Suudilerin Katar hamlesi İran ve Türkiye’yi yakınlaştırıyor

Suudi Arabistan önderliğinde Katar’a uygulanan abluka Katar’a boyun eğdirmek yerine bölgeyi ikiye böldü ve Suudi Arabistan’ın rakiplerini bir araya getirdi. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da 14 Nisan 2016’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’nde İranlı mevkidaşı Hasan Ruhani’yi karşılarken  Photo by REUTERS/Berk Ozkan.
Saeid Jafari

Saeid Jafari

@jafariysaeid

İşlenmiş konular

turkish influence in the middle east, turkey-iran relations, gulf-iranian relations, regional politics in the middle east, iranian-saudi relations, saudi-qatari relations, saudi-iranian rivalry

Tem 3, 2017

Orta Doğu’daki güç kümelenmeleri giderek daha karmaşık bir hâl alıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Bahreyn 5 Haziran’da terörü desteklemek dâhil bir dizi suçlayıcı gerekçeyle Katar’la ilişkilerini kestiler. Riyad hızlı bir şekilde Katar’a karşı birleşik bir cephe oluşturabileceğini düşünmüş ve ABD Başkanı Donald Trump’ın mayıstaki ziyareti ışığında Washington’ın desteğine güvenmişti. Ancak Riyad bu hedefine ulaşamamakla kalmadı, rakiplerini bir araya gelmeye itti.

Katar’ı tecrit etme hamlesi Suudilerin son yıllarda dış politikada sergilediği sertlik eğilimini yansıtıyor. Yemen savaşı da bunun örneği. Katar krizinde taraflardan gelen beyanlar, bölgesel ve uluslararası aktörelerin açıklamaları bölgesel güçler arasında yeni bir hizalanmanın olacağına işaret ediyor.

Trump, 6 Haziran’daki Twitter mesajında Riyad’a arka çıktı ve Katar’ı üstü kapalı olarak terörü desteklemekle suçladı. Ancak Katar ABD’nin Orta Doğu’daki en büyük askeri üssüne ev sahipliği yapıyordu. Bu nedenden olsa gerek Trump ertesi gün Katar emirini aradı ve Körfez’deki kavgayı çözmek için yardım önerdi. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ise 9 Haziran’da Suudi önderliğindeki kampa seslenerek Katar’a yönelik ablukanın gevşetilmesini istedi, ablukanın İslam Devleti (İD) ile mücadeleyi aksattığını ve gıda sıkıntısına neden olduğunu söyledi. Bundan kısa bir süre sonra 14 Haziran’da Katar’a onlarca F-15 uçağı satmak için 12 milyar dolarlık anlaşma imzalayan ABD’nin krize yönelik çelişkili bir politika izlediği, bu politikanın Trump’ın attığı tek bir tweet ile özetlenemeyeceği görüldü.

Ancak bölgesel oyuncuların takındığı tavırlara bakıldığında durumun daha da karmaşık olduğu görülüyor. Türkiye’nin Katar’a destek kararı bölgeyi ikiye böldü: Bir tarafta Katar’ı sıkıştıran Suudi Arabistan ve Arap müttefikleri, diğer tarafta ise Katar’a destek veren Türkiye, İran ve daha az ölçüde Rusya.

Türkiye’nin ve özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Katar yönetimiyle ilişkileri her zaman yakın oldu. Müslüman Kardeşler’e destek iki ülke arasında güçlü bir ortak nokta oluşturuyor. Mısır’da Hüsnü Mübarek devrildikten sonra Erdoğan Müslüman Kardeşler’e ve yeni Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye tam destek vermişti. Katar da Müslüman Kardeşler’le ve Filistin’deki Hamas hareketiyle yakın bağlara sahip. Suudi Arabistan ise bu iki örgüte her zaman husumetle baktı. Türk parlamentosunun 7 Haziran’da Katar’daki Türk üssüne asker gönderilmesini öngören anlaşmaları onaylaması da bu bağlamda sürpriz olmadı.

Bu arada Erdoğan 10 Haziran’da BAE’yi kastederek şöyle dedi: “Türkiye'de darbe girişimi olduğu zaman Körfez'de kimlerin buna sevindiğini çok iyi biliyoruz. Birilerinin istihbarat örgütleri varsa bizim de istihbarat örgütümüz var.”

Son gelişmelere kadar Türkiye’nin Suudi Arabistan’la da yakın ilişkileri vardı. Öyle ki İran, bu yakınlık nedeniyle Türkiye Suudilerin İran karşıtı cephesine katılacak diye kaygı duyuyordu. Ancak Suudi Arabistan’ın Ankara-Doha yakınlığını hesaba katmadan Katar’ı tecrit etmeye kalkışması, Arap Bahası sırasında Mısır ve Tunus’taki gelişmeleri farklı okuyan, Abdül Fettah El Sisi’nin 2013’teki darbesine farklı yaklaşan Türkiye’yle arasındaki uyuşmazlıkları yeniden tetikledi.

Türkiye Katar krizine dâhil olurken geçmişte olduğu gibi fazla temkinli görünmüyordu. İran ise daha temkinli davrandı. Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif 5 Haziran’da Twitter’dan şu mesajı paylaştı: “Komşular kalıcıdır, coğrafya değiştirilemez. Zorlama hiçbir zaman çözüm olamaz. Diyalog zorunludur, özellikle de mübarek Ramazan ayında.” Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise Katar emirine bir mesaj gönderdi. Mesaj, 17 Haziran’da Doha’ya giden Arap ve Afrika işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Caberi Ensari tarafından iletildi. Mesajın içeriği ise açıklanmadı.

İran Dışişleri Bakanlığı’ndan konuya vakıf bir kaynak Al-Monitor’a şu bilgiyi verdi: “Mesaj yeni bir şey değildi. Katar’la öteden beri iyi ilişkilerimiz var. Görüşme ve mesaj da bu politikamız doğrultusundaydı. Ruhani, bu mesajda Katar emirini gıda için İran’a güvenebilecekleri, Katar uçaklarının İran hava sahasını kullanabileceği konusunda temin etti. Ayrıca gerilimi kontrol altında tutmanın, sorunları diyalog yoluyla çözmenin en isabetli yol olacağını vurguladı.”

Öte yandan Katar da Suudi kampının artan baskıları karşısında boş durmadı. Bölgede bazı ziyaretler gerçekleştiren Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed Bin Abdülrahman El Sani destek toplamaya çalıştı. Bölgedeki bazı ülkeler de Katar ve Suudi Arabistan’a elçiler göndererek sorunun çözümünde arabulucu olmaya çalıştılar.

Katar Dışişleri Bakanı Ankara’da Türk yetkililerle yaptığı görüşmelerin ardından 10 Haziran’da Moskova’ya giderek Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüştü. Lavrov görüşmenin sonunda Arap dünyasındaki bu siyasi çatlağı aşmak için en doğru yolun diyalog olduğunu belirtti.

Erdoğan ise Suudi Arabistan’da da üs kurma önerisinde bulunduklarını söyledi. Suudi Arabistan 17 Haziran’da bu önerinin reddedildiğini açıkladı. Bu arada İran ve Türkiye, Katar’a her gün birkaç ton gıda gönderiyor, Suudi Arabistan ve BAE tarafından uygulanan yaptırımların etkisini hafifletmeye çalışıyordu.

Rusya ise bu kavgada çok ihtiyatlı bir tutum benimsedi. Ancak belirtmek gerekir ki Rusya’nın Suriye savaşına İran’la benzer bir açıdan bakması Suudi Arabistan’la arasında pürüz oluşturuyor.

Riyad, Katar’la diplomatik ilişkileri yeniden başlatmak için 13 maddelik bir talep listesi ortaya koydu. Bunların arasında El Cezire televizyon ağının kapatılması, İran’la diplomatik ilişkilerin azaltılması ve Katar’daki Türk üssünde geliştirme çalışmalarının durdurulması gibi talepler var. Böylece İran ve Türkiye bir kez daha aynı cephede buluştu. Erdoğan Suudi Arabistan’ın talep listesini uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirdi.

İran’ın kıdemli emekli diplomatlarından Nusretullah Tacik Al-Monitor’a şu değerlendirmede bulundu: “Suudi Arabistan’ın Katar’a karşı birlik sağlayamayacağını daha baştan tahmin etmek mümkündü. Kuveyt ve Umman Suudi Arabistan’ın peşinden gitmeyen en önemli Arap oyuncular oldular. Suudi Arabistan bu işe İran’ın da karışmasını istedi ama biz akıllı ve temkinli davrandık. Kaldı ki Suudi Arabistan’ın yaptıkları Türkiye’yi de rahatsız etti. Bu bağlamda Tahran’la Ankara arasında bir menfaat örtüşmesi beklenebilir.”

Suudi Arabistan şimdi güç bir duruma düştü. Diğer Arap ülkelerinin desteğiyle Katar’a karşı birleşik bir cephe oluşturmayı umarken iki kutuplu bir Orta Doğu yarattı. Suudi Arabistan baskı uygulayarak Katar’a boyun eğdirebileceğini düşünüyordu ama bunun yerine Katar ve Türkiye’yi İran’a doğru itmiş oldu, İran’ın bölgesel eksenini güçlendirdi.

Rusya ise Tahran ve Riyad arasında çekişmeli bir konu olan Irak ve Suriye’de İslam Devleti ile mücadelede İran’a yakın dursa da Orta Doğu’daki kavgalara fazla bulaşmamaya çalışıyor.

Suudi Arabistan ayrıca ABD’den tam destek alacağını hesaplıyordu ancak Trump, ABD’nin bu meseleye tek taraflı girme niyetinin olmadığını, Beyaz Saray için asıl önceliğin silah satmak ve para kazanmak olduğunu gösterdi. ABD, kavganın iki tarafına da kısa bir süre içinde silah satmayı başardı. Trump’ın bu politikasının bölgedeki çalkantıları iyice körükleme potansiyeli taşıdığını da burada belirtmek gerekir.

Suudi hamlesinin Katar, Türkiye, İran ve Rusya arasında yeni bir ittifaka yol açacağını düşünmek saflık olur ancak İran’a bazı faydaları olacağı ortada. Birincisi İran artık Suudi Arabistan’ın kendisine karşı Arap ve diğer bölgesel ülkelerden birleşik bir koalisyon kuramayacağından emin olabilir. İkincisi İran Suudi Arabistan’a katılmayan ve ortada duran oyuncuları kendisine çekebilir. Ayrıca uluslararası toplumun dikkatini bölgesel ülkelerle sorunlu olan ülkenin İran değil Suudi Arabistan olduğu gerçeğine çekebilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD'ye güvensizlik azaldı
Ayla Ganioglu | | Haz 30, 2020
İran, Suudi Arabistan ve ‘Trump değişkeni’
Saeid Jafari | Donald Trump | Eki 31, 2019
Husilerin artan saldırı kapasitesi Suudi Arabistan’ı zorluyor
Ammar al-Ashwal | Yemen Savaşı | Tem 8, 2019
Erdoğan, Müslüman Kardeşler’den vazgeçebilir mi?
Fehim Taştekin | | May 10, 2019
Suudiler İran konusunda ABD’yi hayal kırıklığına mı uğratacak?
Bruce Riedel | Muhammed bin Selman | May 9, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  İran'ın Nabzı

al-monitor
Korona virüs İran ekonomisini çökertecek mi?
Bijan Khajehpour | Koronavirüs | Mar 19, 2020
al-monitor
İran güçleri İdlib cephesine niçin müdahil oldu?
Hamidreza Azizi | İdlib | Şub 5, 2020
al-monitor
İran ABD’ye karşı Rusya ve Türkiye’yi yanına alabilir mi?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Oca 14, 2020
al-monitor
Süleymani suikastı İran’ın Suriye stratejisini nasıl etkiler?
Hamidreza Azizi | Iran-US tensions | Oca 7, 2020