Trump’ın başkanlığı İran için kaygı konusu olmalı mı?

By
p
Article Summary
İran’ın bölgede zemin kazandığı bir dönemde ABD’nin yeni yaptırımlara başvurması Tahran’ı değil Washington’u yalnızlaştırabilir. Obama’nın Nusra Cephesi liderlerinin hedeflenmesi yönünde aldığı karar Halep’te düğümün çözülmesini sağlayabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

AB İran nükleer anlaşmasının arkasında

ABD başkanlığına seçilen Donald Trump’ın önceliklerinden biri, İran’ı yeni yaptırımlarla baskı altına almak ve Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nı (OKEP) yeniden müzakereye açma ihtimalini masaya yatırıp bunun yollarını aramak olacak.

Avrupa ve Asya’daki eğilim ise tam tersi yönde gelişiyor, İran’la ticaret ve iş birliğine engel konması değil engellerin kaldırılması vurgulanıyor. İran’ın OKEP’teki yükümlüklerini çiğnemesi ihtimali haricinde uluslararası toplumun İran’a mesafe koyacağını düşünmek zor.

Başkan Barack Obama’nın geriye kalan “topal ördek” döneminde Senato’nun İran’a karşı yaptırım içeren bazı yasa tasarılarını gündeme alması olası görünüyor. Bunların arasında İran’ın balistik füze programına destek veren ülke ve şahısları hedef alan yaptırımlar da var. Julian Pecquet’in bildirdiğine göre Temsilciler Meclisi Kurallar Komitesi de Boeing yolcu uçaklarının İran’a satısını engelleyecek ve İran’la yapılan anlaşmalarda ihracat-ithalat finansmanını yasaklayacak bir düzenleme üzerinde çalışıyor.

Tüm bu girişimler Trump yönetiminden beklenen adımların habercisi. Yeni yönetim ile Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Kongre’nin eş güdüm hâlinde çalışarak Trump’ın seçim kampanyasında vadettiği gibi nükleer anlaşmayı yeniden müzakereye açmak üzere İran’a baskı ve yaptırım uygulaması bekleniyor. Ancak Washington Post gazetesinin bildirdiği gibi başkanlık seçimini Hillary Clinton kazansaydı dahi İran’a yönelik yeni yaptırımlar konusunda bir konsensüs olduğu görülüyordu.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun İran’ın ihlalde bulunduğunu raporlaması haricinde Trump yönetiminin nükleer anlaşmayı yeniden müzakereye açtırma konusunda ne kadar başarılı olacağı meçhul. Nitekim AB dış politika sorumlusu Federica Mogherini 9 Kasım’da CNN’de şöyle konuştu: “Nükleer anlaşma ABD ile İran arasında ikili bir anlaşma değildir. (…) Bu, bizlerin de müzakere ettiği çok taraflı bir anlaşma olup (…) BM Güvenlik Konseyi kararıyla, hatta birden fazla kararla çerçeveye alınmıştır.”

AB artık İran’da resmi bir varlık göstermek istiyor. Changiz Varzi, İran’daki sertlik yanlısı kampın bu çabaları zorlaştırmaya veya engellemeye çalışabileceğine ancak İran Dışişleri Bakanlığı’nın ülkede bir AB temsilciliği bulunmasından ticari ve diplomatik getiri sağlanacağı bilincinde olduğuna dikkat çekiyor. AB’nin yanı sınıra Rusya ve Çin de OKEP’in imzacıları arasında yer alıyor ve daha şimdiden İran’la ticaret yapmak için kuyruk olanların başında bulunuyor. Boeing’in uçak satışını engellemek Amerikalı şirket için kayıp, Avrupa’nın Airbus şirketi için kazanım olur.

Öte yandan Suudi Arabistan, İran’ın baskı altına alınmasını olumlu karşılayarak Trump yönetimini bu yönde teşvik edebilir. Bölgesel meselelerde krallığın İran karşısında zemin kaybettiğine dikkat çeken Bruce Riedel şöyle yazıyor: “İran’ın yıllardan beri geliştirdiği etki gücü karşısında Suudiler muadil araç ve enstrümanlara sahip değil. Hizbullah ve Husiler gibi gruplara uzmanlık ve danışmanlık sağlayabilen Devrim Muhafızları’nın Suudi Arabistan’da herhangi bu muadili yok. Yıllardır gizli operasyonlarda deneyim kazanan Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye benzer bir general Suudilerde yok. Suudiler oldukça iyi istihbarat servislerine sahip ama bunlar Devrim Muhafızları gibi sahada çalışma pratiği olan, bilfiil mücadelede pişmiş uygulayıcılar değil. Gücünü yansıtmak için Riyad öteden beri maddi destek yöntemine güvendi. Ancak petrol fiyatlarının düşmesiyle bu yöntemi kullanmak zorlaştı. Suudi Arabistan’ın Lübnan için belirlediği milyarlarca dolarlık askeri yardım projesini iptal etmesinin bir nedeni de harcamalardan tasarruf etmekti. Rekabet Riyad’a da Tahran’a da pahalıya mâl oluyor ama ufukta bu rekabetin sonu henüz görünmüyor.”

Riedel şu sonuca varıyor: “İran bölgede hegemonya kuran bir güç olamaz. Karşısında birçok düşman ve güçlük var. Irak, Suriye ve Lübnan’daki Şiiler İran’ın başlarında patron olmasını istemiyor. Ancak İran giderek Bereketli Hilal’de en nüfuzlu oyuncu hâline geliyor ve bundan Suudi Arabistan zararlı çıkıyor.”

Bölgedeki eğilimlerin pek çok zaman öncüsü olan Lübnan’da Mişel Aun’un cumhurbaşkanı seçilmesi ve Hizbullah’la ustaca bir diplomasi sonucunda Saad Hariri’nin başbakanlığa dönüşünü sağlaması İran’ın bölgesel yükselişinin bir başka işareti olarak yorumlanabilir. Ali Hashem’in bildirdiği gibi Aun’u tebrik eden ilk dışişleri bakanı Lübnan’a bir ziyaret gerçekleştiren İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif oldu. Zarif ziyareti sırasında gelenek olduğu üzere Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’la bir araya gelirken Lübnan’daki yeni trendin işareti olarak Hariri’yle de görüştü. Yeni Lübnan hükümeti Tahran’dan icazet almış olsa da Hashem şu uyarıda bulunuyor: “İran, Suriye ve Körfez İşbirliği Konseyi’nin Lübnan’daki rekabeti yeni Lübnan yönetiminin bölgesel anlaşmazlıklar bağlamında ciddi zorluklarla karşılaşacağını gösteriyor.” Bu sütunda geçen hafta da belirttiğimiz gibi Aun’un nihai hedefi Lübnan halkının bütünü için bağımsız, milliyetçi bir yol çizmek. Bu da bölgenin dalgalı sularında istikrarlı ve sağlam bir kaptanlık gerektirecek.

Obama’nın Nusra Cephesi kararı

Obama yönetimi Pentagon’a verdiği direktiflerle El Kaide’nin Suriye kolu olan ve daha önce Nusra Cephesi ismiyle bilinen Şam Fetih Cephesi’nin liderlerinin hedeflenmesini öncelik olarak belirledi. Öncelik sıralamasındaki bu değişiklik, Halep kuşatmasının sona ermesi de dâhil ABD’nin Suriye politikasında dönüm noktası olma potansiyeli taşıyor.

Washington Post muhabiri Adam Entous şu bilgileri aktarıyor: “Bu değişikliği destekleyen yetkililere göre örgütün isyancı kontrolündeki bölgelerde halktan destek gördüğü için ve Esad üzerinde askeri baskıyı artırma amacına hizmet ettiği için Nusra’nın ABD tarafından genellikle hedef alınmaması yaklaşımı – ki bir yetkili buna “şeytanla anlaşma” dedi -- Obama yönetimince artık kaldırılamıyor. Rusya da ABD’yi Nusra’yı korumakla suçlamıştı. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bu suçlamayı perşembe günü Moskova’da bir kez daha dile getirdi. Üst düzey bir ABD yetkilisi ‘Esad bir gün iktidardan düşecek olursa Başkan ülkenin bu gruba kalmasını istemiyor. Suriye’deki geçerli muhalefet bu olamaz. Bu, El Kaide’dir.’ şeklinde konuştu.”

Washington Post’un Trump yönetiminde hız kazanacağını söylediği bu yeni yaklaşım ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’yi de haklı çıkarıyor. Kerry, Rusya ile Nusra Cephesi’ne karşı askeri koordinasyon içeren bir anlaşma yapılması için çalışmıştı. Yönetim içerisinde mücadelenin Rusya’yla birlikte El Kaide’ye taşınmasına karşı çıkanların “tamamen çuvalladığını” söyleyen Kerry’nin bu görüşünü bizler de paylaşmıştık. Birçok medya kuruluşunun aksine bu sütun, Nusra Cephesi ile Ahrar El Şam gibi cihatçı silah arkadaşlarının sırf Esad’a karşı savaştıkları için “isyancı” sayılmasından uzak durmuştu.

ABD’nin önceliklerinde yaşanan bu değişimle Nusra Cephesi’nin Halep’teki rolünün daha geniş çevreler tarafından görülmesi ve medyada daha çok yer alması beklenir. BM’nin Halep planı da Nusra Cephesi militanlarının barındırılmasını değil kentten çıkarılmasını içeriyor. BM Suriye Temsilcisi Staffan de Mistura, ekim ayında 1000 Nusra Cephesi militanının Halep’i “rehin tuttuğunu” ve bunların kenti terk etmeyi kabul etmesi hâlinde çıkışlarına bizzat eşlik edeceğini söylemişti.

Nusra Cephesi’nin mağlubiyeti de dâhil Halep kuşatmasının sona erdirilmesi bugün hiç olmadığı kadar ivedilik kazanmış durumda. De Mistura’nın özel danışmanı Jan Egeland, bu hafta yaptığı açıklamada “öldürücü” kış ayları yaklaşırken kitlesel açlık uyarısında bulundu. İnsani yardım ise ancak bir ABD-Rusya anlaşması kapsamında sağlanabilir. El Kaide’nin buradaki kolunu bertaraf etmek ortak bir menfaat olduğuna göre bu temel üzerinde çalışmak iyi bir başlangıç olur.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: sanctions on iran, michel aoun, lebanese politics, jabhat al-nusra, jcpoa, donald trump, aleppo
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept