Vahhabi karşıtlığı Müslüman dünyasında yayılıyor

Vahhabilik karşıtlığı Şii-Vahhabi çatışmasının dışında başka İslami topluluklara da yayılırken kimi Sünni çevreler de Vahhabiliğe karşı harekete geçiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Kurban Bayramı’nın ilk gününde Mekke’deki hac sırasında Kâbe’de dua eden Müslümanlar, 24 Eylül 2015 Photo by REUTERS/Ahmad Masood.

İşlenmiş konular

ramzan kadyrov, wahhabism, sunni-shiite conflict, sufism, shiism, salafism, hajj, grand imam, ali khamenei

Eyl 11, 2016

İran vatandaşlarına hac yasağı konmasına yol açan İran ve Suudi Arabistan arasındaki çekişmeler, İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in 5 Eylül’deki geleneksel hac mesajında Suudi yönetimini hedef alması ve Suudi dini makamlarının buna sert yanıt vermesiyle devam etti. İran, Suudi Arabistan’ı hac yönetiminde ihmalle suçluyor ve 2015’te 760’tan fazla kişinin ölümünü, yaklaşık bin kişinin de yaralanmasını buna bağlıyor.

Suudi Baş Müftüsü ve Kıdemli Âlimler Konseyi Başkanı Şeyh Abdülaziz El Şeyh, 6 Eylül’de Mekke Gazetesi’ne verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı: “Bunların Müslüman olmadığını anlamamız lazım. Bunlar Zerdüşt’tür ve öteden beri Müslümanlara, bilhassa da Sünnilere düşmandır.”

Şeyh, İran’daki siyasi rejime sesleniyordu ancak kullandığı sözcükler ve açıklamasının bağlamı genel olarak İranlı Şiileri hedef aldığı izlenimini bıraktı. Örneğin birçok İranlıdan sadece biri olan Hamaney’e yanıt verirken “onlar” zamirini kullandı. Ayrıca İranlıların İslamiyet öncesi dini olan Zerdüştlüğe odaklanması ve Sünnilere karşı tarihsel husumetten bahsetmesi uluslararası medyanın haberi doğru verdiğinin bir başka göstergesiydi, yani Şeyh genel olarak İranlı Şiileri hedef almıştı.

Bu ton Selefi-Vahhabi söyleminde yeni bir şey değil. Vahhabiliğin Suudi Arabistan’daki tarihine dayanıyor ve günümüzde de devam ediyor. 1962-1999 döneminde baş müftü olan Abdül Aziz Bin Baz, resmi fetvalar ve konuşmaları da dâhil çeşitli vesilelerle Şiileri mürtet olarak nitelemişti. Suudi Arabistan’ın en yüksek dini mercii olan Kıdemli Âlimler Konseyi’nin en yaşlı üyesi İbn Cibrin de 2009’da 76 yaşında hayatını kaybetmeden önce Şiilerin İslam’dan sapan müşrikler olduğu, inançlarını açığa vurdukları takdirde “öldürülmeyi hak ettikleri” yönünde fetvalar vermişti. Şeyh Abdül Rahman El Barak gibi hâlen hayatta olan etkili Suudi din adamları da Şiilerin mürtet sayılmasını, dışlanmasını, nefretle muamele görmesini ve insani yardımlardan mahrum bırakılmasını söyleyen fetvalar yayımlamıştır.

Şeyh’in sözlerine resmi Twitter hesabından cevap veren İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ise şöyle dedi: “Gerçekten de İranlıların ve çoğu Müslümanın İslamiyet’i ile en kıdemli Vahhabi din adamı ve terörün Suudi efendileri tarafından vaaz edilen bağnaz aşırıcılık arasında hiçbir benzerlik yoktur.”

Hamaney, eylül 2015’te hac sırasında yaşanan izdihamda ölenlerin ailelerine yaptığı konuşmada “lanetli, şer bir ağaç” dediği Suudi kraliyet ailesinin Müslüman dünyasından ve İslamiyet’ten saparak İslam düşmanlarıyla ittifak ettiğini, bunların engellenmesi ve Müslümanlarla İslamiyet’e yönelik saldırıların durdurulması gerektiğini söylemişti.

Ancak dinsel çatlaklar siyasi Şii-Vahhabi çatışmasından ibaret değil. Bölgedeki siyasi ihtilafların yarattığı vahim sonuçlarla birlikte farklı İslami akımlar arasında da iç çekişmeler patlak verdi.

Örneğin başlıca ilham kaynağı olarak Vahhabiliği benimseyen El Kaide ve İslam Devleti (İD) gibi radikal cihatçı akımların yükselişiyle Vahhabilik giderek olumsuz algılanmaya başladı ve Şiiler dışındaki Müslümanlarda da Vahhabiliğe karşı bariz hassasiyetler oluştu.

25-27 Ağustos’ta Çeçenistan’ın başkenti Grozni’de Çeçen Cumhurbaşkanı Ramazan Kadirov’un himayesinde düzenlenen İslam Konferansı’na çeşitli Sünni öğretileri temsil eden kıdemli din âlimleri katıldı. Konferansın amacı, “Sünni kimliğini” ortaya koymak ve bu kimliğe bağlı olanları belirlemekti. Sonuç bildirgesinde Sünni toplum “İnanç açısından Eşari, Maturidi olanlar, fıkıh açısından dört fıkıh öğretisini (Hanefi, Maliki, Şafi, Hanbeli) takip edenler, ahlak ve iffet açısından da halis tasavvufu benimseyenler” olarak tanımlandı ve “Başka hiçbir mezhep Sünni topluma dâhil değildir.” dendi.

Bu açıklamanın açıkça ortaya koyduğu gibi katılımcılar Vahhabiliği Sünni İslam’ın parçası olarak değil bidat olarak görmekteydi.

Sonuç bildirgesinde başlıca İslam okulları da şu köklü kurumlarla sınırlandırıldı: Mısır’ın başkenti Kahire’deki El Ezher Üniversitesi, Fas’ın Fes kentindeki El Karaviyin Üniversitesi, Tunus’taki El Zeytune Üniversitesi ve Yemen’deki El Hadramevt Üniversitesi. Bildirgede Suudi Arabistan’dan herhangi bir İslami merkez veya dini kuruma yer verilmedi.

Konferans Vahhabi âlimlerin ve Suudi yetkililerin tepkisini çekti. Onlara göre bu toplantı kâfirlerin Suudi Arabistan’a karşı bir komplosuydu ve Şiiler ile Sufiler başta olmak üzere Suudi Arabistan’ın hasımlarını bir araya getirmeyi amaçlıyordu. Kahire’deki El Ezher’in baş imamı Ahmed El Tayyip’in konferansa katılması da Suudiler arasında öfkeye yol açtı. Örneğin tanınmış yazar Muhammed El Şeyh Twitter’dan şu mesajı paylaştı: “Tayyip’in, Suudi Arabistan’ı Sünniliğin dışında bırakan Grozni Konferansı’na katılması bizi Mısır’a karşı tavır değiştirmeye zorlayacak. Ülkemiz her şeyden önemlidir, Sisi’nin cehenneme kadar yolu var.”

Görünen o ki Şiilerin İslam içi meselelerde Vahhabiliğin etkisini kırma çabası, Sünni mezhepler de dâhil başka Müslüman topluluklara da yayılıyor. Kaldı ki Vahhabiliğe karşı husumet sadece Şiilerde değil, ekseriyetle Sünni olan Sufilerde de vardır. Nitekim Suudi Arabistan’daki Vahhabiler ve siyasi sözcüleri pek çok zaman Sufilik ve Şiiliğe eşit derecede nefret kusar.

Vahhabiliği yayan kuruluşların dini radikalleşmedeki rolünü gören Batılı devletler de son dönemde Suudi Arabistan’ın Vahhabi faaliyetlerini kısıtlamaya başladı. Fransa’daki makamlar 20 Ağustos’ta Selefi gruplara bağlı 120 camiden 20’sini kapatma kararı aldı. Berlin’deki Kral Fahd Akademisi de kapanıyor çünkü bu kuruluşlun aşırıcı akımları kışkırttığına inanılıyor.

Yukarıda anlatılan gelişmeler dini bağlamda Orta Doğu’da geniş çaplı değişimlerin yaşandığına işaret ediyor. Bu değişimler, Müslüman dünyası içinden ve dışından yükselen itirazlar sonucunda Selefi ve Vahhabi akımların varlığını önemli ölçüde azaltabilir. Buna paralel olarak petrol üzerinden dünya ekonomisini artık eskisi kadar etkileyemeyen, ABD’den aldığı destekte azalma yaşayan Suudi Arabistan’ın etkinliği de giderek zayıflıyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Şii Hilali’nde seküler Şiilik talebi güçleniyor
Ali Mamouri | İslam ve siyaset | Ara 23, 2019
Yüzde 50’lik benzin zammı İran ekonomisine fayda sağlayacak mı?
Bijan Khajehpour | İran'da protestolar | Ara 1, 2019
İran’ın Irak’taki balayı sona mı eriyor?
Gilgamesh Nabeel | Çatışma çözümlerinde sivil toplum  | Kas 7, 2019
Yeni Devrim Muhafızları komutanı ABD’yle çatışmanın artacağına mı işaret ediyor?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Nis 30, 2019
Devrim Muhafızları kararı: Irak yine ABD ve İran’ın savaş alanı mı olacak?
Makram Najmuddine | Donald Trump | Nis 9, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Irak'ın Nabzı

al-monitor
Irak Kürdistanı Suriyeli Kürtlere gönderilen insani yardımları engelliyor mu?
Amberin Zaman | Koronavirüs | Nis 22, 2020
al-monitor
Gorani lehçesini yaşatmak isteyen öğretmen Kuran’ı Kürtçeye çevirdi
Dana Taib Menmy | Tehlike altındaki diller | Oca 31, 2020
al-monitor
Türkiye Irak’ta PKK bağlantılı Ezidi milisleri vurdu
Saad Salloum | Ezidiler | Oca 24, 2020
al-monitor
Mühendis’in ardından Haşdi Şabi’yi neler bekliyor?
Mustafa Saadoun | | Oca 21, 2020