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman askerlerinin cephelere taşınmasında da kullanıldı. (...) Demiryolu ilk inşa edildiği zaman Osmanlı’dan yetkililer bilinçli olarak sık aralıklarla istasyon yaptılar. Bunlar saldırılardan ve hırsızlıktan korunma amacını taşıyor. Trenlerin sayısı ise yolcu sayısı ya da yükün mahiyetine göre değişiyordu.”

1923’teki İngiliz mandası sırasında İngilizler de demiryolunu Filistin isyanını bastırmak için asker ve silah taşımacılığında kullanmışlar. Maali şöyle devam ediyor: “Filistinli isyancılar bu sırada demiryoluna pek çok defa saldırı ve sabotaj düzenlemek zorunda kaldılar. Siyonist hareket de yerleşim projelerini hızlandırmak, Yahudi topluluklarına araç gereç ve gıda taşımak için bu demiryolunu kullandı. “

83 yaşındaki Yusuf Süleyman demiryolunun faal olduğu günleri halen hatırlıyor. İstasyonun İngiliz mandası sırasında onarım gördüğünü söyleyen Süleyman o zamanları Al-Monitor’a şöyle anlatıyor: “Trenler kömürle çalışırdı. Dört vagonu olurdu, hacıları, yolcuları ve yükleri taşırdı. Tek kişilik bilet 7-10 kuruş arasıydı.” Osmanlı döneminde Orta Doğu’nun muhtelif ülkelerinde kuruş kullanılırdı.

Süleyman şöyle devam ediyor: “Ben babamla Medine’ye gitmiştim. Bir yerden diğerine gitmenin en kolay, hızlı yolu da buydu. Eşkıyalar develerle hacca gidenlere ya da mal veya hayvan taşıyan tüccarlara daha çok pusu kurarlardı. Trenin gelişini duyurmak için çaldığı düdüğü, babamla binişimizi halen hatırlıyorum. Tünel oldukça karanlıktı. İçinde yolcuların bekleyebileceği bölmeler vardı. Yolcuların tren tarafından ezilmemesi için kaçabileceği bölmeler de vardı.”

Filistin Merkezi İstatistik Kurumu’na göre Filistin’in arkeolojik alanlarının yüzde 53’ü İsrail’in kontrolündeki C Bölgesi’nde yer alıyor. Bu alanlarda Filistin’in herhangi bir araştırma ve onarım çalışması yapması engelleniyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Arkeolojik alanlar

Ibrahim Abdelhadi is an independent Palestinian journalist from Gaza City who covers humanitarian and social issues. He holds a BA in journalism and media from Al-Aqsa University.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept