Rusya ve Orta Doğu

Bosna modeli Suriye’de uygulanabilir mi?

By
p
Article Summary
Dayton Anlaşması ABD ve Rusya’ya Suriye’de kalıcı barışın yolunu gösterebilir mi? İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Rusya ve ABD güney Suriye’de çatışmasızlık bölgeleri için arka kanal görüşmeleri yürütürken iki ülkenin Suriye iç savaşını bitirecek nihai bir anlaşmaya varıp varamayacağı sorusu da gündeme geliyor.

Resmiyette Moskova çatışmasızlık bölgelerinin süresiz olmasını istiyor ve bunları savaşı bitirmek için önemli bir araç olarak görüyor. Ancak Astana’da Suriye için mutabık kalınan “yumuşak âdemi merkezileşme” anlaşmaları meseleyi netleştirmekten çok yeni sorular doğuruyor.

Ateşkesi ihlal edenlerin nasıl cezalandırılacağı veya “güvenlik bölgesi” olarak da anılan bu bölgelerde barışı kimin koruyacağı belli değil. Muhalefetteki birçok isim, askeri operasyonları dışlamayan “çatışmasızlık bölgesi” tabirinin ne anlama geldiğini bile anlamıyor. Dahası Al-Monitor’un Özgür Suriye Ordusu’ndaki (ÖSO) kaynaklarına göre militanlar, anlaşmanın muhalefeti bölmek ve “evcilleştirmek” isteyen rejimin ekmeğine yağ süreceğine inanıyor. Muhalefet, bu bağlamda radikal Heyet Tahrir El Şam örgütü ve İslam Devleti (İD) ile savaşmaya sürüleceğinden korkuyor.

Ateşkesin ihlal edilmesi yüksek bir ihtimal. Yine de Moskova ateşkesi sürdürmeye niyetliyse eğer siyasi anlaşma ihtimali İD’in özellikle güney Suriye’den temizlenmesinden sonra daha gerçekçi bir hâl alır. Ancak ateşkes de neticede iç savaşı bitirecek o uzun yolda sadece bir adımdır, kritik bir dönemeç sayılmaz.

Suriye rejimi ve İran 2254 sayılı BM kararına uyuyor gibi görünüyor ama nüfuzlarını azaltacak ciddi her türlü reformu engelleyecekleri ortada. Burada Moskova’nın çok karmaşık bir sorunu çözmesi gerekecek: Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’dan vazgeçmeden – en azından hemen vazgeçmeden – müttefiklerini nasıl uzlaştıracak? Rusya mart 2018’de yapılacak devlet başkanlığı seçimlerine giderken Rus kamuoyu bile Esad’ın gidişini Kremlin’in başarısızlığı olarak algılar.

Ancak dedikleri gibi istendiği zaman bir yol bulunur. Propagandayla uğraşmak yerine Suriye’deki duruma tarafsız bakan Rus uzmanlar arasında 1995’te Bosna-Hersek’te sağlanan ünlü Dayton Anlaşması’na benzer bir çerçevenin en makul çözüm modeli olacağı yönünde bir görüş var. Böyle bir çözüm her şeyden önce Suriye’ye ordusunu koruma imkânı verir, hükümet ve muhalefete ait askeri oluşumlar yeni silahlı kuvvetler şeklinde entegre edilebilir. Nitekim Suriye muhalefetiyle Moskova’da yapılan sayısız görüşme, muhalefetin çözüm önerilerinin özünde Bosna modeline işaret ettiğini gösteriyor.

Dayton Anlaşması’yla iki idari birim tesis edilmişti: Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska). Bu iki yapıyı ayıran sınırlar ateşkes anındaki cephe hatlarına göre çizilmedi. Dayton Anlaşması merkezi yönetimi zayıflatacağı yönünde eleştiriler alsa da çözümün kilidi oldu: Taraflar kendi bölgelerinde güvenliği sağlamayı, sivil kolluk birimlerini korumayı taahhüt ettiler; danışmanlar ve gönüllüler dâhil tüm yabancıları ülkeden gönderme sözü verdiler.

Askeri oluşumlar Bosna’da iki aşamada entegre edildi: Önce Müslümanlar ve Hırvatlar müşterek bir silahlı güç kurdu, Sırplar ise bu güce daha sonra katıldı. Sonuçta 2006’ya gelindiğinde üç ordunun birleşmesiyle tek bir ordu oluşmuştu. Bu ordunun çekirdeğini oluşturan üç piyade tugayında birer Müslüman, Hırvat ve Sırp tabur vardı.

Dayton Anlaşması’nın Suriye versiyonuna gelince silahlı oluşumları 150 bin askeri geçmeyen bir orduda birleştirme süreci birkaç aşamada uygulanmalı. Örneğin ilk olarak militan gruplar ve muhalefet azami sayıda silahlı kişiyi toparlayacak şekilde kıtalar hâlinde birleşir. Sonra bu kıtalar uygun sayılara düşürülür. Boşta kalan savaşçılar ise yıkılan altyapının onarımında çalışmak üzere sivil görevlere alınabilir. Kıtalardan birinin Türk tampon bölgesinde kurulması yerinde olur. Bosna’nın ulusal ordusunu kurmak için uyguladığı plan, Kürt Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) kapsayan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Güney Cephesi isimli isyancı ittifakını entegre etmek için kullanılabilir. Böylece mezhepsel ayrışmalara değil etnik ve dini çoğulculuğa katkı sağlanmış olur.

Öte yandan ateşkesin hemen ardından 20-30 kişilik özel bir askeri konsey kurmak isabetli olur. Uluslararası denetim altında olacak bu konsey, rejim ve muhalefetin komutanları arasında bir görüşme ve müzakere platformu hâline gelebilir.

Askeri konsey ayrıca hem bir gözetim otoritesi hem de önemli savunma ve kolluk görevleri için bir “havuz” olarak kullanılabilir ve bu anlamda siyasi reformlara da katkı yapabilir. Örneğin savunma bakanlığı bir rejim adayına, genelkurmay başkanlığı ise muhalefete verilebilir. Böylece denge sağlanır. Reformun mahiyeti askeri mi olacak, siyasi mi sorusu tartışılması gereken bir konu. Ancak askeri konseyin birinci öncelik olması lehinde en az iki argüman sayılabilir.

Birincisi güvenlik bugün Suriye’de kritik bir mesele. Radikal savaşçılarla çatışma bu sorunu daha da zorlaştırıyor. Muhtemeldir ki radikal unsurlar anlaşmayı bozmak için ellerinden geleni yapacak. Muhalefet kontrolündeki bölgelerde halkın güvenliğini sağlamak için yerel konseylere bel bağlama zarureti de meseleyi zorlaştıran bir başka nokta.

İkincisi Astana ve Cenevre görüşmelerine bakıldığında siyasi platformlar üzerinde mutabakat sağlamanın yıllar süreceği görülüyor. Oysa ateşkes, af ve heyet oluşturma konuları bugünden ele alınabilir.

Rejim ve muhalefete ait silahlı güçlerin entegrasyonu ancak bir dizi siyasi reformun ardından anlam kazanır. Bu iki yıllık süreç geçiş hükümetini kurma süreciyle uyumlu olmalı. Aksi hâlde 1997’de Tacikistan’da yaşananların yeni bir örneği yaşanabilir. Tacik ordusu ve muhalefet birleşmeyi başaramazken Cumhurbaşkanı İmamali Rahman koltuğunu korumuştu.

Ele alınması gereken bir diğer sorun ABD destekli YPG unsurlarının nasıl entegre edileceğidir. Güçlü bir ayrılıkçı eğilim sergileyen bu unsurlar Suriye Kürdistanı’ndaki ABD birliği varken kolay silahsızlandırılamaz. Burada ayrı bir kıtanın kurulması düşünülebilir. Bu kıtada SDG içindeki farklı oluşumların ve en az 23 bin Arap’ın mutlaka yer alması gerekir. Arap katılımı göstermelik değil gerçek olmalı, ayrıca YPG ve PKK sembolleri terk edilmeli.

Bu bağlamda Moskova, İD’in Rakka ve Deyrizor’dan temizlenmesinden sonra ABD’nin kuzey Suriye’deki varlığından vazgeçeceğine inanmıyor. Ancak birleşik askeri güçler dört ülkenin denetiminde oluşturulursa ( batıda Rusya, kuzeybatıda Türkiye, kuzeydoğuda ABD, güneyde Ürdün ) Moskova ABD’nin varlığından faydalanabilir. Bu adımlar İran’ın etkisini büyük ölçüde azaltır. İD’in geri dönüş ihtimalinin en yüksek olduğu Suriye-Irak sınırında İran nüfuzuna izin verilemez.

Güven denen şeyin Suriye’de kıt olduğu biliniyor. Militanların saldırıya geçmeyeceğini kim garanti edebilir? Muhalefetin silah bıraktığı anda hapsi boylamayacağının garantisi ne? Güven sorunları Şam’a uygulanan baskıyla bağlantılıdır ve Rusya Astana sürecinde taviz verme iradesi gösterebilir. Ancak Esad’ın çözüm çerçevesinin dışına nasıl çekileceği büyük bir soru işareti olarak ortada duruyor. Kremlin bu sorunun yanıtını henüz bulmuş değil. Belki de yanıtı bulmak için yeterince çaba sarf etmiş değil.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: sdf, turkish-syrian border, iranian intervention, opposition, fsa, vladimir putin, bashar al-assad, syrian civil war, astana

Askeri konularda uzman olan gazeteci Anton Mardasov, Moskova merkezli Yenilikçi Kalkınma Enstitüsü’nde Orta Doğu Çatışmaları Departmanı’nın başkanlığını yürütmektedir. Twitter hesabı: @anton_mardasov

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept