Türkiye'nin Nabzı

AKP artık kendi hatalarını görmeli

By
p
Article Summary
Uzlaşma kültürünün ve muhalefetin de milli iradenin parçası olduğunu bir türlü kabul etmeyen AKP şimdi şapkayı önüne alıp yaptıkları hatalarla yüzleşmeli.

Musa Kart’ın Cumhuriyet gazetesinde 27 Temmuz’da yayınlanan karikatürü oldukça anlamlıydı. Karikatürde Cumhurbaşkanı Erdoğan elinde kalem, kendine, “Bi yerde hata yapmadım, nerede?” diye soruyordu. AKP 14 yıllık iktidarında o kadar çok hata yapmıştı ki doğruları sanki uçup gitti, Kart’ın anlatmak istediği de buydu. Türkiye 14 yılın ardından oldukça kötü günler yaşar oldu. Bu tablonun oluşmasının aslında çok basit bir gerekçesi var. O da AKP’nin demokrasi ve milli iradeden ne anladığı ile ilgili. Neden, sorusunu yanıtlamadan önce, Türkiye’nin şu anını özetlemekte yarar var.

15 Temmuz’da püskürtülen askeri darbe 248 yurttaşın canına, yaklaşık bin 500 yurttaşın yaralanmasına neden oldu. 28 Temmuz itibarıyla 16 bin kişi gözaltına alındı, 9 bini tutuklandı. İşinden kovulan devlet memuru sayısı 50 bine yaklaşırken, TSK’daki generallerin neredeyse yarısı (149) ordudan atıldı. Orduda 209 general kaldı. Onlarca medya kuruluşu kapatılırken, 50’yi aşkın gazeteci için de gözaltı kararı alındı. Tüm bunlar OHAL ilanının ardından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) eliyle yapıldı. Yine KHK ile gözaltı süresi, sıkıyönetim dönemlerinde olduğu gibi 30 güne kadar uzatıldı.

Aslında bugüne gelişin ilk net işareti 2010 yılındaki Anayasa Referandumu ile verildi. Erdoğan muhalefetin bütün itirazına rağmen, yargıyı yeniden dizayn etme amacıyla, “Yargı şimdi bağımsız ve tarafsız olacak, üstünlerin değil hukukun üstünlüğü geçerli olacak” sloganıyla gittiği o referandumdan istediği sonucu aldı. Ancak oluşan yargıda Fethullah Gülen Cemaati’nin ağırlık taşıdığı çok değil, üç yıl sonra 17/25 Aralık yolsuzluk iddialarının ardından bizzat Erdoğan ve arkadaşları tarafından itiraf edildi. Yargı, yine muhalefetin itirazına rağmen 2014 yılında bir kez daha sadece AKP oyları ile dizayn edildi.

Sorun sadece yargıda değildi. Sanki bir büyük güç, iktidarı süresince AKP’ye yaptığı pek çok düzenleme nedeniyle bin pişmanlık yaşattı, çok icraatını yapboz tahtasına çevirdi. Örnek mi, hemen akla gelen birkaçını sıralayalım.

Olağanüstü hali kaldırmakla övünen AKP 13 yıl sonra ülkenin tamamında OHAL ilan etti. AKP Türkiye’de işkenceyi bitiren parti olmakla da övündü. Bugünse Türkiye uzun yıllar sonrası yeniden Uluslararası Af Örgütü tarafından uyarılan ülke olma talihsizliğini yaşıyor.

AKP askeri vesayeti önleme gerekçesiyle, terörle mücadelede silahlı kuvvetleri öne çıkaran ‘EMASYA protokolünü’ kaldırdı. Ancak bu yıl o protokolün daha ileri aşamasını yürürlüğe koymak zorunda kaldı.

AKP 70 yıl önceki CHP hükümetlerini, “Dersim’de vatandaşlarını bombaladılar” diye eleştirip durdu. Ne ironi ki bugün Türkiye’nin birçok kent merkezinde, sanki bir savaş dönemine ait yıkıntı manzaraları yaşanıyor.

AKP 12 yıl “mutlu beraberlik” yürüttüğü Fethullah Gülen örgütü ile bugün kanlı ve acımasız bir savaşa girdi. Püskürtülen darbe girişimi de bu savaşı tepe noktaya çıkardı.

Oysa AKP yine askeri vesayeti bitirme iddiasıyla yüzlerce asker, siyasetçi ve bilim insanını kapsayan büyük yargılamalara yol verdi. Silivri’de kurulan özel mahkemeler eliyle TSK’da ağır hasar yaratıldı. Beş yıl sonra ise kendilerini aldatan FETÖ’cülerin (Fethullahçı Terör Örgütü) askere kumpas kurduğunu yine AKP itiraf etti. İroniye bakın ki, yıllarca cezaevlerine tıkılan o askerlerin bir bölümü 15 Temmuz darbe girişimini püskürtmede önemli roller üstlendi, sonrasında da ciddi görevlere getirildi.

Devlete memur alımı için yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda hile yapıldığı, sınav sorularının çalındığı hep söylendi duruldu. Başbakanı olarak Erdoğan ise, “O sınavlar temiz” dışında laf etmedi, soruşturma açtırmadı. Bugün ise AKP’nin tüm kadroları ağız birliği ile “FETÖ soruları çalarak devlete sızdı” diyor.

AKP 2004 yılında Türk mevzuatından çıkardığı idam cezasını, bugün hararetle geri getirmeye çalışıyor.

Taksim’i 2012’de mitinglere açan AKP, bir yıl sonra ise OHAL benzeri kararlarla aynı alanı kapattığını ilan etti. Bugün ise aynı meydanı hem kendisi doldurdu hem de CHP’nin miting yapmasına olanak verdi, katılım sağladı.

Tüm bu konularda muhalefet de medya da AKP’yi “Yanlış politikalar izliyorsunuz” diye uyarıp durdu, belki de binlerce kez. Örneğin, “Komutanı/amiri yerine cemaat önderinden talimat alan subay/bürokrat olmaz” dendi; ama Erdoğan ve arkadaşları, “Siz hangi yüzle bir hizmet hareketi olan Gülen Cemaati’ni böyle eleştirirsiniz” diye meydanları gürletti. Yüksek Askeri Şura’da, Gülenci subayların atılması kararlarına şerh koydu. Atılan subaylara AKP’li belediyelerde iş verildi. 15 Temmuz sonrası görevden el çektirilen, tutuklanan bürokratlar ise AKP’nin devletin çok önemli kurumlarına cemaatin binlerce üyesini atadığını gösterdi.

AKP yetinmedi, o uyarıları yapanları düşman gibi gördü; itibarsızlaştırdı; ‘askerci’, ‘postal yalayıcı’ ilan etti. Çünkü Erdoğan ve AKP’ye göre, ülkeyi yönetmeyi en iyi kendileri biliyordu. Erdoğan’ın “Bunlara üç koyunu verin güdemezler, uçurumdan yuvarlarlar” diye muhalefeti ne çok eleştirdiğini görmek için Google’da küçük bir tur atmak yeterli. Zaman zaman muhalefetten öneri de istenmedi değil ama öneriler gelince bu kez “Aklınızı kendinize saklayın, bu işleri bilseydiniz iktidar olursunuz” denerek küçümseyici bir tavıra girildi.

Kim nereden bakarsa baksın, Türkiye bugün yönetilememe durumunu acı örneklerle yaşıyor. Bu duruma gelişin gerekçesi en basitiyle şöyle ifade edilebilir: “Demokrasiyi sadece kendi görüşlerini empoze etmek diye görmek, muhalefetle uzlaşmanın tüm yollarını kapalı tutmak.” Oysa muhalefete biraz kulak kabartılsaydı, bu felaketlerin çoğu yaşanmazdı. Bu iddiaya karşı çıkan ne kadar olur bilinmez ama AKP’nin yapboz karar ve uygulamaları muhalefetin haklılığını defalarca kanıtlamış durumda. Nitekim, Suriye gibi çok önemli bir örneğe bu yazıda girmeye dahi gerek kalmadı.

Türkiye bugüne, AKP’nin demokrasiye yanlış bakışı nedeniyle geldi ve bedeli de çok ağır oldu. AB hedefinden uzaklaşan, darbe/OHAL/işkence/kitlesel tutuklama ve gözaltılar ile anılan bir ülke oldu yeniden.

Uzlaşma kültürünün ve muhalefeti de milli iradenin parçası saymanın maliyeti bu kadar yüksek olmamalıydı. Ama sonuçta bu günlere gelindi. Şimdi AKP’nin şapkayı önüne alıp yaptıkları hatalarla yüzleşip yüzleşmeyeceğini beklemek dışında da bir seçenek yok.

Erdoğan’ın, Başbakan Binali Yıldırım ve CHP ile MHP liderleriyle toplantı yapması iyiye işaret gibi. (Keşke bu toplantıya HDP Genel Başkanı da çağrılsaydı.) O toplantıda yargının bağımsızlığı için yeniden anayasa değişikliği yapılması konusunda mutabakata varılması, Erdoğan’ın CHP ve MHP liderleri aleyhine açtığı davalardan vazgeçmesi de diğer güzel adımlar oldu.

Eğer AKP samimi bir değerlendirmenin ardından bu güzel adımları sürdürürse Türkiye demokrasi yolunda ilerler. Yaşanan kanlı darbe girişimi, hiç değilse böyle bir yolu açarsa yürekler belki biraz soğur.

Ancak bazı OHAL uygulama ve kararları ile AKP’nin 14 yıllık geçmişine bakınca yutkunma gereği duyulmuyor da değil. Yutkunanlardan biri de bu satırların yazarı. Çünkü Gülen Cemaati’nin gücüne atıf için, ta 2012 Şubat’ında, hem de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın tanımı ile “paralel örgütlenme” ifadesini medyada ilk kez kullanan gazeteci benim. Ne ilginç ki o yazımda hükümeti, Silivri yargılamaları konusunda da ‘hatadan dönmesi’ için uyarmışım.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: recep tayyip erdogan, mhp, gulen movement, fethullah gulen, eu bid, coup, chp, akp

Şükrü Küçükşahin, 35 yıllık gazeteciliği süresince Ankara Ekspres, Günaydın, Sabah, CNBC-e/NTV ve Hürriyet’te çalıştı. Bu kuruluşlarda parlamento, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı muhabirliği görevlerini 2001 yılına kadar sürdüren Küçükşahin, merkez sağ siyaset alanında uzmanlaştı. 2002’den itibaren Sabah gazetesinde başlayan temsilci yardımcılığı görevini, 2003’ten itibaren Hürriyet’te sürdürdü. Aynı yıl Hürriyet yazarları arasına da katıldı ve bu görevi 2016 yılına dek yürüttü. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık sürecini “Kemal’in gelişi” adıyla kitaplaştıran Küçükşahin pek çok TV programında güncel siyaset üzerinde değerlendirmeler yaptı.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept