İran'ın Nabzı

İran-İsrail gerginliği siyasi alandan kültürel alana nasıl sıçradı?

By
p
Article Summary
İran ve İsrail arasındaki gerginlik sık sık kültür ve spor alanlarına da sirayet ederken Oscar ödüllü, İranlı yönetmenin ve diğer dünyaca ünlü İranlıların İsrail konusunda söyledikleri sürekli mercek altında tutuluyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İranlı yönetmen Aşgar Ferhadi İsrailli bir gazeteciye verdiği röportajla İran’da yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Oscar ödüllü yönetmen Cannes Film Festivali marjında 20 Mart’ta İsrail’in Haaretz gazetesine verdiği röportajda İran ile İsrail arasındaki sorunların çözümünde “siyasilerin kaybedecek çok şeyleri” olduğunu ve çözüm için “tek umudunun” iki ülke halkları olduğunu söyledi.

Ferhadi, bu açıklamasından kısa süre önce de Oscar ödüllü son filmi The Salesman’in (Satıcı) İsrail sinemalarında gösterileceğini açıklayarak İran’daki sertlik yanlısı basın kuruluşlarının tepkisini çekmişti.

Genel Yayın Yönetmeni doğrudan Ayetullah Ali Hamaney tarafından atanan Kayhan gazetesinin 12 Mart’taki röportaja da tepkisi gecikmedi. Gazete haberinde şu ifadelere yer verildi: “Bu Aşgar Ferhadi’nin İsrail’de gösterime giren ilk filmi değil. 'A Separation' (Bir Ayrılık) da Kudüs işgalcisi rejim tarafından beğenilmiş ve 2012’nin ilk aylarında İsrail sinemalarında gösterilmişti. Ne yazık ki Aşgar Ferhadi ne 'A Separation' ne de 'The Salesman' filmlerinin İsrail’de gösterilmesine tepki göstermemişti.”

"The Salesman" filminin halkla ilişkiler şirketi ise tepkilere 22 Mart’ta bir açıklama yaparak şöyle yanıt verdi: “Söz konusu röportaj bir dizi muhabir ve gazetecinin katıldığı bir toplantıda verilmiştir. Röportajın üzerinden bir yıl geçtiği için ayrıntıları tam olarak hatırlamak mümkün değildir. Ancak İsrailli muhabirin röportaj sırasında kendisini tanıtmamış olması ya da kendisini tanıtmış olsa bile organizasyon şirketinin muhabirin kimliği hakkında saygın yönetmene bilgi vermeyi atlamış olması muhtemeldir.”

Röportaja ilişkin yapılan bu açıklama ve Haaretz’in makaleyi İran’da yılbaşı olarak kutlanan 21 Mart’tan bir gün önce yayımladığı için Ferhadi’nin röportajına yönelik tepkiler büyük ölçüde sosyal medyayla sınırlı kaldı. Zira yılbaşı kutlamalarını iki haftalık tatil takip etti ve basın, tatilin ardından İran’da 19 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgilenmeye başladı.

İran ile İsrail arasındaki husumet 1979’daki İslam Devrimi’yle başladı. Ayetullah Ruhullah Humeyni 1963’te, yani devrimden 16 yıl önce yaptığı tarihi konuşmada İran Şahı’nın İsrail’e verdiği desteği protesto ederek şöyle konuşmuştu: “İsrail bu ülkede İslami kurallar görmek istemiyor. (...) Sizin ekonominizi ele geçirmeye çalışıyor; ticaretinizi, tarımınızı ele geçirmek, refahınızı yok etmek istiyor.”

1979’da İslam Devrimi’yle başlayan husumet o gün bugündür sürüyor. Öyle ki İran’ın dört bir yanındaki reklam panolarında ve duvarlarda “İsrail’e ölüm” sloganları bulunuyor. Devlet destekli yürüyüşlerde bu slogan atılıyor. İsrail düşmanlığı devrimin ardından iktidara gelen tüm partilerin ortak paydası.

İslam Devrimi’nin ardından İsrail’in resmi söylemdeki adı “Kudüs İşgalcisi” olarak değiştirildi. İsrail’le tüm diplomatik ilişkiler kopuk ve bununla ilgili geleceğe dair bir plan yapmak da yasaklı. Gerginlik siyasi alanın yanı sıra Tel Aviv ile Tahran arasındaki toplumsal, ekonomi, kültürel ve spor da dahil her türlü alana sirayet etmiş durumda.

Örneğin, İranlı atletler uluslararası yarışmalarda İsrailli atletlerle yarışmaktan kaçınıyor. İsrail ile İran’ın karşılaştığı son spor müsabakası 1983’te Kiev’de düzenlenen FILA Dünya Güreş Şampiyonası’ydı. İranlı güreşçi Bican Seifkani İsrailli güreşçi Robinson Konaşvili’yi 7-4 mağlup ederek dünya dokuzuncusu olmuştu.

Seifkani’nin zafer haberinin Tahran’a ulaşmasının hemen ardından İran Dışişleri Bakanlığı ulusal güreş takımına şampiyonayı yarıda bırakarak ülkeye dönme talimatı verdi. Takımın beraberinde şampiyonaya giden resmi yetkililer de dönüşte Dışişleri Bakanlığı tarafından azarlandı. Dışişleri Bakanlığı “İran İsrail’i tanımadığına göre atletlerimizin de onlarla yarışmasına hacet yok.” açıklamasını yaptı.

1983’teki bu şampiyona İsrail ile İran’ın karşılaştığı son müsabakaydı. Üstelik yasak artık yabancı futbol takımlarında oynayan İranlı futbolcuları da kapsıyor. Bunun en son örneği, Ali Rıza Cihanbehş’in başına gelenler. Hollanda’nın AZ Alkmaar takımında oynayan Cihanbehş’in takımı bu sezon Avrupa müsabakalarında İsrail’in Maccabi Tel Aviv takımıyla eşleşince Cihanbehş İran ve İsrail arasındaki gerginlik yüzünden oyundan azlini istedi. Takım da İranlı oyuncunun talebini kabul etti.

İran’ın uyguladığı yasaklardan biri de İsrail’e seyahat yasağı. Ülkedeki Yahudi topluluğu da dahil tüm İranlıların “İşgal altındaki Filistin”e seyahat etmeleri yasak. Tüm İran pasaportlarının içinde bu konuda bir uyarı yer alıyor. İran kanunları İsrail’e giden vatandaşlara iki yıl hapis cezası öngörüyor ve pasaportlarına üç ila beş yıl arasında el koyuluyor.

İran ve İsrail’de yaşayan Yahudi İranlıların tam sayısına ilişkin kesin bir istatistik yok. 1979 İslam Devrimi’nden önce yapılan sayımlar İran’da 100 bini aşkın Yahudinin yaşadığını gösteriyor. Öte yandan, çok sayıda İranlı Yahudi devrimden sonra İsrail ya da ABD’ye göçtü. Halihazırda İran’da yaklaşık 30 bin Yahudi’nin, İsrail’de ise yaklaşık 250 bin İranlı Yahudi’nin yaşadığı tahmin ediliyor.

İslam Cumhuriyeti’nin İsrail’e yönelik husumetine rağmen İran anayasası İranlı Yahudilere parlamentoda bir sandalyelik temsil hakkı tanıyor. Bu sandalyede şu an Siamek More Sadık oturuyor. Sadık ekimde İsrail radyosuna bir röportaj vermiş ama daha sonra tüm röportajı yalanlayarak “Bence bunların haberlerini yalanlamaya bile değmez, hür iradeye sahip hiçbir kişinin onlara hiçbir şekilde röportaj vermeyeceğini gayet iyi biliyorlar.” demişti.

“The Salesman” filmine gelince film İsrail’in Lev sinemalarında 16 Mart’ta gösterime girdi. Ancak bu, İsrail’de gösterilen ilk İran filmi değil. Aksine İsrail sinemalarında ve Kudüs, Tel Aviv ve Hayfa’da düzenlenen film festivallerinde son yıllarda pek çok İran filmi gösterildi. Abbas Kiarüstami, Macit Macidi ve Kambuziya Partovi gibi önde gelen yönetmenlerin çektiği bu filmlerin bazıları İsrail kamuoyu tarafından da çok sevildi. Bu da İranlı olmayan yapımcıların ve dağıtımcıların bu filmleri kullanmasına imkân verdi. Nitekim İsrail’de çok sayıda İranlı’nın yaşadığı düşünüldüğünde filmlerin ilgi çekmesi çok da beklenmedik bir durum olmasa gerek.

Bu bölümlerde bulundu: oscars, movies, iranian culture, jews, iranian-israeli conflict, minorities, asghar farhadi

Paris’te yaşayan İranlı gazeteci Zahra Alipour kültürel konulara odaklanmaktadır. Çalışmaları çeşitli İran medya kuruluşlarında yayımlanmıştır.

x

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X