Gulf Pulse

Trump’ın İsrail politikası şekillenirken Suudi Arabistan’da endişeli sessizlik

By
p
Article Summary
ABD başkanlığına seçilen Donald Trump, İsrail büyükelçisi olarak belirlediği isimle Tel Aviv’deki ABD elçiliğini Kudüs’e taşıma planından vazgeçmediği sinyalini veriyor. Planın hayata geçmesi ABD politikasında muazzam bir değişim anlamına gelecek. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Takvimler aralık 1967’yi gösterirken Suudi Kralı Faysal Bin Abdülaziz El Suud, Riyad valisi olan kardeşi Prens Selman’a yeni bir görev veriyordu: Kudüs’ü ele geçiren İsrail’e direnen Filistinliler için para yardımı toplamak. Para toplama konusu Suudi dış politikasında kapsamlı bir değişikliğin parçasıydı ve bu değişiklik krallığı 50 yıl önce ABD’yle çatışma rotasına sokmuştu. ABD’nin mevcut Kudüs politikası değişirse aynı şey bugün tekrar yaşanabilir.

O günlerde 31 yaşında olan prens yeni görevine büyük bir hırsla sarıldı ve karşısında hem kraliyet hem halk adına hevesli bir kitle buldu. 1967 Savaşı’nda yaşanan bozgunun ardından Suudiler Filistin direnişini canla başla destekliyordu. Filistinli Şehit Aileler ve Mücahitlere Destek Komitesi, Suudi Arabistan’da milyonlarca dolar para topladı ve faaliyetlerini bugün de sürdürüyor.

Selman için bu önemli bir kilometre taşı oldu. Prens para toplama işinde o kadar başarılı oldu ki 12 yıl sonra, aralık 1979’da Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal edince Faysal’ın selefi Halid Bin Abdülaziz El Suud, Sovyetlere karşı savaşan mücahitler için para toplama görevini de Selman’a verdi. Selman’ın Afganistan savaşının ilk yıllarında Suudi halkından topladığı para CIA’in mücahitlere sağladığı yıllık para miktarını aştı. Daha sonraki yıllarda Kral Fahd Bin Abdülaziz El Suud Selman’a aynı görevi bu kez Bosna için verdi.

1967 öncesinde Faysal’ın dış politika önceliği Arap dünyasını devrimci Arap milliyetçiliği etrafında birleştirmeye çalışan Mısır lideri Cemal Abdül Nasır’a engel olmaktı. Mısır, monarşiler için varoluşsal bir tehdit hâline gelmişti. Faysal Mısır’ı Yemen’de batağa saplamaya çalıştı, Mısır ve Sovyet destekli cumhuriyetçi Sana hükümetine karşı monarşi yanlısı Zeydi isyanını destekledi. Nasır’ın haziran 1967’de Sina Yarımadası’nda yaşadığı yenilgi büyük ölçüde Yemen savaşından kaynaklandı. Zira Mısır ordusunun en güçlü birlikleri İsrail’le savaşmak yerine Yemen’de sürünüyordu.

Faysal, İngiltere’nin koordinasyonunda Yemen’de İsrail’le gizli iş birliği bile yaptı. MOSSAD, Kızıldeniz üzerinden gönderdiği kargo uçaklarıyla isyancıların Suudi sınırındaki üslerine havadan silah yardımı attı. Ürdün de uzman ve eğitmen göndererek Zeydi isyancılara yardım etti.

Hazirandaki savaş ve Kudüs’ün kaybı Faysal için her şeyi değiştirdi. Kral savaş öncesinde El Aksa Cami’nin yenilenmesine büyük paralar harcamıştı. Tadilat işini kralın favori inşaat şirketi Binladin Grubu yapmış, o günlerde hayatının baharında olan Usame Bin Ladin de şantiyeyi ziyaret etmişti. Faysal kendini milliyet üstü bir İslam toplumunun lideri olarak sunuyordu. O, İslam’ın savunucusu, mukaddes şehirlerin korucusuydu.

Mısır ve Suudi Arabistan 1967’de barıştı. Suudiler, Filistinliler için bağımsız devlet fikrinin baş destekçisi oldular, Filistinlileri destekleyen ve Siyonizm’i bir ırkçılık türü olarak tanımlayan BM kararlarına arka çıktılar. Mısır ve Suriye 1973’te İsrail’le yeniden savaşa tutuşunca Faysal ABD’ye petrol ambargosu uyguladı ve Amerikan ekonomisine yabancı devlet kaynaklı gelmiş geçmiş en büyük darbeyi indirdi.

Bugün ise ABD başkanlığına seçilen Donald Trump’ın yeni İsrail büyükelçisi olarak belirlediği David Friedman, Kudüs’ün ABD tarafından İsrail’in ebedi ve bölünmez başkenti olarak görüldüğünün ifadesi olarak Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşımayı vadediyor. Bugüne dek sekiz ABD başkanı, Kudüs’ün geleceğine ilişkin müzakereleri etkilememek adına bu adımı atmaktan imtina etti ve elçiliği Tel Aviv’de tuttu. Yeni yönetim taşınma planını hayata geçirirse bu, Amerikan politikasında muazzam bir değişim anlamına gelecek.

Kudüs’teki gerilim geçtiğimiz yıl tırmandığında Kral Selman Bin Abdülaziz El Suud, Başkan Barack Obama’yla temasa geçmiş ve sükunetin sağlanması için İsrail’e baskı yapılmasını talep etmişti. Kral ayrıca tüm büyük güçlere seslenerek bölge genelinde radikalleri teşvik eden “İsrail saldırıları” karşısında Arapların Kudüs’teki haklarının korunmasını istemişti.

Friedman'ın büyükelçi olarak seçilmesini Suudiler şu ana kadar sessizlikle karşıladı. Haber Suudi Arabistan’da fazla yorum yapılmadan verildi. Bu da Selman’ın beklemede olduğuna, yeni yönetime Kudüs kararını dikkatlice tartması için zaman tanıdığına işaret ediyor. Ne de olsa geçmişte başka başkanlar da elçiliği taşıma sözü vermiş ama göreve başladıktan sonra bu sözlerinden dönmüştü. Suudiler muhtemelen dışişleri ve savunma bakanları olarak belirlenen Rex Tillerson ile James Mattis’in farklı görüşte olmasını bekliyor ve bu iki ismin ABD’nin Kudüs politikasını değiştirmesinin Orta Doğu’da ne gibi sonuçlar doğurabileceğini, böyle bir adımın dünyanın en istikrarsız bölgesinde ABD menfaatleri açısından nelere mâl olacağını anlayacağını ümit ediyor.

Suudi Arabistan, yeni yönetimle ilgili hâlihazırda zaten ciddi bir kaygı yaşıyor. Kongre’nin sonbaharda Obama’nın vetosunu çiğneyerek onayladığı Terörün Destekçilerine Karşı Adalet Yasası, 11 Eylül 2001’deki El Kaide saldırılarında parmağı olduğu iddia edilen Suudi yetkililere dava açılmasına imkân tanıyor. Suudiler bu konunun yıllar önce 11 Eylül Komisyonu tarafından kapatıldığını düşünüyordu. Komisyon, Suudi yönetiminin saldırılarda parmağı olduğunu gösteren inandırıcı hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştı. Riyad, yasanın değiştirilmesini ve Suudilere yargı dokunulmazlığı tanınmasını istiyor. Ancak Trump’ın ekibi bu konuda herhangi bir baskı uygulamıyor, dolayısıyla değişiklik ihtimali giderek zayıflıyor.

Suudi Arabistan’ın bugünlerde bir yığın derdi var. Düşük petrol fiyatları Suudi ekonomisini zedeledi ve işsizliğin artmasına neden oldu. Kralın Yemen savaşı, zamanında Nasır’ın savaşı gibi maliyetli bir bataklık. Suudilerin bugünkü varoluşsal tehdidi olan İran’ın vekilleri ise Suriye ve Irak’ta ilerliyor. ABD’nin Kudüs politikasını değiştirmesi hâlinde ABD’yi öteden beri İsrail’in hamisi olarak gösteren Tahran, bu değişikliği ne kadar haklı olduğunun kanıtı olarak sunacak. Selman Kudüs konusunda yumuşak davranırsa İran, Kral’ı Siyonizm’in kuklası olmakla suçlayarak adeta bayram edecek.

Ürdün Kralı Abdullah ise Selman’dan bile daha zor duruma düşecek. Kudüs’te kendi iddiaları olan, nüfusunun çoğunluğu Filistinlilerden oluşan Ürdün Kralı, daha birkaç gün önce 1967’de Kudüs’ü savunurken ölen Ürdünlü askerlere ait kemiklerin Kudüs’ten çıkarılıp Amman’daki Şehitler Anıtı’na gömülmesi için düzenlenen törene nezaret etti. Abdullah Suriye kriziyle baş etmek için ABD’nin yardımına fazlasıyla muhtaç ama Kudüs’ün akıbetini de göz ardı edemez.

Arap dünyası kaos, terör, mezhepçi şiddet ve iç savaşın iç içe geçtiği görülmemiş bir tsunaminin ortasında. İslam Devleti zayıflıyor olsa da El Kaidecilik her yere yayılmış durumda. Arap Baharı’nı tetikleyen tüm sorunlar hâlen çözüm bekliyor. Ateşe körükle gitmenin zamanı değil.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: us-israel relations, saudi arabia foreign policy, saudi-iranian rivalry, jerusalem, embassy, donald trump, arab-israeli conflict

Bruce Riedel, Brookings Enstitüsü'nde İstihbarat Projesi'nin direktörüdür. Son kitabı, "Avoiding Armageddon: America, India and Pakistan to the Brink and Back" başlığıyla yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept