İran'ın Nabzı

Irak: İran nüfuzunu dizginlemek için Haşdi Şabi ile diyalog kurulmalı

By
p
Article Summary
İslam Devleti ile mücadelenin ardından Irak’taki İran nüfuzundan kaygı duyanlar için tek seçenek Tahran’ın müttefikleriyle diyalog kurmak olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Musul’da savaş sona erdi. Şehir kurtarıldı, İslam Devleti (İD) temizlendi. Ancak aylar süren mücadelenin yansımaları, hem bir ulus olarak Irak’ı hem de bölgeyi yıllar boyu etkileyecek gibi görünüyor. İD’in haziran 2014’te Musul’u ele geçirmesiyle başlayan savaş, dünya istikrarına ciddi tehdit olarak görülen bir örgütün kısmen işgal ettiği bir ülkeyi kurtarma savaşından ibaret değildi. Bu savaşa paralel olarak Irak’ın iki farklı yüzü arasında da sessiz bir mücadele sürdü: 2003 ABD işgali sonrasındaki Irak ile 2011’in başlarında Arap Baharı’yla şekillenmeye başlayan Irak’ın mücadelesi.

İD Musul’u ele geçirdiğinde kentin Iraklılar tarafından kurtarılacağını düşünenler pek fazla değildi. Zira Irak, on binlerce askeri eğitmek için milyarlarca dolar harcamış olmasına rağmen gerçek bir orduya sahip değildi. Bu eğitimlerin silahlı kuvvetlerin disiplin ve gücüne herhangi bir etkisi olmamıştı. Daha sonra 50 bin askerin aslında “hayalet askerler” olduğunun ortaya çıkması tam bir şok etkisi yaratacaktı. Bu askerler aldıkları maaşların bir bölümünü üstlerine verme karşılığında görev yerlerine gitmiyordu. Komutanlar zenginleşirken ordu sabote ediliyordu. 2014 yazında yaşananların yolu böyle döşenmişti.

Lime lime dökülen sadece ordu değildi. Bağdat’taki hükümet de bir yolsuzluk abidesiydi. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün sıralamasında Irak, 175 ülke ve bölge arasında 170’inci sıradaydı. 2016’da bir nebze ilerleme gösteren Irak 176 ülke ve bölge arasında 166’ncı sıraya çıktı. Son 13 yılda milyarlarca dolar kayıplara karışmıştı. Dolayısıyla ülkenin birkaç bin ideolojik militan karşısında çöküşe geçmesi, militanların Bağdat’ın eteklerine ulaşabilmesi birçok gözlemci için şaşırtıcı olmadı. Herkesin kafasında tek bir soru vardı: Şimdi ortalığı kim temizleyecek?

Iraklı siyasilerin kafasında da aynı soru vardı ama İD’in başkent kapılarına dayanmış olmasına rağmen onların 2014 yazında yaptığı tek şey kimlerin başbakan ve meclis başkanı olacağı konusunda çekişmek oldu. Güvenilir bir ordunun yokluğunda yaygın kanı ABD’nin müdahale edeceği ve İD’i durduracağı yönündeydi. Suriye krizi nedeniyle İran’ın işinin başından aşkın olduğu söyleniyor ve İran bu hesaplarda yer almıyordu. Fakat Irak’ı ancak kara güçleri kurtarabildi ve ülkenin gerçek anlamdaki tek kara gücü bir zamanlar ABD işgaline karşı savaşmış İran destekli Şii silahlı gruplarıydı. Nitekim ordunun askerleri geri çekilirken, hatta savaş alanından kaçarken Bağdat civarındaki bölgeleri, Diyala ve Selahaddin vilayetlerini savunmaya başlayan bu gruplar oldu.

Bu arada hiç beklenmeyen bir şey oldu: İran Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral Kasım Süleymani bir grup adamıyla birlikte Irak’a girdi. Süleymani’nin adamları sadece İran’dan değil Lübnan’dan da geliyordu. Kısa bir süre sonra Irak’ın en üst Şii dini otoritesi Büyük Ayetullah Ali El Sistani gidişatı değiştiren bir fetva yayımladı ve halkı İD’le mücadeleye çağırdı. Böyle bir dini emir en son 1920’deki ayaklanmada İngilizlere karşı verilmişti.

Irak savaşçı bulma konusunda sıkıntı çekmedi. Resmi verilere göre yüz binlerce kişi gönüllü oldu. Ülkenin asıl ihtiyacı orta ve üst kademelerde düzgün bir yönetimdi. Kudüs Gücü ve Hizbullah komutanları işte bu rolü üstlendi.

Karadaki güçlerin çoğu rekabet halindeydi, geçmişte saf değiştirenler olmuştu. Dolayısıyla gruplar arasında derin bir husumet vardı. Ancak savaş uzadıkça savaşçılar arasındaki uyum da zaman içinde artırıldı. İranlılar, Irak’ta yaptıkları bu büyük askeri yatırımın serpilmesine ve neticede silahlı kuvvetlere dâhil edilmense tanıklık etti. Bu, meclisin çıkardığı ve cumhurbaşkanının da onayladığı bir yasa sayesinde oldu. Cumhurbaşkanlığı basın merkezinin ifadesiyle yasanın amacı “Irak’ın savunmasında kan döken herkesi” onurlandırmak ve “silahların sadece devletin elinde olmasını sağlamak” idi.

İranlılar Haşdi Şabi olarak da bilinen Halk Seferberlik Birlikleri’ni (HSB) eğitip düzene sokarken ABD’den Irak’a ve dünyaya karışık mesajlar geliyordu. Eski ve halen görevde olan ABD’li yetkililere göre İD’le mücadele 20 yıldan fazla sürebilirdi. İD’i ciddi, hatta varoluşsal bir tehdit olarak görenler için bu bile başlı başına endişe kaynağıydı. İranlılar bu arada çalışmalarına devam etti ve karadaki varlıklarını pekiştirdi. ABD ise hava operasyonları düzenliyordu.

Bu ortamda İran ve ABD Iraklılar üzerinden dolaylı iş birliği yapmak durumda kaldı. Sonuçlar menfaatlerine hizmet ettiği sürece ABD bundan rahatsız olmadı. Örneğin Selahaddin ve Anbar vilayetleri ve Felluce kentinde ABD uçakları İD mevzilerini vuruyor, sonra da Irak güçleri karadan ilerliyordu. Bunların içinde HSB de vardı. Öte yandan Amerikalılar birçok defa HSB’nin belli çatışmalara katılmamasını istediler. Aralık 2015’te Anbar’da yaşanan çatışımalar bunun örneğidir. Ne var ki savaşçılar farklı üniformalar giyerek bu çatışmalara katılıyordu. ABD daha sonra HSB’nin Suriye sınırından uzak durmasını ve Musul harekâtına katılmamasını içeren bazı “kırmızı çizgiler” koydu. Neticede her iki kırmızı çizgi de ihlal edildi.

Irak Savunma Bakanı İrfan El Hiyali, İranlı yetkililerle görüşmek üzere 22 Temmuz’da Tahran’da gitti. Musul’un kurtuluşundan sadece üç hafta sonra gerçekleşen bu ziyaretin dikkat çekici bir gündemi vardı: Irak’la İran arasında savunma alanında iş birliğini öngören bir mutabakat zaptının imzalanması. İran resmi haber ajansı IRNA’nın imzalar atıldıktan sonra geçtiği habere göre mutabakat zaptında “terör ve radikalizmle mücadelede iş birliğinin artırılması, tecrübe paylaşımı, sınır güvenliği, eğitim, lojistik ve askeri alanlarda yardımlaşma” gibi maddeler yer alıyordu.

Bugün İran’ın Irak’taki nüfuzundan kaygı duyanların başlıca korkusu şu: HSB Irak’ta ne kadar etkili olursa İran’ın nüfuzu da o kadar artar. Zaman içinde bu, Irak’ı farklı dış güçlerin nüfuz paylaştığı bir ülke olmaktan çıkarabilir. Bu arada HSB’nin resmileşme ve kurumsallaşma süreci devam ediyor. HSB’nin Musul sonrası dönemde hesaba katılması gereken bir güç olduğu, yakın zamanda sahneden çekilmeyeceği ortada. Bu bağlamda Irak’taki İran nüfuzundan kaygı duyanlar için gözden kaçan ama önemli bir seçenek var: HSB ile diyalog geliştirmek. Aksi halde Irak’ı İD’e karşı korumakla görevlendirilen bu yeni gücün hangi istikamete gideceği belirlenirken İran rakipsiz kalacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: is, popular mobilization units, corruption, baghdad, mosul, qasem soleimani, tehran, pmu

Ali Hashem, Al Mayadeen haber kanalında baş muhabir olarak görev yapan Arap bir gazetecidir. Mart 2012’ye dek El Cezire’de savaş muhabiri olarak çalışmış, öncesinde ise BBC’de kıdemli muhabir olarak görev almıştır. Hashem’in haberleri, Lübnan’ın As Safir, Mısır’ın Al-Masry Al-Youm ve Aldostor, Ürdün’ün Alghad gazetelerinde de yer almıştır. Hashem ayrıca Guardian gazetesine de katkıda bulunmuştur. Twitter hesabı: @alihashem_tv

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept