433 sinemacıya “barış” soruşturması

Barış bildirisine imza atan akademisyenlerin ardından şimdi de 433 sinemacıya soruşturma açılması eğitim ve kültür sanat alanındaki tasfiyeleri gündeme getirdi.

al-monitor .

İşlenmiş konular

film production, recep tayyip erdogan, justice and development party, cinema, academics, purge, arts, coup

Oca 19, 2017

15 Temmuz darbe girişiminin ardından gazeteciler ve akademisyenlere karşı başlatılan soruşturma dalgasının hedefinde bu kez sinemacılar var.

Geçen yıl Türk güvenlik güçlerinin Kürt illerinde başlattığı ve sivillerin de öldüğü operasyonların durdurulması için akademisyenler bir barış bildirisi hazırlamıştı. 433 sinemacı hakkında bu bildiriye imza attıkları için soruşturma başlatıldı. Barış bildirisine imza atan akademisyenler “hakaret” ve “terör propagandası” suçlamalarından, onlara destek veren sinemacılar ise “suçluyu övme” suçundan soruşturuluyorlar. Akademisyenlerin hiçbiri bugüne kadar hüküm giymedi, yani resmen suçlu olmadı. Hal böyleyken sinemacılara açılan “suçluyu övme” soruşturması hukuki dayanaklarından yoksun görünüyor.

Soruşturmalardan cezai bir sonuç çıkıp çıkmayacağını zaman gösterecek ama bu soruşturmalar şimdiden günlük yaşamda bir yaptırım haline gelmiş durumda. Örneğin barış bildirisine imza atan akademisyenlerin bir kısmı olağanüstü hâl sürecinde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler ile hiçbir gerekçe gösterilmeden üniversitelerden ihraç edildiler. Haklarında soruşturma açılan sinemacılar da sinema endüstrisinin dışına itilecekleri kaygısını yaşıyorlar.

Hakkında soruşturma açılan sinema eleştirmeni Şenay Aydemir Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, “Ben tıpkı akademisyenlerde olduğu gibi bu sürecin hukuksal değil, siyasal bir sonuç almak üzere başlatıldığını düşünüyorum. Nasıl ki akademik alandan yüzlerce insan tasfiye ediliyorsa, bunun sinemadan başlayarak kültür sanat alanına da sirayet edeceğini düşünüyorum” diyor.

Bu tasfiye süreci nasıl olacak? Aydemir bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “Buradaki amaç, başta Kültür Bakanlığı’nın destekleri olmak üzere sinema üretiminin herhangi bir alanında çalışan insanların bu süreçlerden tasfiye edilmesi bence. İmzacı olmayanlara da açık bir gözdağı. Akademisyenlerden farklı olarak sinemacıların şöyle bir farkı var: İmzacıların büyük bir kısmı düzenli işi olmayan, ancak film, dizi, reklam çekimi süreçlerinde çalışan ve parça parça işler yapan insanlar. Dolayısıyla doğrudan bir 'iş kaybetme' korkusu yaşamayacaklardır ancak üretemez duruma gelmek ya da ufak ufak iş alamaz duruma gelmek hiç kuşku yok ki hayatlarını etkileyecektir. İmzacılar arasında yer alan sinema yazarlarının büyük bir kısmı ise medyanın içinde bulunduğu durum nedeniyle zaten işsiz ve parça başı işlerle hayatta kalmaya çalışıyor. Kişisel olarak yaptığımız eylemin ifade özgürlüğünü kullanmak ve savunmak dışında bir amaç gütmediğini belirtmek isterim."

AK Parti iktidarı boyunca kültür sanat hayatı pek çok kez tasfiyelerin, dışlanmaların hedefi olmuştu. Atatürk Kültür Merkezi gibi simgesel sanat merkezlerinin kapatılmak istenmesi, muhalif sanatçıların işlerine ana akım medya tarafından son verilmesi, devlet tiyatroları oyuncularının işlerinden atılması, sansür ve ödenek kesintileri şimdiye kadar yapılan müdahalelerden sadece birer örnek. 433 sinemacıya yönelik soruşturma ise bu müdahalelerin en toplu ve can yakıcı örneğini oluşturuyor.

Kültür sanat alanına yapılan her müdahale Türkiye’de önemli bir tartışma alanı buluyor. Zira AK Parti’nin toplumu dönüştürme ya da muhafazakarlaştırma tartışmalarının son yıllarda odaklandığı iki ana kurum var. Bunlardan biri eğitim, diğeri ise kültür sanat. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da 28 Aralık’ta sarayda gerçekleştirilen bir etkinliğin açılış konuşmasında, “Sadece iki alanda arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamamış olmaktan dolayı fevkalade üzgünüm. Bunlardan biri eğitimdir, diğeri kültür sanattır. Önümüzdeki dönem bu iki alanı önceliklerimizin en başına çıkarmak mecburiyetinde olduğumuza inanıyorum” diyerek, bu tartışmaları ateşledi.

Kültür sanat mecrasındaki değişimle AK Parti’nin neyi kast ettiği açık. Parti’nin seçim bildirgesinde “milli, dini, ahlaki ve folklorik değerlerin işlendiği” bir kültür sanat hayatından bahsediliyor. Erdoğan bahsi geçen konuşmasında kültür sanat mecrasında istediği aktörleri ise şöyle tarif ediyor: “İhtiyacımız milletiyle barışık, hür aydınlar. (…) Kalıcı, baki olana kültürü ve sanatı irfan ve hikmetle yoğurarak ulaşabiliriz. Bunun için milletine tepeden bakan, onu hor gören, saplantılı aydınlara değil, gerçekten hür düşünceli ama aynı zamanda kendi tarihi ve milletiyle barışık münevverlere ihtiyacımız var.” 

Erdoğan’ın kim ya da kimlerden bahsettiğini bilemeyiz. Ama son dönemde kamuda çalışanların kanun hükmünde kararnamelerle işten çıkarılarak, özel çalışanların da bu ve benzeri soruşturmalarla hedef gösterilerek kültür sanat alanında büyük bir tasfiye yaşandığı ve bu tasfiyenin bahsi geçen bir kültür sanat mecrasının inşasına hizmet ettiği bir gerçek.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020
Ekonomide kadro değişimi erken seçim amaçlı
Mustafa Sönmez | Türkiye seçimleri | Kas 12, 2020
Kriz büyürken iş dünyası suspus
Mustafa Sönmez | | Kas 5, 2020
Fransa boykotu iç tribünlere dönük
Mustafa Sönmez | | Eki 29, 2020
Türk-İsrail ilişkileri ticaret ve sanatta ivme kazanıyor
Rina Bassist | | Eki 22, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Döviz-faiz sıkışması ve yeniden küçülme
Mustafa Sönmez | | Kas 20, 2020
al-monitor
Azerbaycan’a asker tezkeresi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Kas 19, 2020
al-monitor
Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020
al-monitor
Ekonomide kadro değişimi erken seçim amaçlı
Mustafa Sönmez | Türkiye seçimleri | Kas 12, 2020