Halep ateşi niçin Türkiye’yi yakıyor?

Suriye’de muhaliflerin kaleleri düştükçe militanlar Türkiye sınırlarına gönderiliyor. Bu Türkiye için kâbus senaryosunun başlangıcı.

al-monitor .
Fehim Taştekin

Fehim Taştekin

@fehimtastekin

İşlenmiş konular

syrian opposition, recep tayyip erdogan, operation euphrates shield, jarablus, buffer zone, bashar al-assad, aleppo

Ara 3, 2016

Suriye’de ‘rejim devirme’ oyununda Halep’e pivot rolü biçen Türkiye silahlı grupların 26 Kasım’dan beri yaşadığı hezimetlerin ardından şimdi en kötü senaryoya hazırlanıyor. O senaryo kaybeden Körfez-Batı destekli grupların kuzeye sürüklenmesi ve Türkiye sınırlarına tutunması.

Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde tampon bölge oluşturma çabası biraz da Halep’in kuzeyinde silahlı gruplara tutunabilecekleri bir alan bırakma amacına matuftu. Bu kritik süreçte herkes Türkiye’nin hamlelerini ve tepkilerini ölçmeye ya da anlamaya çalışıyor. Doğrusu hiç kolay değil.

Ankara, Fırat Kalkanı Harekâtı başladığından beri Halep’te kuşatma altındaki silahlı gruplara yönelik baskılara alışık olmadığımız bir düzeyde sessizdi. Fırat Kalkanı’nın kapsamı “IŞİD’i sınır bölgelerinden temizlemek ve Kürt koridorunu önlemek” olarak çizilmişti. Rusya ve Suriye de IŞİD’e karşı bir operasyon için füze kalkanını çalıştırmayarak Türkiye’nin Cerablus ve El Rai’den El Bab’ın kuzeyine kadar inmesine yeşil ışık yakmıştı. Bu bir nevi Halep’teki gruplara lojistik desteğin kesilmesine karşılık Türkiye’nin sınır bölgelerinde hareket alanına sahip olmasıydı. Ancak Türkiye harekâtın kapsamını genişlettiğinde sözünü ettiğimiz yeşil ışık kırmızıya döndü ve Türkiye destekli gruplar ya da Türk ordusu vuruldu.

Silahlı gruplar Halep’te iki günde 12 mahalleden çekilmek zorunda kalınca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sessizliğini bozarak “Biz sabır sabır dedik, en sonunda dayanamadık Suriye’ye ÖSO ile girmek zorunda kaldık. Niçin girdik? Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprağın gerçek sahipleri, toprağına sahip olsunlar. Bunu sağlamak için. Orada adaletin tesisi için varız. Devlet terörüne, Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik” deyiverdi.

Bu sözler birkaç şeye birden delalet ediyor:

  • Fırat Kalkanı ile Kürtlere karşı ortak cephe kurma beklentisi suya düştü. Ne Suriye ne de Rusya, Türkiye’nin Rojava’nın özerkliğini bitirme konusundaki tekliflere fazla alan açmadı. Kürtlerin Şam’la olası bir pazarlıkta talep çıtasını fazla yükseltmemeleri için “Türkiye tehdidi”nin Kürt aktörlerce görülmesi istendi, o kadar.

  • Fırat Kalkanı ile El Bab’ı alıp Halep’te sıkışan gruplara yardıma gitmek de yedek bir plandı. Bu konuda da hayal kırıklığı yaşandı.

  • Bu sözler, Suriye ordusunu Fırat Kalkanı sayesinde oluşturulan tampon bölgeden uzak tutmaya yönelik caydırıcı bir çıkış ihtiyacından kaynaklanıyor olabilir.

Türkiye’nin niyeti bozup Suriye ile savaşa girmesi ise Ruslar bütün harp takımlarıyla sahadayken mantığın sınırlarını zorlayan bir şey.

Erdoğan’ın öfkesini anlaşılır kılan şey sahada kaybeden silahlı grupların Türkiye sınırlarına yaslanmak zorunda kalması. On binlerce silahlı militanın ölümcül potansiyelleriyle Türkiye’nin sınır hatlarında ne yapacağı felaket senaryosundaki en can alıcı sorudur.

Suriye yönetiminin oyun planına bakıldığında ise şöylesine bir tablo ortaya çıkıyor: Suriye ordusu, silahlı grupları Türkiye sınırlarına çekilmeye zorluyor ya da teslim bayrağının dikildiği yerlerde hükümetle anlaşan savaşçıları otobüslerle kuzeye postalıyor.

Bir süreden beri Şam kırsalında silah bırakan savaşçılar hemen güneyde bir saatlik mesafedeki Dara kırsalına değil yüzlerce kilometre kuzeyde İdlib’e gönderiliyor. Yani militanlar Ürdün sınırlarına değil Türkiye sınırlarına küreniyor. Bunun stratejik bir tercih olduğu anlaşılıyor.

Geçen 26 Ağustos’ta Şam kırsalındaki Deraya’dan çıkartılan militanlar aileleriyle birlikte otobüslerle İdlib’e gönderildi.

3 Ekim’de Kudsaya’dan 525 militan, El Hamah’tan ise 114 militan toplam 2 bin kadar aile ferdiyle birlikte yine İdlib’e sevk edildi.

28 Kasım’da da Doğu Guta’dan bin 450 savaşçı, 589 kadın ve 900 çocuk ile birlikte otobüslerle İdlib’e taşındı.

Halep’e baktığımızda da oradaki grupları benzer bir son bekliyor. 26-28 Kasım’da Halep’te 12 yerden çekilmek zorunda kalan Nusra Cephesi (Şam’ın Fethi Cephesi), Ahraru’ş Şam ve Nureddin Zengi Tugayları gibi silahlı gruplar Şaar ve Bustan El Kasr gibi birkaç mahalleye sıkıştı.

Al-Monitor’un ulaştığı Halep’teki kaynaklar buradaki grupların da yapılacak pazarlıklar sonucu İdlib’e gönderilmesinin beklendiğini ve bu yönde girişimlerin başladığını kaydetti.

Peki, İdlib’te temerküz eden grupların kendi emirliklerini kalıcı hale getirmelerine müsaade edilecek mi? Ki El Kaide ile ayrışmaları halinde muhalif grupların halihazırda bulundukları yerlerde kalması ve bu fiili durum üzerinden siyasi çözüm masasına gidilmesi Amerikan yönetiminin de tercihiydi.

Ancak Şam’daki hava Halep’te pupa yelken olan Suriye güçlerinin orada durmayıp kuzeye baskıyı artıracağı yönünde. Bu çerçevede, Halep’ten sonra Suriye ordusunun hedefinde Nusra Cephesi’nin kontrolündeki İdlib var. Nitekim, bunun işaretleri de geliyor. 105. Cumhuriyet Muhafızları Tugayı, Kaplan Güçleri, Çöl Şahinleri Tugayı, Baas Taburları, Ulusal Savunma Güçleri, Suriye Sosyalist Milliyetçi Partisi’nin milis kanadı Kasırga Kartalları ve Filistinlilerin kurduğu Kudüs Tugayı doğu ve kuzey Halep’e yoğunlaşırken Hizbullah ile Iraklı milislerden oluşan Nuceba Hareketi Halep’in güneyinde Han Tuman’da başka bir harekat planı içinde. Bu planın hedefi İdlib kırsalını temizleyip Nusra ve müttefiklerinin kuşatma altında tuttuğu Şii beldeleri Fua ve Kefraya’ya ulaşmak.

Yerel kaynaklara göre Hizbullah ve Nuceba’nın güneyden, Suriye ordusu ve diğer milis bileşenlerinin kuzeyden kapsamlı bir harekât başlatması da muhtemel.

Bu durumda Türkiye’nin kâbus senaryosu başlamış olacaktır.

Ankara ya Kilis’in karşısından El Bab’ın kuzeyine kadar uzanan fiili tampon bölge ile Hatay’ın karşısındaki İdlib kırsalını bu gruplar için güvenli sığınak haline getirecek ya da Suriye ordusunun sıfır noktasına kadar çıkmasına izin verecek. Her iki seçenekte de kaçınılmaz olarak Türkiye’nin sınır hatları ısınacak. Türkiye savaş sonrası cihatçı mirasla kendi içinde de uğraşmak zorunda kalacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriye: Rusya-İran-Türkiye üçlüsü miadını dolduruyor mu?
Kirill Semenov | Suriye çatışması | Şub 19, 2021
Gare’den sonra sıradaki hedef Şengal mi?
Fehim Taştekin | | Şub 17, 2021
Türkiye’de halk darbeler için ABD’yi suçluyor
Ayla Ganioglu | | Şub 18, 2021
Hafter Erdoğan’ı mutlu eden ata niye oynadı?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Şub 11, 2021
İdlib’deki Türk birliklerini hedef alan saldırılar kime yarıyor?
Khaled al-Khateb | İdlib | Şub 15, 2021

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Musul’da Türkiye-İran rekabeti kızışıyor
Fehim Taştekin | | Şub 26, 2021
al-monitor
Merkez Bankası rezervinin kaynağı 45 milyar dolarlık borç
Mustafa Sönmez | | Şub 25, 2021
al-monitor
Dış borç ve cari açık için 200 milyar dolar aranıyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Şub 19, 2021
al-monitor
Gare’den sonra sıradaki hedef Şengal mi?
Fehim Taştekin | | Şub 17, 2021