Üniversitenin iflası

Yüzlerce akademisyenin ihracına hem siyaset hem de siyaset dışı kurumlardan büyük tepki var.

al-monitor .

İşlenmiş konular

ankara, riot, fethullah gulen, science, gulentists, coup, academics, purge

Şub 13, 2017

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye’de ardı ardına çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin hedefinde akademi de vardı. Bugüne kadar çıkarılan KHK’lerle ülke çapındaki üniversitelerden 4 bini aşkın akademisyen ihraç edildi.

AK Parti iktidarı, akademideki ihraçlarda 15 Temmuz darbe girişiminden sorumlu tuttuğu Gülen cemaatine sempati duyan kamu çalışanlarının hedef alındığını açıklamıştı. Zira 15 yıllık AK Parti iktidarı boyunca Türkiye genelinde onlarca üniversite açılmış bu üniversitelere çok sayıda Gülen kadroları yerleştirilmişti. İktidarın çıkardığı ilk ihraç kararnamelerinde de büyük ölçüde bu kadrolar hedef alınmıştı.

Ancak son kararnamelerle ihraçların rengi de değişti. Hükümetin 7 Şubat gecesi yayımladığı KHK ile 2015’teki barış bildirisine imza atan akademisyenlerin de içinde bulunduğu 300’ü aşkın akademisyen ihraç edildi ve büyük bir muhalif akademisyen kıyımı yaşandı. Barış akademisyenlerinin yanı sıra onların ifade özgürlüklerine sahip çıkan bir bildiri yayımlayan akademisyenler de üniversiteden atıldı. Onlardan biri olan Prof. Dr. Cihangir İslam’ın aynı zamanda Türkiye’nin ilk başörtülü milletvekili Merve Kavakçı’nın eşi ve AK Parti’li eski bir aile bakanının kayınbiraderi olması muhalif çerçevesinin ne kadar geniş tutulduğunun bir göstergesi.

İhraçların en yıkıcı etkisi kuşkusuz üniversite kampüslerinde görüldü. Bugüne kadar 100’e yakın barış akademisyeninin ihraç edildiği Ankara Üniversitesi, akademik kıyımdan en fazla nasibini alan okul oldu.

Kıyımın faturası öyle ağırdı ki Osmanlı’dan kalan tek sosyal bilim fakültesi olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ya da diğer adıyla Mülkiye kelimenin tek anlamıyla çöktü. Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya’nın verdiği bilgiye göre ihraçların ardından fakültede 43 dersin verilme olanağı kalmadı, 50 lisansüstü öğrencisi de danışmansız kaldı.

Mülkiye, hem Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarının hem de bugüne kadar Türkiye siyasi hayatına kazandırdığı önemli isimlerle ülkenin en etkin okullarının arasında yer alıyor. Kurumun diğer bir özelliği ise AK Parti iktidarı boyunca siyaset tartışmalarına dahi konu olması ve iktidarın bu fakülteye yönelik attığı her adımın fakültenin muhalif geleneği ve kadroları tarafından bugüne kadar hep geri püskürtülmüş olmasıydı.

Fakülteden ihraç edilen barış akademisyeni Yrd. Doç. Özlem Albayrak, “İhraçların en fazla benim fakültemde gerçekleşmesi tesadüf değil” derken, Al-Monitor’a şunları anlatıyor: “AK Parti iktidarı geldiği günden beri kendi kontrolü dışında olabilecek bir üniversiteyi hiçbir zaman istemedi, bu alana müdahale etmeye çalıştı. Önce sayısız üniversite açarak, Gülen kadrolarını buralara yerleştirdi ve kendi üniversitelerini yaratmaya çalıştı. Ancak köklü üniversiteler, kendi kurumlarında bu kadrolaşmalara ve müdahalelere izin vermedi. O akademik kadroların bu üniversitelere gelmesi nitelikleri itibarıyla da mümkün değildi. Ancak darbe girişimi AK Parti’ye büyük bir fırsat verdi. Bugüne kadar sadece kavga edebildiği köklü ve gerçek üniversitelere müdahale etme fırsatını verdi. Son kararnameler ile üniversitelerden muhalifler büyük ölçüde tasfiye edildi. AKP’nin asıl meselesi Gülenciler değil, muhaliflerdir.”

Ankara Üniversitesi’nden ihraç edilen barış akademisyenleri başta olmak üzere muhalif akademisyenler, bu ihraçlara karşı hemen bir kampanya örgütledi. İhraç edilen akademisyenler, kararnamelerin yayımlanmasından hemen sonra, 8 Şubat günü, Mülkiye’nin bulunduğu Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’ne gelerek, “Hayır, gitmiyoruz” kampanyası başlattılar. Odalarına gidip, kitaplarının başına geçtiler, onları desteklemeye gelen öğrencileri koridorları doldurdu, milletvekilleri ve sivil toplum örgütleri de kampüse gelerek dayanışma gösterdi. İhraçlara karşı Boğaziçi Üniversitesi’nde sessiz bir yürüyüş düzenlenirken Türkiye’nin birçok ilinde de sokak protestoları gerçekleştirildi.

Cebeci Kampüsü’nde 10 Şubat günü büyük bir eylem organize edildi. Ancak ihraç edilen akademisyenler başta olmak üzere öğrenciler ve desteğe gelenlerin kampüse girişi polis tarafından engellendi. Okullarına sokulmayan akademisyenler polis tarafından darp edildi, yerlerde sürüklendi, üzerlerine biber gazı sıkıldı, gözaltına alındılar. Olayları protesto etmek için akademisyenlerin kampüs girişinde yere serdikleri cübbelerin polis postalları altında ezilmesi, olağanüstü halin akademiye yansımasını anlatan fotoğraf karesi olarak hafızalara kazındı.

Albayrak bu görüntü için “Ne öğrenciyi ne üniversiteyi düşünen, eğitimi kendi kontrol edebildiği sürece önemseyen bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzun daha net bir fotoğrafı olamaz. Biz yere serdiğimiz cübbeleri giyip akademiye ve öğrencilerimize sahip çıkacaktık. Bizi kampüse almayarak o cübbeleri yerde bıraktılar ve üzerinden postalları ile geçerek istedikleri akademinin sadece kontrol edebildikleri değil aynı zamanda postallarıyla ezip geçebildikleri yerler olduğunu da gösterdiler” diyor.

Bu eşi benzeri görülmemiş akademik kıyım, kutuplaşan Türkiye siyasetinde farklı görüşlerin ortak tepki vermesine neden oldu. Hükümet yanlısı medyanın keskin kalemlerinden Cem Küçük akademisyen ihraçlarını “Bu bir provokasyondur” sözleriyle değerlendirdi. CHP ve HDP’liler ile siyaset dışı kurumlardan büyük bir tepki oluştu. Türkiye’nin en ünlü komedyeni Cem Yılmaz da tepkilere destek vererek Twitter hesabından “ihraçlar çok adaletsiz” dedi.

Ankara kulislerinde, Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin gelen tepkiler üzerine ihraç listelerinin yeniden değerlendirileceğini söylediği konuşuluyor. Hükümet bu ihraçlardan geri adım atar mı bilinmez, ancak kararnamelerden geri adım atılsa dahi akademinin uzun süre toparlanamayacağı ortada. 

İhraç edilen akademisyenlerin bazıları yurt dışındaki üniversitelere gitti, çoğunun ilk tercihi Almanya oldu. Bu büyük beyin göçü, beraberinde ilginç bir manzara da ortaya çıkardı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler Almanya’sından kaçan bilim adamları, Mülkiye’de Türkiye sosyal bilimlerinin gelişmesine önemli katkılar sunan bölümler açmışlardı. Şimdi bu bölümlerden ihraç edilen akademisyenler Almanya’ya kaçıyorlar. Gidemeyenler ise işsizlik ve yurt dışı yasaklarıyla adeta sivil ölüme mahkûm edildiler.

Peki hükümet bu karardan vazgeçmezse ne olur? İhraç edilen akademisyenlerden Prof. Nilgün Toker barış akademisyenlerinin ihracını “Bu bir entelektüel soykırımdır” diye özetliyor. İhraç edilen bir diğer akademisyen Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ise anayasa değişiklik paketi için evet propagandası yapan imamları hatırlatarak bu entelektüel soykırımın anlamını “İmamlar konuşuyor ama profesör konuşamıyor” sözleriyle açıklıyor. Bu sözler, Türkiye’nin ihraçlar sonrasında geldiği sosyo-politik ortamı da özetliyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
Kadri Gürsel | | May 13, 2020
Suriye’de Türkiye’ye karşı Kürt cephesi açılır mı?
Fehim Taştekin | İdlib | Şub 10, 2020
Kamu-Özel kara deliği
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Ara 9, 2019
Trump’ın Erdoğan’la dostluğu Türkiye’nin yalnızlığını derinleştiriyor
Kadri Gürsel | türk-kürt çatışması | Kas 2, 2019
Suriye mutabakatına rağmen Erdoğan İran’da hâlâ eleştiri altında
Al-Monitor Staff | Suriye çatışması | Eki 23, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Kredi ile ısınan ekonomiye döviz şoku
Mustafa Sönmez | ekonomi ve ticaret | Ağu 10, 2020
al-monitor
Libya hesaplaşması Türkiye’nin sınırlarına dayanıyor
Fehim Taştekin | | Ağu 3, 2020
al-monitor
İdlib’de tıklayan bomba: Uzlaşma mı savaş mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Tem 29, 2020
al-monitor
Kanal İstanbul hayaliyle rant oyunları
Mustafa Sönmez | Doğal çevre | Tem 22, 2020