İran'ın Nabzı

Kürtlerin bağımsızlık referandumu İran için bir yol ayrımı olacak

By
p
Article Summary
Irak Kürdistanı’nda yapılacak bağımsızlık referandumu, Iraklı Kürtlerle yıllardır sıcak ilişkiler sürdüren tek ülke olan İran için kritik bir yol ayrımı anlamına geliyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Iraklı Kürtler eylüldeki bağımsızlık referandumu öncesinde iç anlaşmazlıklarını çözmeye çalışırken referanduma karşı çıkan Türkiye, İran ve Irak yönetimi bölgesel çekişmelerin zirveye ulaştığı bir dönemde bu hamlenin zamanlamasını sorguluyor, olası sonuçlarından endişe ediyor.

Haziranda Irak Başbakanı Haydar El Ebadi’yi kabul eden İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, görüşme sırasında “Irak’ın bir parçasını koparmak için referandum yapılmasına” İran’ın karşı olduğunu ve Irak’ın bütünlüğünü korumak gerektiğini vurguladı.

Ankara ve Bağdat’ın itirazlarında tablo olukça net. İran’ın karşı çıkışı ise ciddi bazı soruları gündeme getiriyor. Zira İran Iraklı Kürtlerle öteden beri yakından ilgileniyor ve onlarla tarihsel ve kültürel bağlara sahip.

Irak Kürdistanı’nda siyasi partilerin tümü nihai hedefin bağımsız Kürdistan olduğu konusunda mutabık ancak yaklaşım konusunda ayrılıyorlar. Başka bir deyişle bağımsızlık tartışmalarının özünde “Olsun mu, olmasın mı?” sorusu değil “Ne zaman olsun?” sorusu yatıyor. İran belki de bunu en iyi idrak eden aktör konumunda.

İran-Irak sınırının iki tarafında 13 milyonu aşkın Kürt yaşıyor. İran hem Şah döneminde hem İslam Devrimi’nin ardından laik, Marksist veya İslamcı olsun Iraklı Kürtlerin geneliyle sıcak ilişkiler sürdüren tek ülke oldu.

Hem Şah hem Ayetullahlar hasımlarıyla ülke sınırları dışında çatışma stratejisini benimsediler. Irak’ta bu strateji, Kürtleri “vekil güç” olarak kullanarak Irak rejimlerini zayıflatmayı içeriyordu. Bağdat’ın baskıları Tahran’ın desteğiyle birleşince ülke nüfusunun dörtte birini temsil eden Kürtler ile Irak yönetimi adeta kesintisiz bir çatışma hâlinde oldular. Örneğin Peşmerge hem Şah dönemine denk gelen 1960’lı yılların sonunda hem de Ayetullahların iktidarda olduğu 1980’li yıllarda Kerkük petrol sahalarına saldırılar düzenledi. İran aslında Kürtlerin bağımsızlık özleminden hep tedirgin oldu ancak ironik bir şekilde Peşmerge’ye yıllar boyu sürdürdüğü destekle bağımsızlık arzusunun canlı kalmasını sağladı.

İran’ın desteğinin bir amacı da Iraklı Kürtleri kendi isyankâr Kürtlerine karşı kullanmaktı. Ancak bu destek İran’ın istikrar ve güvenliğine çok ciddi zararlar verdi. İran devleti 1980’lerde kendi Kürtlerine karşı yürüttüğü kanlı mücadeleye büyük kaynaklar ve muazzam bir insan gücü ayırmak zorunda kaldı. Devrim Muhafızları’nın mevcut komutanı Muhammed Ali Caferi ve Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani dâhil Devrim Muhafızları’nın pek çok tepe kadrosu bu savaşta pişti, tecrübe kazandı. Son yıllarda Suriye ve Irak’ta hayatını kaybeden pek çok üst düzey Devrim Muhafızı da kariyerlerine İran Kürdistanı’nın dağlarında başlamıştı. Öte yandan Devrim Muhafızları ve İran İstihbarat Bakanlığı mensupları 1980’lerin ortalarından bu yana Irak Kürdistanı’nda faaliyet gösteriyor, Tahran’a içeriden bilgi sağlıyor.

Bu bilgiler İranlı yöneticilerin büyük bir pragmatizmle hareket etmesini sağlamıştır. Komşu ülke Türkiye’nin tecrübesi de belki bu açıdan öğretici olmuştur. Uzun yıllardır PKK ile silahlı çatışma hâlinde olan Türkiye, son yıllarda PKK’nın kuzey Suriye’deki uzantılarıyla da uğraşıyor. İran, bu pragmatik yaklaşımını çoğu zaman kendi çıkarları gereği de olsa istikrarlı bir şekilde dayanışma eylemleriyle pekiştirmiştir.

1988 yazında Saddam Hüseyin rejimi Irak Kürdistanı’nı kimyasal silahlarla tarumar edip 182 bin sivilin ölümüne neden olurken Körfez devletleri Saddam’ı finanse etmiş; ABD, İngiltere ve Fransa gibi Batılı ülkeler de rejimi tepeden tırnağa silahlandırmıştı. İran ise katliamdan kaçan binlerce Kürt’ü topraklarına kabul etti. Körfez Savaşı’nın ardından patlak veren 1991 ayaklanmasında Türkiye sınırlarını kapatırken İran yine Iraklı Kürtlere kucak açmıştı. Irak Kürdistanı ağustos 2014’te İslam Devleti’nin (İD) saldırısına uğradığında Kürtlere ilk yardım eden yine İran oldu. O günlerde Erbil yakınlarında İranlılarla birlikte çalışan bir Peşmerge subayı “İranlıların kendi menfaatleri de vardı ama bana göre Kürtler onlara her daim minnettar olmalı.” diyor.

Güvenlik konusu bir yana İran’ın Irak Kürdistanı’yla yıllık 8 milyar doları bulan ticareti olduğunu da belirtmek gerekir.

Dolayısıyla İran’ın kendi Kürtleriyle ilişkileri ve Iraklı Kürtlere uzun yıllardır sağladığı destek dikkate alındığında Tahran’ın Ankara ve Bağdat’a nazaran daha güçlü bir konumda olduğu söylenebilir.

İD’in çökmekte olduğu şu günlerde yeni çekişmeler baş gösteriyor ve gelecek günler daha da kasvetli görünüyor. Kendi Kürtleriyle çatışma hâlinde olan Türkiye, kuzey Suriye’deki Kürt yönetimine de şiddetle karşı çıkıyor. Kaosun sürdüğü Suriye’de merkezi hükümet, topraklarının önemli bir bölümünde kontrolü belki de kalıcı olarak kaybetmiş durumda. İran ise istikrarını görece korudu, Suriye ve Irak’a binlerce asker göndererek cihatçılarla mücadele etti, Şam ve Bağdat’taki müttefiklerine destek oldu.

İranlı yetkililer bu süreçte defalarca şu savı dile getirdiler: İran cihatçılarla Halep ve Anbar’da savaşmazsa bu mücadeleyi kendi topraklarında vermek zorunda kalacak. Tahran’daki 7 Haziran terör saldırılarının Kürt kökenli failler tarafından düzenlendiği düşünülürse İran’ın güvenliğine yönelik en ciddi tehdidin Kürt bölgesinde olacağı anlaşılıyor.

Dolayısıyla iç güvenlik durumu bölgenin son derece girift ve tehlikeli görünümüyle birlikte ele alındığında bağımsız Kürdistan referandumu İran için bir yol ayrımını ifade ediyor. Kürtler iç çekişmelerini çözer ve referandumu gerçekleştirerek bağımsızlık ilan ederse İran’ın Kürt devletine karşı alacağı tavır fazlasıyla zor bir karar olacak.

Tahran, bu devletin sınırda istikrarsızlık üretmeyeceğine dair garantiler almak kaydıyla güvenlik alanında iş birliği yapan, ekonomik ilişkileri geliştiren bağımsız bir Kürdistan’a destek verebilir. İran, Kürt petrolünü dünya pazarına ulaştıracak alternatif bir güzergâh sağlayarak da bu durumdan faydalanabilir.

Tersi senaryoda ise İran hava sahasını kapatarak, ekonomik abluka uygulayarak ve Irak’taki Şii “vekilleri” üzerinden sorunlar yaratarak Iraklı Kürtlerin devletleşmesine direnebilir. Ancak böyle bir yaklaşım sınırın her iki tarafında Kürt isyanlarına zemin hazırlayabilir, dış müdahalelere davetiye çıkarabilir. İran’ın hasmı olan ve Irak Kürdistanı’nda faaliyet gösteren İranlı Kürt militanlara destek sağladığı iddia edilen Suudi Arabistan son dönemde Iraklı Kürtlere olumlu sinyaller gönderiyor. Bu bağlamda özerk bölge olarak devam eden ama Suudilerden destek alan bir Kürdistan, bağımsız Kürdistan’dan daha büyük bir tehdit hâline gelebilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: haider al-abadi, independence, iranian kurds, referendum, massoud barzani, iraqi kurds, iraqi kurdistan region

Fazel Hawramy is an independent journalist currently based in Iraqi Kurdistan. Twitter: @FazelHawramy

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept