Türkiye'nin Nabzı

Muhalefet 2019’da tek bir aday etrafında birleşebilir mi?

By
p
Article Summary
Muhalefet tek bir aday etrafında kenetlenebilirse 2019 seçimlerinde “reisçilik” memleketteki tek geçer yol olmayabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, uzun zamandır hayalini kurduğu yetkili başkanlık sistemine 16 Nisan referandumuyla kavuştu. Değiştirdiği anayasa maddeleri sayesinde yasama, yürütme ve yargı üzerinde tam bir denetime sahip oldu. Ne var ki, sandıktan Erdoğan’ın beklediği gibi ezici bir zafer de çıkmadı. Askine sonuçlar, kasım 2019’da yapılacak başkanlık seçimlerinde azımsanmayacak bir risk olabileceğini gösterdi.

Referandum sonuçları niçin Erdoğan için bir zafer değildi? Çünkü seçmenlerin yalnızca yüzde 51.4’ü anayasa değişikliğine “evet” dedi. Oysa Erdoğan ve destekçileri yüzde 60 civarında bir destek bekliyordu, ne de olsa sadece Ak Parti değil Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) de “evet”e destek vermişti ve iki partinin kasım 2015 seçimlerindeki toplam oyu yüzde 61’i buluyordu. Üstelik devletin bütün imkanları da “evet” kampanyası için seferber edilmiş ve “hayır” cephesi adına oldukça adaletsiz bir zemin ortaya çıkmıştı.

Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Belli ki, MHP’li seçmenlerin kahir ekseriyeti MHP’nin pek de popüler olmayan lideri Devlet Bahçeli’nin Erdogan ile ittifak kurarak iş birliğine gitmesine örtülü bir tepki gösterdi. Dahası, geleneksel AKP seçmenlerinin bir bölümü de “hayır” diyenler arasına katıldı. Birçok uzmanın işaret ettiği gibi, Erdoğan İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlerdeki muhafazakar seçmen tabanının bir bölümünü kaybetti. Seçmen temayülleri daha eğitimli ve varlıklı muhafazakarların bu seçimde “hayır” oyu verdiklerini gösteriyor. “Endişeli muhafazakarlar” diye anılmaya başlanan bu kesim, devletin otoriterleşmesinden ve bunun ekonomi üzerindeki tahribatından kaygılı görünüyor.

Dahası, başkanlık sisteminin doğası gereği yüzde 51.4 oranındaki destek Erdoğan için oldukça kaygan zemine işaret ediyor. Parlamenter sistemde Erdoğan yüzde 40’ın üzerinde destekle iktidarı kolayca güvence altına alabiliyor, AK Parti parlamenter çoğunluğu sağlayarak, tek başına iktidar olabiliyordu. Başkanlık sisteminde ise başkan seçilmek için yüzde 50’den fazla oy gerekiyor ve sandıktan çıkan yüzde 51.4’lük sonuç Erdoğan için durumun bıçak sırtı olduğunu gösteriyor.

Başkanlık sisteminin Erdoğan’ın önüne getirdiği bir diğer mesele de şu: Erdoğan’ın bugüne kadar sürdürdüğü başarısının sırlarından biri muhalefetin parçalanmış doğasıydı. Erdoğan karşıtlığı bir nevi aynı bohçaya girmiş beş benzemez gibiydi: Kentli laikler, Aleviler, Türk milliyetçileri, Kürt milliyetçileri ve hatta kırgın İslamcılar. Tüm bu kesimleri müşterek bir amaç etrafında kenetlemek çok zor hatta imkansızdı.

Lakin, bu sefer Başkanlık sisteminin doğası Erdoğan karşıtlarını aynı kampta toplayabilir. Erdoğan iki turlu seçimlerin ilk turunda oyların yarısını alamazsa ikinci turda en çok ikinci oyu alan aday ile yarışacak. Bu durumda, rakibinin bütün Erdoğan-karşıtı oyları toplayıp zafer kazanması hiç de zor değil. Tıpkı Emmanuel Macron’un Fransa’da kazandığı seçim zaferi gibi: ilk turda ne Macron ne de rakibi Marine Le Pen salt çoğunluğu elde etti. İkinci turda ise Le Pen karşıtı tüm oylar Macron’a gitti.

Bu yüzden referandumdan bu yana ülkedeki pek çok uzman 2019'da Erdoğan’ı kimin yenebileceğini tartışıyor. Kesin şey şu: Ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) bir isim bu ipi göğüsleyemez. Zira bu durumda mücadele bir sağ-sol veya laik-dindar yarışına dönüşür ve bu durumda Türkiye’de daima ikinci grup kazanır. Cumhuriyet gazetesinden Orhan Bursalı da 2 Mayıs’ta yayımlanan yazısında bu durumu isabetli bir tahlille ifade etti ve şu sonuca vardı: “Şüphesiz kalbi solda atan bir insanım, ama 2019 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ‘sol’ bir aday istemiyorum.” Bursalı’ya göre gereken isim, “Hayır’ın tüm oylarının yanı sıra, dahası AKP’den de ikircikli ve giderek kopacak yüzde 10 kadar oyu da alabilecek namuslu bir demokrat” idi.

Bu açıdan, herkesin aklından geçen tek bir isim var: AKP’nin kurucularından ve Erdoğan’ın eski müttefiklerinden 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Her iki lider de aynı gelenekten yükselmiş olsalar da Erdoğan ve Gül’ün arasının son beş yıldır giderek açıldığı herkesin malumu. Ak Parti’nin giderek otoriterleşen, milliyetçileşen ve öfkeli çizgisine karşı Gül pragmatik, ılımlı ve mütevazi köklerine sadık kaldı. Dolayısıyla Gül, CHP’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da işaret ettiği gibi gerçekten de her kesimin güvenini kazanarak 2019 seçimlerinde Erdoğan karşıtlarının adayı olabilir.

Ne var ki 11. Cumhurbaşkanı’nın böylesi bir mücadele için pek de hevesli olmaması muhtemel. Zira böyle bir mücadelenin her türlü çirkin saldırıyı da beraberinde getireceği de aşikar. Gül, son açıklamasında adaylık olasılığına kapıyı ne tamamen kapattı ne de sonuna kadar açtı. Görünen o ki, eski Cumhurbaşkanı da önümüzdeki iki yıl içinde yaşanacak gelişmeleri izlemek istiyor.

Akıllardaki bir diğer isim ise Meral Akşener. Akşener’in MHP liderliği için yürüttüğü yarış Bahçeli’nin Erdoğan’la ittifakı sayesinde devlet aygıtının tüm araçlarıyla bertaraf edilmişti. Ancak karizmatik, hırslı ve popüler bir siyasetçi olsa da Akşener Erdoğan’ı yenmek için gereken Kürt oylarını alamayabilir.

Görünen o ki, muhalefet çevreleri uzunca bir süre daha ideal Erdoğan karşıtı adayın kim olacağı üzerine düşünecek. Bu riskin farkında olan Erdoğan ise bu esnada tabanını pekiştirip, oylarını artırmaya çalışacak. En hassas mesele ekonomi olduğundan muhtemelen Cumhurbaşkanı en çok bu konuya odaklanacak. Ekonominin düzelmesi dış politikada da bazı pragmatik adımlar gerektiriyor. Bu da Erdoğan’ın referandum öncesi AB’ye yönelik sert dilinin sonradan neden yumuşadığını açıklayan bir etmen.

Her hâlükârda Türkiye henüz “reisçiliğin” memleketteki tek geçer yol olduğu bir “tarihin sonu” noktasına gelmiş değil. Sandıkta halen başka isimlerin de şansı var ve bunun farkına varılması herkesin menfaatine.

Bu bölümlerde bulundu: secularism, chp, devlet bahceli, akp, recep tayyip erdogan, presidential elections, mhp

Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarından olan Mustafa Akyol, aynı zamanda International New York Times ve Hürriyet Daily News gazetelerinde düzenli yorum yazıları yazmaktadır. Akyol’un makaleleri, Foreign Affairs, Newsweek, Washington Post, Wall Street Journal ve Guardian pek çok farklı yayında da yer almıştır. İstanbul’da yaşayan Akyol, Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve tarih okumuştur. Akyol’un İslami liberalizmi savunduğu “Islam Without Extremes: A Muslim Case for Liberty” isimli, Amerikan yayınevi W.W. Norton tarafından Temmuz 2011’de yayımlanan kitabı Financial Times'ın ifadesiyle,  “bir Müslümanın açık sözlü ve zarif özgürlük savunusu”dur.

x

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X