İsrail'in Nabzı

Rusya’nın Orta Doğu’ya dönüşü İsrail’i huzursuz ediyor

By
p
Article Summary
Rusya’nın bölgedeki askeri varlığı öyle bir noktaya ulaştı ki İsrail’in kuzey sınırını geçen IDF uçakları anında Rus radarlarında görünüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İsrail öteden beri Orta Doğu’daki tüm hasımlarına karşı tartışmasız bir hava üstünlüğüne sahip. Kuşku yok ki İsrail hava kuvvetleri bölgenin en güçlüsü, dünyanın da en gelişkin hava kuvvetleri arasında yer alıyor. Dolayısıyla bölgenin diğer tüm aktörleri üzerinde yıllardır mutlak bir hegemonya sürdürdüğü söylenebilir.

Mısır’ın 1979’da imzalanan barış anlaşmasıyla düşman çemberinden çıkması İsrail hava kuvvetlerine mutlak bir operasyon özgürlüğü kazandırdı. Bunun doruk noktaları olarak 1981’de Opera Harekâtı olarak bilinen operasyonla Irak’ta bir nükleer reaktörün vurulması, 2007’de -- yabancı haber kaynaklarının bildirdiği şekliyle – Suriye’de bir nükleer reaktörün vurulması, son yıllarda Suriye’den Lübnan’a giden çok sayıda silah konvoyunun bombalanması, yine yabancı kaynaklara göre Sudan’da gerçekleştirilen benzer operasyonlar ve İsrail’in şu veya bu çıkarının gerektirdiği gizli operasyonlar sayılabilir.

Ancak İsrail son aylarda endişe verici, yeni bir gerçeğe uyanıyor. İsrail hava kuvvetlerinin kimseye hesap vermeden kullandığı operasyon serbestisi artık İsrail’in kontrolü dışında, yabancı bir aktöre bağlı. Beşar Esad rejimini ayakta tutmak için yardıma gelen Rusya, o günden bu yana İsrail’in kuzey sınırında muazzam bir askeri varlık oluşturdu.

Ruslar, son dönemde hava kontrolünü ilgilendiren tüm konularda bölgedeki hâkimiyetini fazlasıyla artırmış durumda. Öyle ki İsrail, şu anda Tarsus’taki Rus hava savunma merkezinde ya da Akdeniz’deki Rus gemilerinde uyarı ışığı tetiklemeden kalkabilen tek bir savaş uçağına sahip değil.

Washington Post gazetesinde 17 Ekim’de yayımlanan harita, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Suriye’ye güçlü bir giriş yaptıktan sonra Rus füzelerinin Orta Doğu’daki kapsama alanının nasıl genişlediğini gösteriyor. Haritadan da görüldüğü üzere kuzeyde Türkiye’den başlayarak doğuda Suriye ve Lübnan’a, güneyde de İsrail’e kadar Doğu Akdeniz havzasının tamamı bölgedeki Rus füze gemilerinin menzilinde bulunuyor. Havadaki menzil daha da geniş olup Suriye, Irak, Ürdün, Lübnan, Türkiye ve İsrail’in büyük bölümlerini kapsıyor. Rusya’nın konuşlandırdığı S-300 ve S-400 füze sistemleri Negev’in güneyine kadar tüm İsrail topraklarını kapsıyor. Bu da Rus radarlarının güneydeki Eilat kenti yakınlarında bulunan Uvda hava üssü hariç İsrail üslerinden kalkan tüm jetlere anında kilitlenmesi ve uçuş güzergâhlarını sürekli izlemesi anlamına geliyor. Ruslar, işte bu şekilde İsrail hava kuvvetlerinin Suriye ve Lübnan sınırlarındaki “sıcak noktalarda” ne gibi faaliyetler yürüttüğünü yakından izliyor. Putin, canı isterse İsrailli pilotların ve onları Suriye’ye muharip görevlere gönderen komutanların hayatını tek bir düğmeye basarak cehenneme çevirebilir.

Belli ki İsrail güvenlik teşkilatı ve dolayısıyla siyasal iktidar da durumun bu noktaya geleceğini baştan beri öngörüyordu. Başbakan Benjamin Netanyahu, kıdemli bakanlar ve İsrail Savunma Kuvvetleri’nden (IDF) kimi subayların geçen sene kapıldığı “Rusya aşkının” bazı mecburiyetlerden kaynaklandığı anlaşılıyor: Durumun nabzını tutmak, Rusya’yla koordinasyonu olabildiğince artırmak ve durumu kontrol altına almaya çalışmak. Ne var ki bu “aşk” anlamlı bir mükâfat sağlamıyor. Medyada defalarca yer alan koordinasyon mekanizması özel ve spesifik bir mekanizma değil. Buradaki tek amaç iki taraf arasında sorunlara, kazalara veya silahlı çatışmalara mahal vermemek.

Üst düzey İsrailli kaynaklara göre Ruslar İsrail sınırındaki hava operasyonlarını önceden bildirmiyor. Hatta Rus uçakları birkaç kez İsrail hava sahasına girdi. Ancak bu ihlaller yanlışlıkla yapıldığı için Ruslar “ünlü müşteri ikramından” yararlandı ve ihlalde bulunan uçaklara ateş açılmadı. Kural olarak İsrail hava sahasına giren her araç, büyüklüğü ve tipi ne olursa olsun İsrail hava savunma sistemi tarafından anında vurulur. Ancak bahsi geçen olaylarda sistem esas duruşa geçti ve tek bir harekette bulunmadı. Nitekim İsrail hava kuvvetlerinin ihlalde bulunan Rus uçaklarının vurulmayacağı yönündeki açık seçik beyanları Al-Monitor’da da daha önce yer almıştı. Bunun nedenleri aşikâr.

İsrail açısından Rusya’nın kuzeydeki artan varlığı şu aşamada çetrefilli bir sorun olarak tanımlanabilir. İsrail hava kuvvetlerinin faaliyet kapsamı daralmış durumda. Suriye ve Lübnan semalarında bombardıman veya istihbarat uçuşu öncesi, hatta herhangi bir uçuş öncesi yapılan değerlendirmeler birçok yeni değişkenin eklenmesiyle artık daha uzun bir liste oluşturuyor.

Dahası İsrail’de “şer ekseni” olarak bilinen, İran, Suriye ve Lübnan Hizbullahı’nın oluşturduğu eksende Rusya şimdi ana bileşen olarak işlev görüyor. Suriye savaşında hezimete uğraması beklenen bu eksen Rus müdahalesi sayesinde paçayı kurtardı. Bunun bir sonucu olarak Rus müdahalesi Hizbullah açısından önemli bir etki yarattı.

Hizbullah’ın orta çaplı bir terör örgütünden devlet seviyesinde askeri kabiliyeti olan bir yapıya dönüşmesi son bir yılda hızlandı. Ruslarla yakın iş birliği sayesinde Hizbullah paha biçilmez bilgi ve deneyimler kazanıyor. Örgüt Suriye’de oldukça yıpranmış ve bolca kan kaybetmiş olsa da operasyonel deneyim kazanıyor: Girift cephelerle baş etmeyi, kapsamlı askeri planlar uygulamayı, İsrail’e karşı görece kısa süreli eylemlerinden farklı olarak uzun süreli operasyonlar yürütmeyi öğreniyor. İşlerin bu noktaya gelmesiyle İsrail’de birçok insan şimdi İsrail’le Hizbullah arasında çatışma çıkması hâlinde tepede büyük bir Rus gücü dolanırken ne olacağını merak ediyor. İsrail’in büyük titizlikle hazırladığı onca savaş planı ne olacak? Bu planlarda çatışmanın en kısa sürede bitirilmesi için İsrail ordusunun Lübnan’da görülmemiş büyüklükte bir güç kullanması öngörülüyor. Ruslar böyle bir senaryonun uygulanmasına izin verir mi?

İşte bu konunun bugünlerde hem İsrail Kuzey Komutanlığı’nda hem İsrail Kabinesi’nde yapılan değerlendirmelerin merkezinde yer aldığını varsaymak yanlış olmaz. IDF’nin son günlerde kuzeyde yaptığı çok sayıda talim ve tatbikat da buna işaret ediyor.

Rusya, radara yakalanmadan yavaş yavaş, adım adım Orta Doğu’ya dönüş yapmayı başardı. 1967 Altı Gün Savaşı ile 1973 Yom Kippur Savaşı arasındaki yıllarda Sovyetler Birliği’nin bölgede, özellikle Mısır ve Suriye’de muazzam bir varlığı söz konusuydu. Bu durum İsrail açısından ciddi bir tehditti. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bu varlık ortadan kalktı ve ABD bölgeye etki eden tek güç olarak kaldı. Şimdi tarih tekerrür ediyor. İsrail konuyu açıkça dillendirmekten kaçınıyor ama kalabalık bir mekânda yanınızda kocaman bir ayı oturuyorsa onu görmezden gelemezsiniz, hele de bu mekân bir zücaciye dükkânıysa.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: vladimir putin, russian influence in syria, russia in middle east, missiles, israeli air force, israeli-egyptian border, hezbollah, benjamin netanyahu

Ben Caspit, Al-Monitor’un İsrail’in Nabzı bölümünde köşe yazarıdır. İsrail basınının kıdemli köşe yazarı ve siyasi yorumcularından olan Caspit, ülkenin siyasi gündemine ilişkin günlük bir radyo programı ve düzenli televizyon programları yapmaktadır. Twitter hesabı: @BenCaspit

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept