İsrail'in Nabzı

ABD Suriye anlaşması için İsrail’i feda mı etti?

By
p
Article Summary
İran’ın bölgesel hesaplarından endişe duyan İsrail, bu kaygılarının Trump yönetimi tarafından ciddiye alınmadığını düşünüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İsrail’in kıdemli Kabine üyelerine göre ABD’nin Rusya’yla Suriye konusunda vardığı anlaşma büyük bir stratejik başarısızlık. Kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan bir bakan şöyle diyor: “ABD İsrail’i ikinci kez satıyor. Birincisi İran’la sağlanan nükleer anlaşmaydı. Şimdi de İran’ın Akdeniz’e ve İsrail’in kuzey sınırına kadar kara bağlantısı sağlamakta olduğu göz ardı edilerek aynı şey ikinci kez yapılıyor. Daha da kötüsü bizi bu kez ortada bırakan, İsrail’in büyük dostu olarak görülen Başkan Donald Trump. İşler konuşmanın ötesinde icraata gelince Trump’ın beklentileri karşılamadığı ortaya çıktı.”

MOSSAD Başkanı Yossi Cohen 13 Ağustos’taki hükümet toplantısında kasvetli bir tablo çizdi. “Bölgede bizim aleyhimize değişimler yaşanıyor.” diyen Cohen, nükleer anlaşmadan sonra İran ekonomisinin büyümeye başladığını vurguladı. Cohen’e göre bölgedeki İran ve Hizbullah varlığının dışında dünyanın dört bir yanından çok sayıda Şii unsur bölgeye geliyor. Bu kaygıyla karşılanması gereken bir yayılma eğilimine işaret ediyor.

Başbakan Benjamin Netanyahu da aynı günün akşamında tansiyonu artıran şu açıklamayı yaptı: “Tek cümlelik bir özet vereyim: İslam Devleti gidiyor, İran geliyor. (…) Bizim politikamız açık: İran’ın ve Hizbullah başta olmak üzere İran vekillerinin Suriye’de askeri varlık oluşturmasına şiddetle karşıyız. İsrail’in güvenliğini korumak adına ne gerekiyorsa yapacağız.”

Netanyahu bu açıklamaları yaparken medyaya bir haber sızdı: Başbakan hükümetten veya Kabine’den yetki almadan savaş ilan etmesine imkân tanıyacak yeni bir yasa çıkartmak istiyordu. Knesset’in böyle bir yasaya onay verip vermeyeceği belli değil ancak bunun bölgedeki etkisinin ne olacağı apaçık ortada: İsrail’in Lübnan veya Suriye’de İran’ın ya da Hizbullah’ın altyapısına saldırması taraflar arasında topyekûn, açık bir savaş anlamına gelecek. Netanyahu böyle bir saldırıya onay verme yetkisine tek başına sahip olmak istiyor. Bu, bölgede bir süredir devam eden sinir harbinde yeni bir aşama. Uluslararası birçok gözlemci bunu İsrail’in İran’ın nükleer faaliyetleriyle ilgili tehditlerine benzetiyor. Bu tehditler sonucu İran’a uygulanan uluslararası yaptırımlar ağırlaştırılmış ve nihayetinde nükleer anlaşmaya varılmıştı.

Kabine’nin kıdemli bir bakanı İsrail’in kaygılarını Al-Monitor’a şöyle açıkladı: “Suriye savaşı başladığından beri Hizbullah giderek daha bağımsız bir yapı haline geliyor, İran’ın otoritesini eksiden olduğu gibi otomatik olarak kabullenmiyor. Bu, Hizbullah’ın Suriye’de büyük bir savaş yükü üstlenmesinin, en yüksek kan bedelini ödemesinin ve bu mücadeleye asli güçlerini sürmesinin doğrudan sonucu. (İran Dini Lideri) Ayetullah Ali Hamaney İran’ın İsrail sınırında güç bulundurmasını istiyor ve bunun aracılar olmadan doğrudan İran gücü olmasını istiyor. Mevcut gidişatta Devrim Muhafızları çok yakında İsrail’e yakın noktalara erişim sağlayacak. Bunun stratejik önemi devasa boyutta, bölgede dengeleri değiştirecek, sarsıcı bir gelişme anlamına geliyor.”

Bir başka bakan ise Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Hizbullah önemli miktarda roket ve füzeye sahip ama bunların pek çoğunun isabet gücü İranlılarınki kadar hassas değil. Oysa her şey isabet gücüne bağlı. İsrail’deki güç merkezlerini, yani havalimanlarını, askeri üsleri ve stratejik hedefleri isabetle vurabilenler savaş halinde gerçek avantaja sahip olur. İranlılar Suriye ve Lübnan’da İsrail’e yakın noktalarda varlık oluşturabilirse bu onların İsrail’deki çoğu stratejik hedefi yakın mesafeden ve doğrudan tehdit edebileceği anlamına gelir. Satranç kavramlarıyla konuşursak şöyle diyebilirim: Onlar bizim şahı doğrudan tehdit edecek, onların şahı ise Tahran’da bizim çok uzağımızda olacak. İsrail’in böyle bir şeye izin vermesi mümkün değil.”

Başka bir deyişle Netanyahu’nun da bizzat dediği gibi İsrail, güvenliğini korumak adına ne gerekiyorsa yapacak.

İsrail, son haftalarda Harem-i Şerif bölgesinde metal detektörleri kriziyle patlak veren olayların da İran tarafından kışkırtıldığına inanıyor. Bu değerlendirmeye göre İran’ın amacı İsrail’in dikkatini dağıtmak ve ABD’yle Rusya arasında görüşülen ateşkes anlaşması kapsamında İran’ın Suriye ve Lübnan’daki nüfuzunu sınırlandırmak için tarafları ikna etmeye çalışan İsrail’in bu çabalarını sekteye uğratmaktı. Öte yandan İsrail de İran tehdidini anlatmak için dünya çapında bir kamu diplomasisi atağına başlamış durumda. Örneğin Eğitim Bakanı Naftali Bennett, İran’ın Orta Doğu’daki yayılışının tehlikelerini anlatan, kamuoyunda ses getirmeye yönelik İngilizce bir video klip yayımladı.

Üst düzey bir İsrail güvenlik yetkilisi kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle dedi: “Özünde İran şu anda Basra Körfezi’nden başlayarak Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden kesintisiz devam eden bir Şii hilali oluşturuyor. Bu, Şiiler adına büyük bir zaferdir, İsrail açısından ise açık ve yakın bir tehdit yaratmaktadır. İslam Devleti, en büyük başarısını ürkütücü videolar hazırlamak ve terk edilmiş bölgeleri hızla ele geçirmekte göstermiş olsa da dünyayı dehşete düşürdü. Dünya şimdi İslam Devleti’nin taktiksel tehditlerini savuştururken Şiilere karşı stratejik bir başarısızlığa neden oluyor.”

İsrail güvenlik kaynaklarına göre İran Suriye’de İD’den temizlenen bazı bölgelerden Sünnileri çıkarıp yerlerine Şii nüfus getiriyor. Amaç, Basra Körfezi’yle Akdeniz arasında oluşturulmak istenen kesintisiz koridoru korumak. İsrailli bir istihbarat kaynağı şöyle diyor: “İranlılar uzun vadeyi düşünerek geleceğe dönük stratejik bir vizyonla ve büyük bir sabırla çalışıyor. Ne yazık ki bugün sahada geleceğe dönük, uzun vadeli stratejik vizyonla hareket eden başka bir oyuncu yok. İranlılar stratejik açıdan muazzam kazanımlar sağlıyor. Bundan hem İsrail hem de İran’ı istikrar sağlayıcı bir güç olarak gören Batı zararlı çıkacak. Bölgenin birçok yerinde İran’ın terör ve devrim yaymaya devam ettiğini Batı göz ardı ediyor.”

Tüm bu gelişmeler ışığında ABD politikalarının İsrail’de yarattığı hayal kırıklığı derinleşiyor. Güney Suriye’deki ateşkes anlaşmasından önce İsrail, ABD ve Rusya arasında üçlü görüşmeler yapılmıştı. İsrail bu görüşmelerde tüm talep ve kaygılarını destekleyici istihbarat malzemesiyle birlikte iletti. Ancak neticede şekillenen anlaşmada İran nüfuzuna yönelik hiçbir şey yer almadı.

İsrailli üst düzey bir kaynak Rusya’nın tutumunu şöyle anlatıyor: “Ruslar yaptığımız görüşmelerde onlardan ne istediğimizi anlamıyorlar. Onlara göre İran bölgede istikrar sağlayıcı bir unsur. İran’ın İsrail’i ortadan kaldırma arzusunu defalarca dile getirdiğini belirttiğimizde Ruslar gülüyor, ‘Bunları ciddiye almayın.’ diye telkinde bulunuyor.”

İsrail’in bu konuda Rusya’dan fazla bir beklentisi zaten yok ama iş ABD’ye gelince durum değişiyor. Trump yönetimi İran konusuna şu an duyarsız, asıl odak noktası Başkan’a itibar sağlayacak bir başarı elde etmek, yani İslam Devleti’ne karşı zafer kazanmak. Kıdemli bir İsrailli kaynak bu konuda şöyle diyor: “Amerikalılar bu amaçlarını gerçekleştirmek adına İran’ın İsrail’in cephe hatlarına kadar ulaşmasına izin vermeye hazır. Bizim açımızdan bu tek kelimeyle felakettir."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: is, borders, shiites, donald trump, benjamin netanyahu, irgc, hezbollah

Ben Caspit, Al-Monitor’un İsrail’in Nabzı bölümünde köşe yazarıdır. İsrail basınının kıdemli köşe yazarı ve siyasi yorumcularından olan Caspit, ülkenin siyasi gündemine ilişkin günlük bir radyo programı ve düzenli televizyon programları yapmaktadır. Twitter hesabı: @BenCaspit

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept