Irak'ın Nabzı

Şii milisler için Irak’tan sonra hedef neresi?

By
p
Article Summary
Irak hükümeti Şii milisleri kontrol altına almaya çalışsa da İran bağlantılı bu gruplar ülke sınırlarını aşarak İsrail ve Suudi Arabistan’a kafa tutmaya hazır. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Irak Başbakanı Haydar El Ebadi, geçtiğimiz günlerde devlet yapısı dışında elinde silah olan tüm grupların kanun suçlusu sayılacağını söyledi. Ancak görünen o ki Haşdi Şabi olarak da bilinen Halk Seferberlik Birlikleri’nde (HSB) yer alan bazı gruplar Ebadi’nin talimatlarına uymayacak.

Ebadi 22 Mart’ta İslam Devleti’ne (İD) karşı oluşturulan uluslararası koalisyonunun Washington’daki toplantısında konuştu, basına yaptığı açıklamalarda da İD’in Irak’tan temizlenmesine “haftalar” kaldığını söyledi.

Peki, ondan sonra ne olacak? El Nüceba olarak da bilinen ve İran kontrolünde Şii bir milis grubu olan Irak İslami Direniş Hareketi’nin sözcüsü Haşim El Musavi, mart başında Golan Kurtuluş Tugayı isminde bir birim kurduklarını duyurdu. Bu açıklama aslında Irak’taki İran bağlantılı milislerin İD sonrası dönemde daha geniş bir bölgesel role soyunacağının ilanı gibiydi. Nitekim Musavi, Musul yakınlarında konuşlu Türk askerlerinin Irak’tan ayrılmaması hâlinde bunlara karşı askeri eyleme geçileceği tehdidinde bulundu.

Golan Kurtuluş Tugayı son derece sembolik bir şekilde duyuruldu. Konuya ilişkin basın toplantısı, Devrim Muhafızları’nı destekleyen bir medya kuruluşu olan İran’ın Tasnim Haber Ajansı’nın bürosunda yapıldı. ABD ve Suudi Arabistan’a yüklenen Musavi, El Nüceba’nın “bölge tehdit altında olduğu sürece” silah bırakmayacağını, Suriye’deki Golan Tepeleri’ni İsrail’den geri almak için mücadeleye devam edeceğini söyledi.

Bu açıklamadan üç gün sonra El Nüceba yöneticileri yeni bir açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Örgütün genel sekreteri Şeyh Ekrem El Kaabi 11 Mart’ta “Golan Kurtuluş Tugayı’nın kuruluşu propaganda değil, İslami direniş hareketinin gerçek bir hedefidir.” dedi. Ayrıca İsrail, Suudi Arabistan ve ABD’yi kastederek “Direniş hareketi şer eksenini ve Siyonist yapıyı yenecek güçtedir.” ifadesini kullandı.

İran bağlantılı gruplar, Irak sınırları ötesinde İran’ın bölgesel siyaseti doğrultusunda eyleme geçmekten ilk kez bahsetmiyor. Örneğin kendini HSB’nin kurucusu sayan eski başbakan Nuri El Maliki, ekimde yaptığı bir açıklamada Musul’u ve Ninova vilayetini kurtarmak için “Geliyoruz Ninova” sloganıyla yürütülen harekâtın “aynı zamanda ‘Geliyoruz Rakka’, ‘Geliyoruz Halep’ ve ‘Geliyoruz Yemen’ anlamına geldiğini” söylemişti.

Bu tip söylemler ABD’nin İran’a yönelik sertleşen tavrına yanıt gibi görünüyor. Donald Trump’ın kasımda başkan seçilmesiyle başlayan bu sertleşme Türkiye, İsrail ve Suudi Arabistan’ın tutumlarına da yansıyor.

HSB çatısı altında savaşan İran etkisindeki bazı Şii gruplar İran rejimine ve Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’e tam sadakat duyuyorlar. Asaib Ehl El HakSaraya El Horasani ve Kataib Hizbullah gibi İran’a sadık milisler Irak’ta ve bölgede ikili bir rol oynuyorlar: Bir yandan Irak silahlı kuvvetleri bünyesinde yer alan HSB içinde faaliyet gösteriyorlar, bir yandan da Suriye savaşında yer alarak doğrudan İran yönetiminden emir alıyorlar.

Saraya El Horasani Genel Sekreteri Ali El Yasiri 24 Şubat’taki televizyon mülakatında şöyle demişti: “HSB çatısı altında savaşan tugaylarımız var ama HSB dışında da üç başka tugayımız var. Bize nerede ihtiyaç olursa orada olacağız. Direniş için en iyisi neyse biz ona göre hareket ediyoruz.” Kuşku yok ki “direniş için en iyisini” İran Dini Lideri belirliyor.

Independent gazetesinin 10 Mart tarihli haberi, Golan Tepeleri’nin Suriye rejimi kontrolündeki kesiminde Devrim Muhafızları’yla onlara bağlı silahlı Şii grupların faal olduğunu teyit ediyor. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 9 Mart’ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı görüşmede Golan’daki 1967 ateşkes hattı civarlarında İran faaliyetlerinden bahsederken “Sünni İslamcı terörün yerini İran öncülüğündeki İslamcı terör alsın istemiyoruz.” dedi.

Görünen o ki İran’ın ve silahlı Şii grupların tehditleri İsrail tarafından ciddiye alıyor. Nitekim İsrail 8 Ocak’ta Golan’daki Hizbullah mevzilerini havadan vurmuş, saldırılarda Lübnan ve İran uyruklu kişiler öldürülmüştü.

Washington Enstitüsü’nde tanınmış bir güvenlik uzmanı olan Michael Knights Al-Monitor’a şu değerlendirmede bulundu: “Lübnan Hizbullahı’nı Golan Tepeleri’nde önleme açısından İsrail askeri kabiliyetini kanıtlamıştır. İsrail’in bu bölgede diğer Şii güçlerin üstüne de aynı şiddetle gitmesi beklenir. Bu da 1991’den bu yana ilk kez İsrail ile Irak vatandaşları arasında silahlı mücadeleye yol açar.”

Direniş söylemi, bilhassa da İsrail’in yok edilmesi bağlamında İran’ın Şii milislerine “meşruiyet” kılıfı sağlıyor ve bu da onlara bölgede daha geniş bir hareket özgürlüğü veriyor. Knights’a göre Golan’ı kurtarma hedefi “büyük bir propaganda potansiyeli” taşıyor ve bu bağlamda “milislerin Bağdat’ın kontrolü dışına çıkmasına gerekçe sağlıyor”. Bu da milislerin “hedeflerine ulaşarak Irak devletinden bağımsız bir dış politika izlemesine zemin hazırlıyor”.

Milisler İD sonrası dönemde Irak’taki hareket alanlarının kısıtlanacağını biliyor. HSB yasası milisleri ayrıca kısıtlıyor. Bunun yanında Necef’teki dini otoriteler de silahlar sadece devlet güçlerinin elinde olmalı diye defalarca çağrıda bulundular. Ne var ki tüm bunlar milislerin Irak devletinin talimatlarına uyacağı anlamına gelmiyor. İran’a yönelik yaşamsal bir tehdit belirdiği takdirde bu gruplar İran’ın peşinden gider, İran’a herhangi bir zarar gelmemesi için ABD’ye de ABD’nin Irak’taki müttefiklerine de saldırır. Bunu daha önce ABD işgali sırasında yapmışlardı.

Suriye ve Yemen’de süren savaşlar, bu grupların serpilip yayılmasına ve İran’daki İslami rejimin bekasında önemli bir rol oynamasına elverişli bir ortam sağlıyor. İdeolojileri gereği bu gruplar İran’ın vereceği her türlü askeri görevi yerine getirmeye hazır. Yemen’e gitmek, Suudi güçlerle çarpışmak, Golan’da İsrail’e kafa tutmak, hatta Irak’taki Türk askerlerine saldırmak da bu görevlerin arasında yer alabilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: vladimir putin, harakat hezbollah al-nujaba, militias, is, shiites, golan heights, popular mobilization units, pmu

Hamdi Malik İngiltere’de Keele Üniversitesi’nde sosyoloji dalında doktora yapmakta ve Londra Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nde (CMER) araştırmacı olarak görev almaktadır. Irak konulu makaleleri çeşitli mecralarda yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept