Türkiye'nin Nabzı

Türkiye’yi sarsan tekme

By
p
Article Summary
Kadınlar, otobüste şort giydiği için saldırıya uğrayan genç kadının ardından “Yaşam tarzıma dokunma” eylemleri başlattı.

Ayşegül Terzi isimli genç kadın Kurban Bayramı’nın ilk günü İstanbul’da bindiği bir otobüste Abdullah Çakıroğlu isimli erkeğin saldırısına uğradı. Nedeni genç kadının şort giymesiydi. Otobüsün güvenlik kamerası görüntüleri ve tanıkların anlattığına göre, “Şortla neden geziyorsun” diye bağıran saldırgan ardından “Sen şeytansın” diyerek Terzi’nin çenesine tekme atmış. Terzi otobüsteki yolcuların olaya sessiz kaldığını, hatta şoförün ilk durakta kendisini indirdiğini anlatıyor. Önce hastaneye gidiyor, ardından savcılığa suç duyurusunda bulunuyor. Gözaltına alınan saldırganın suçu ise “basit yaralama” olarak değerlendiriliyor ve saldırgan serbest bırakılıyor. Daha sonra tepkiler üzerine tutuklanıyor.

Buraya kadar her şey Türkiye için neredeyse alışılmış bir olay. Çünkü giyimi, konuşması ya da sadece kadın olarak orada bulunduğu gerekçesiyle saldırıya uğrayan ne ilk ne de son kadın Ayşegül Terzi. Terzi’den önce buna benzer çok sayıda olay yaşandı, hemen sonrasında ise İzmir’de yaşayan bir kadın dekoltesi yüzünden iki erkeğin saldırısına uğradı

Ayşegül Terzi’ye atılan tekme ise kamuoyunda çok büyük bir tepkiye neden oldu. Tekmeli saldırının yaşandığı 12 Eylül’den bu yana Türkiye’nin çeşitli kentlerinde kadınlar şortlarıyla sokaklara çıkarak, olayı protesto ediyor. Üniversiteli kadınlar duvarlara şortlar ve mini etekler asıyor, sosyal medyada kadınların şortlu fotoğrafları gün geçtikçe yayılıyor. Sıcaklıkların düşmesine rağmen şortlu eylemler son bulmuş değil. En son 25 Eylül’de İstanbul’da bir araya gelen kadınlı erkekli bir grup, hava sıcaklığının 18 dereceye düşmesine rağmen şort giyerek, Ayşegül Terzi’ye destek eylemi yaptı. Tüm bu eylemlerin tek mesajı var: Yaşam tarzıma müdahale etme!

Eylemlere destek olanlardan CHP Milletvekili Şenal Sarıhan Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, “Tüm yaşam alanlarını karartmaya çalışıyor. Bir çevrenin dini anlayışlarına göre yaşanması, tek tip insan olması dayatılıyor. Bu son dönemde yaşadıklarımız da kadınları artık isyan haline getirmiş durumda. Bu bir tepkinin başlangıcı aslında.” diyor.

Sarıhan bu eylemlerin sadece şort saldırısına yönelik olmadığını kadınlara dayatılan ayrımcı politikaların bir sonucu olduğunu söylüyor. Haksız da sayılmaz. AK Parti iktidar olduğu yıllar boyunca kadınlara yönelik oluşturduğu politik söylemle gün geçtikçe daha da tepki topluyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kadın ve erkek eşit değildir”, “Anneliği reddeden kadın yarımdır, eksiktir” ifadeleri ve buna benzer açıklamaları hala hafızalardan silinmiş değil. Eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın kahkaha atan kadın için iffetsiz demesi ya da eski Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun “Kadının kariyeri anneliktir” sözleri de ilk akla gelen örneklerden.

İktidar kendilerine dayatılan toplumsal rolleri reddeden kadınları dışlayan, hatta kadın olmadıklarını savunan bir politik söylem oluşturdu. Bugün sokaklara çıkan kadınlar da iktidarın bu söyleminin sokaklarda kadınlara yönelik saldırılarla karşılık bulduğunu ve kadınların tehlikede olduğunu dile getiriyor.

AK Parti bu tehlikeli algıyı dağıtmak için Ayşegül Terzi olayında iki önemli adım attı. Önce saldırgan Abdullah Çakıroğlu tutuklanarak, cezaevine kondu. Ardından buna benzer saldırıların cezalandırılması için bir yasa hazırlandığı açıklandı. Adalet Bakanlığı’nda hazırlanan yasa tasarısı, basına yansıyan bilgilere göre basit yaralamaya da tutuklama getiriyor. Eğer basında çıkan bu bilgiler doğru ise ne Hükümet ne de Adalet Bakanlığı kadınların kaygılarını tam olarak anlayamamış gibi görünüyor.

Saldırgan Abdullah Çakıroğlu savcılık ifadesinde, genç kadına neden saldırdığını “Şort giymişti, manen tahrik oldum. Pantolon giyseydi daha az tahrik olurdum” diyerek açıklıyor. Anlaşılan o ki Çakıroğlu karşısında şort giyen bir erkek olsaydı ya da pantolon giyen bir kadın olsaydı bu saldırıyı yapmayacaktı. Yani olay basit yaralamanın ötesinde bir suç.

Hukuk Doçenti Kerem Altıparmak şort saldırısının bir nefret suçu olduğunu söylüyor. Kavga nedeniyle atılan bir tekme ile başkalarının giydiği kıyafeti zorla değiştirmeye yönelik bir tekmenin farklı şeyler olduğunu vurgulayan Altıparmak şu değerlendirmede bulunuyor: “(Bunlar için) öngörülen yaptırım ve hukuki mekanizmalar aynıysa aslında hukukun kıyafet nedeniyle saldırıyı engellemek gibi bir derdi yok demektir. (…) Birini yaralamakla ırkçı gerekçelerle yaralamak arasında fark vardır. Nefret suçu düzenlemeleri sadece yaralamayı değil onun arkasındaki ırkçılığı da hedef alıyor. (…) Gerçekten bugün Türkiye’deki hukuk düzeninin azınlığın hayat tarzını çoğunluğun baskısına karşı korumak gibi bir derdi var mı? Eğer böyle bir dertleri varsa hayat tarzı nedeniyle yapılan saldırıları nefret suçu olarak değerlendirip daha güçlü yaptırımlara tabi tutarlar”.

CHP Milletvekili hukukçu Şenal Sarıhan da “Bu olay bireysel bir saldırı, adam dövme ya da basit bir kavga kategorisinde ele alınamaz. Nefret suçlarının bir parçasıdır.” diyor. Sarıhan AK Parti’nin yasa hazırlığını ise kadın eylemlerine engel olma, soğutma ve oyalama olarak değerlendiriyor ve “Yasalardan önce kafalar meselesi var bunu değiştirmek gerekiyor.” diyor.

Yıllarca başörtüsü yüzünden ayrımcılığa uğrayan Başkent Kadın Platformu üyesi akademisyen Hidayet Şefkatli Tuksal da nefret suçu düzenlemesinin artık yapılması gerektiğini düşünenlerden. Tuksal farklı olarak şortlu saldırıya karşı AK Parti Hükümeti’nin attığı adımları önemli bulduğunu da söylüyor. Al-Monitor’a yaptığı açıklamada şunları anlatıyor: “Hükümet bu olayların yayılması ve insanların cesaret almasının önüne geçmeye çalışıyor. Hükümetin yaptığı düzenleme de önemli. Cesaret kırıcı bir önlem olarak değerlendirilmeli. Kadının şort giymesi sahil kentlerinde alışılmış bir durum olabilir ama bir büyük şehirde böyle giyinmesi muhafazakâr zihinlerde uygunsuz gibi bir kodlama var. Aile Bakanlığı’nın da buna tavır alması çok önemli. Buna karşılık feminist eylemleri de önemli buluyorum. Kadınlara baskı ve ceza vermek kimsenin haddine değildir”.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken Başbakan Binali Yıldırım Ayşegül Terzi’ye yapılan şortlu saldırıya ilişkin soruya saldırganı kast ederek “Hoşuna gitmeyebilir, mırıldanabilirsin” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu tablo karşısında eylemci kadınlar da köşe yazarları ve siyasetçiler de aynı soruyu soruyor: “Ya bu tekme başörtülü bir kadına atılsaydı, o zaman Hükümetin tepkisi ne olacaktı?"

Bu bölümlerde bulundu: women in society, women and islam, turkish women, secularists, islam, conservatives, chp, akp

Sibel Hürtaş, Türkiye’nin ulusal çapta yayın yapan gazeteleri Evrensel, Taraf, Sabah ve Haber Türk ile ANKA Ajansı’nda 15 yıl süreyle yüksek yargı muhabirliği yaptı. Haberleri insan hakları ve hukuk alanında yoğunlaşan Hürtaş, 2004 Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü, 2004 Musa Anter Gazetecilik Ödülü ve 2005 yılı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başarı Ödülü sahibi. Makaleleri çeşitli gazetelerde yayımlanan Hürtaş’ın azınlıklar ve faili meçhul cinayetler ile ilgili makaleleri halen failibelli.org isimli sitede yayımlanmaktadır. Hürtaş’ın “Hıristiyanlar Neden Öldürüldü/Kafesteki Türkiye” kitabı 2013 yılında İletişim Yayınevinden yayımlanmıştır.

x

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X