İran Katar krizini lehine çevirmeye çalışıyor

Suudilerin önayak olduğu Doha krizinde şu ana kadar Katar’ın yanında ihtiyatlı bir tavır alan İran’ın daha iddialı bir taraf olabileceğine yönelik işaretler söz konusu. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te basına açıklama yaparken, 18 Nisan 2017 Photo by REUTERS/David Mdzinarishvili.
Hassan Ahmadian

Hassan Ahmadian

@hasanahmadian

İşlenmiş konular

riyadh, muslim brotherhood, persian gulf, king abdullah, king salman, gcc, tehran, doha, diplomatic relations

Haz 13, 2017

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır 5 Haziran’da Katar’la diplomatik ve ticari ilişkilerini keserek Doha’ya yönelik fiili bir abluka başlattı. Meselenin nedenlerine ilişkin tartışmalar sürerken Suudilerin öncülüğündeki Katar karşıtı hamle Tahran’da da İran’ın kavgadaki tutumuna ve bunun sonuçlarına ilişkin bir tartışma başlattı.

Resmi düzeyde İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif’in konuya ilişkin yorumu gecikmedi. Bakan 5 Haziran’da şu tweeti attı: “Komşular kalıcıdır, coğrafya değişmez. Cebir hiçbir zaman çözüm olamaz. Bilhassa da bu hayırlı Ramazan ayında diyalog zaruridir.” Cumhurbaşkanı’nın siyasi işlerden sorumlu Özel Kalemi Hamit Ebutalibi ilişkileri kesmenin krizi çözmekte doğru bir yol olmadığı paylaşımını yaparken Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi de İran’ın komşuları arasındaki bu anlaşmazlığın tüm bölge ülkelerinin menfaatlerini tehdit ettiğini belirterek tarafları sorunları diyalogla çözmeye çağırdı.

Böylelikle Tahran, Suudi Arabistan öncülüğünde Katar’a karşı atılan adımı cepheleşme yerine diyaloğa vurgu yapan açıklamalarla eleştirmiş oldu. Peki, İran Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içindeki bu kavganın çözülmesini gerçekten istiyor mu?

İran-Suudi Arabistan ilişkileri on yılı aşkın süre boyunca büyük iniş çıkışlara sahne oldu. Bunların sonucunda Suudi Arabistanlı önde gelen muhalif bir Şii din adamı idam edildi ardından da Suudi Arabistan’ın Tahran’daki diplomatik temsilcilikleri basıldı ve Riyad 2016 ocak ayında Tahran’la ilişkilerini kopardı. Suudi Kralı Selman Bin Abdülaziz El Suud da selefi Kralı Abdullah’ın Tahran ve Müslüman Kardeşler’i aynı anda bastırma siyasetinin yerine İran’ı yalnızlaştırmaya öncelik verdi. Böylelikle İran ile Suudi Arabistan arasındaki rekabet düpedüz bir husumete dönüştü.

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani gerginliği düşürmek için diyaloğa vurgu yaparken Suudi Arabistan, İran’ın bölgesel politikalarını gözden geçirmesi gerektiği konusunda ısrarcı. Öte yandan Riyad, İran’ı dizginlemeye çalışırken Müslüman Kardeşler’in başlıca destekçilerinden Katar ve Türkiye’den topyekûn bir destek de bulmuş değil. Bölgenin Müslüman Kardeşler yanlısı ve karşıtı ülkelerinin birlikte oluşturduğu bu sallantılı koalisyonun artan anlaşmazlıklarla ayakta kalmayacağı belliydi. Katar’la ilişkileri kesme adımı, Kral Abdullah’ın 2014’te izlediği Müslüman Kardeşler karşıtı politika kapsamında atılsa anlaşılabilirdi ancak Selman’ın “Birincil hasım İran” politikası kapsamında gerçekçilikten uzak görünüyor.

Riyad’ın Katar’ı kenara itmesi Suudi Arabistan’ın bölgesel siyasetteki İran odağının değiştiğini gösteriyor ve bu da Tahran’ı memnun etmeli. Peki, öyleyse İran niçin Katar’ı doğrudan desteklemek yerine diyalog çağrısı yapıyor? Bunun dört sebebi olabilir:

Birincisi Katar-Suudi gerginliğinin tırmanacağına ilişkin göstergeler söz konusu ve Basra Körfezi’nde topyekûn bir cepheleşmeyi İran da kaldıramaz. Gerginliğin tırmanması hem istikrarı artıracağı hem de bölgenin kapılarını daha çok yabancı askere açacağı için İran’ın ulusal menfaatleriyle örtüşmez. Bilhassa da ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetiminde bu ihtimallerin hiçbiri İran’ı memnun etmez.

İkincisi İran, Katar’ın Suudi Arabistan’ın bölgede oynadığı rolün ve sahip olduğu nüfuzun ikamesi olmadığını biliyor. İran’ın bölgedeki nihai stratejisini Basra Körfezi’ni İran yanlısı ve karşıtı devletler olarak ikiye bölmek üzerine oturtamaz. Tahran İran karşıtı yekvücut bir KİK’ten ziyade bölünmüş bir KİK’i elbette tercih eder ama nihai stratejisini bu tercihe dayandıramaz. Zira bu hem bölgesel dengesizliğin hem de yabancı güçlerin bölgedeki varlığının ve silah anlaşmalarının devamı demek olur. Nitekim Tahran da diyalog çağrısı yaparak Suudilerin İran karşıtı bir uzlaşı oluşturma gayretinin anlamsız olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.

Üçüncüsü İran bölgesel gerginlik ve istikrarsızlığa bel bağlayan bir güç olarak görülmek istemez. Suudi Arabistan İran’ı bölgede şiddete eğilimli bir oyuncu olarak lanse etmeye çalışıyor ve bunda bir ölçüde başarılı da oluyor. Suudi-Katar ayrışmasında taraf tutmak da bu algıyı güçlendirecektir.

Dördüncüsü İran KİK üyeleri arasındaki anlaşmazlıklardan hâlihazırda taraf olmadan ya da müdahale etmeden de faydalanıyor. Geçmiş tecrübeler İranlı karar alıcılara taraf olmanın işleri daha çetrefilli hâle getirebileceğini ve zararlı olabileceğini gösteriyor. İran’ın gerginliği azaltma çağrılarının altında da bu yatıyor.

Peki, İran’ın resmi tutumu İslam Cumhuriyeti’nin amaçlarına gerçekten hizmet ediyor mu?

Riyad’ın İran’ı başlıca tehdit olarak gördüğü bir ortamda Tahran’ın diyalog yanlısı tutumu Suudi Arabistan’a taviz olarak algılanabilir. Bu satırların yazarı daha önce Tahran’ın Suudi Arabistan ile gerginlikten kaçınma politikasının bilakis gerginliği tırmandıran bir politika olabileceğini ve hem Tahran’ın hem de müttefiklerinin elini kolunu bağladığını belirtmişti. Dolayısıyla krize yönelik bu ihtiyatlı tutumu sürdürmek bilhassa da KİK içindeki çatlağın büyümesi durumunda İran’ın uzun vadeli menfaatleriyle uyuşmayabilir.

Bu krizde İran’ın önündeki mantıklı seçenek Katar’a yaklaşmaktır. Zarif, bugüne kadar Katar Dışişleri Bakanı da dâhil bölge ülkeleriyle gerçekleştirdiği telefon diplomasisinde ve son Türkiye ziyaretinde bunu ortaya koydu. Şimdi soru şu: İran’ın benimsediği ihtiyatlı Doha yanlısı tavır Tahran’ın uzun vadeli çıkarlarıyla örtüşüyor mu? İran’ın bu yaklaşımını anlamlı kılan dört neden var:

Birincisi Müslüman Kardeşler yanlısı kamp ile Müslüman Kardeşler karşıtı kamp arasındaki çatlak stratejik olarak İran’ın lehinedir. Suudi Arabistan böyle bir bölünmeyi engellemek için ana tehdit olarak İran’ı öne çıkarmaya çalışmıştı. Ancak aynı gemide yer alan Katar ve Türkiye’nin BAE ve Mısır’la zıt düşmesi Riyad için son derece problematik oldu. Bu bağlamda Suudi Arabistan’ın Katar’a yönelik hamlesi bölgede yürüttüğü İran karşıtı kampanya açısından tümüyle ters tepmektedir. İran da Riyad’a hatalarını düzeltmesi için yardımcı olmayacaktır.

İkincisi meselenin sadece Müslüman Kardeşler kavgası bağlamında değil Katar’ın İran politikası kapsamında da değerlendirilmesi gerekir. Yani Doha İran’a yönelik farklı bir tutum benimsediği için cezalandırılırken Tahran eli kolu bağlı oturamaz, oturmamalı. Nitekim Tahran’ın Suudi Arabistan’ın İran’a karşı tutumuna itiraz eden ve kendisini bu tutumdan uzaklaştırmaya çalışan bir tarafın arkasında duramaması kendi menfaatleri açısından zararlı olur.

Üçüncüsü Riyad son birkaç yıldır İran’a karşı seçeneklerini tüketmiş durumda. Elinde fazla koz kalmadığı için Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman mayıs başında çatışmayı İran’a taşımaktan dem vuran bir açıklama yaparak iki ülke arasında önceden üzerinde uzlaşılan kırmızı çizgileri de geçmiş oldu. Dolayısıyla İran’ın Katar’ı destekleyerek kaybedeceği bir şey yok. Aksine, Tahran Doha’yı destekleyerek pek çok şey kazanabilir.

Dördüncüsü İran Katar’ın yanında durarak Doha, Ankara ve bunların Müslüman Kardeşler müttefikleriyle ilişkilerini güçlendirebilir. Bu üçlü İran ve dostlarıyla bir tür bölgesel uzlaşıya yönelebilir ve Suriye’de, Yemen’de, bölgenin başka noktalarında yapıcı roller oynayabilir. Bu durum Suudi Arabistan’ın ileride İran, Katar veya başka ülkelere karşı koalisyonlar oluşturma kapasitesini de engelleyebilir.

İran şu an bir seçimle karşı karşıya: Suudilerin önayak olduğu bu kavgaya yönelik gerginliği yatıştırıcı tutumunu sürdürmek ya da sürdürmemek. Bu pozisyonun terk edildiğine ilişkin bazı işaretler söz konusu. İran geçmiş tecrübelerden ders çıkarabildiyse bölgesel düzeyde Suudi Arabistan’a diplomatik olarak meydan okumaktan başka çaresi olmadığını görmeli, bilhassa da İslam Cumhuriyeti’nin bu yolda kaybedecek bir şeyi olmadığı düşünüldüğünde.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriye’de Türkiye’ye karşı Kürt cephesi açılır mı?
Fehim Taştekin | İdlib | Şub 10, 2020
Hamas için seçim zamanı: Mısır mı İran mı?
Shlomi Eldar | Gazze | Oca 10, 2020
Körfez’deki Katar krizinde uzlaşı çabaları sonuç verecek mi?
Jonathan Fenton-Harvey | Muhammed bin Selman | Ara 9, 2019
İran-Çin ortaklığı Orta Doğu için ne anlama geliyor?
Mohsen Shariatinia | Orta Doğu'da Çin | Kas 14, 2019
Türkiye’nin Suriye hamlesi Körfez’i derinden etkileyebilir
Samuel Ramani | | Eki 22, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  İran'ın Nabzı

al-monitor
İran’ın Yukarı Karabağ ikilemi
Ali Hashem | Sınır ihtilafları ve ilhak  | Eki 9, 2020
al-monitor
Korona virüs İran ekonomisini çökertecek mi?
Bijan Khajehpour | Koronavirüs | Mar 19, 2020
al-monitor
İran güçleri İdlib cephesine niçin müdahil oldu?
Hamidreza Azizi | İdlib | Şub 5, 2020
al-monitor
İran ABD’ye karşı Rusya ve Türkiye’yi yanına alabilir mi?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Oca 14, 2020