Kocasını öldüren kadınlar: Çilem Doğan vakası

Kocalarını öldüren kadınların anlattıkları etkili koruma mekanizmalarının cinayetleri engelleyebileceğini ortaya koyuyor.

al-monitor .

İşlenmiş konular

women in society, women, violence against women, killing, justice, judiciary, domestic violence, domestic abuse

Haz 23, 2016

Çilem Doğan, geçen yıl kocasını silahla öldürdüğünden bu yana Türkiye’nin gündeminde. Cinayetten hemen sonra polise teslim olmuş, iki kadın polisin arasında gazetecilere başparmağı ile “okey” işareti yaparken, “Hep mi kadınlar ölecek” diye bağırmıştı. Onu hafızalara kazıyan bu görüntüsü, sonrasında cinayet işleyen başka kadınları da etkilemiş olacak ki mart ayında eşini öldüren başka bir kadın da teslim olurken gazetecilere “Hep erkekler mi öldürecek” diye seslenmişti.

Kadın cinayetleri ile erkek cinayetlerinin karşılaştırılması, aile içi şiddet vakaları konusunda düşülen en büyük yanlış. Karılarını öldüren erkekler, kadını yemek yapmadığı, cinsel ilişkiye girmediği, boşanmak istediği yani kadının kendisine yüklenen toplumsal rolleri reddettiği için öldürdüklerini ileri sürüyor. Bu cinayetler tamamen onların bireysel nitelikteki eylemleri.

Kadınların şiddet nedeniyle işledikleri cinayetler ise bu süreçte başvurdukları alanlar düşünülünce bireysel olmaktan çıkıyor. Şiddet gören kadınlar bu şiddet sarmalından kurtulmak için polise, mahkemeye, ilgili kamu kurumlarına başvurduklarını ve kurtulamadıkları aşamada da cinayet işlediklerini anlatıyorlar. Bu hal, cinayetleri bireysel kararlar olmaktan çıkarıp, içinde devlet organlarının sorumluluğunun yer aldığı olgulara dönüştürüyor.

Bugün kocalarını öldürdükleri için hapishanede olan kadınların birçoğunun dosyasında kabarık bir koruma kararı ve şiddet şikâyeti başvurusu var. Çilem Doğan’ın da yaşadıkları da bu kadınların yaşadıklarından farksız değil. İfadesinde 25 yaşında evlendiğini ve evlendiğinin birinci ayında eşinin kendisini ormanlık bir alana götürerek fuhuş yapması için tehdit ettiğini söylüyor. Bunu kabul etmediği için üç gün evde aç susuz kilitli bırakılmış, annesinin çabalarıyla o evden kurtulduğunda ise hamile olduğunu öğrendiği için eşini affetmiş. Ancak şiddetten hiç kurtulamamış. Şiddet gördüğü için kaç kez polise başvurduğunu kendisi bile hatırlamıyor. Resmi kayıtlara geçen koruma kararı sayısı ise dokuz. Geçen sene eşi, “Hazırlan Antalya’ya gidip, fuhuş yapacaksın” diye dövüyor. Çilem Doğan da evde bulunan silahla eşini öldürüyor.

Kocalarını öldüren kadınlar cephesinde fuhuş ve cinsel şiddet vakaları genellikle gizlenen bir konu. Eşlerini “namus” bahanesiyle öldüren erkeklerin ceza indirimi aldığı Türkiye’de cinsel şiddet ve fuhuş zorlamaları nedeniyle kocalarını öldüren kadınların savunmalarına niyeyse riayet edilmiyor.

Çilem Doğan’ın davasında da aynısı yaşandı. Mahkeme, “fuhuş kaydı olmadığı” gerekçesiyle Çilem Doğan’ın fuhşa zorlandığı iddiasını geçerli saymadı. Şiddet gördüğü yönündeki savunmasını ise “Kimlik değiştirebilirdi, estetik yaptırabilirdi” diye göz önüne almadı. Çilem Doğan 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Avukatları karara itiraz etti. Mahkeme bu kez Yargıtay kararını verene kadar Çilem Doğan’ın 50 bin TL kefaletle serbest bırakılmasına hükmetti.

Ancak avukatları Doğan hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği görüşündeler. Çilem Doğan’ın avukatı Cemre Topal Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, müvekkilinin öne sürdüğü şiddet ve fuhuş tehditlerine karşı işlediği cinayetin mahkeme tarafından “meşru müdafaa” olarak tanımlanması gerektiğini söylüyor. Topal “Çilem Doğan’ın polise ve savcılığa yaptığı sayısız başvuru var. Burada Çilem Doğan kendisine yöneltilen haksız saldırıyı durdurmak için öldürme eylemine girişmiş. Meşru müdafaa genellikle erkekler için kullanılıyor, kadınlar için de kullanılmasını istiyoruz” diyor.

Peki, bu mümkün mü? Kocasını öldüren bir kadının sürekli şiddet görmesi, onun cezasında indirim yapılmasının ya da ceza almamasının nedeni olabilir mi? Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Özgür Küçüktaşdemir “Ceza Hukukunda Örselenmiş Kadın Sendromu” başlıklı çalışmasında bu konuyu tartışıyor. “Örselenmiş Kadın Sendromu”, kocasından sürekli şiddet gören kadınların psikolojik durumunu ifade eden bir kavram. Küçüktaşdemir’in çalışmasına göre bu sendromu yaşayan kadın, şiddeti öyle içerliyor ki kafasındaki sorular saldırganın şiddetinin ne zaman sona ereceği değil bugün ne kadar şiddet göreceği yönünde şekilleniyor. Kadının içinde bulunduğu bu durum da giderek onu çaresizliğe sürüklüyor. Bu teorinin temel özelliği ve mantığı kadınların şiddet içeren bir ilişkiden kaçınmalarından çok ailelerine, güvenlik görevlilerine, din adamlarına kocalarını şikâyet ederek, ilişkide nasıl ayakta durmaya çalıştıklarına odaklanması. Bu bağlamda da kadını sadece şiddet uygulayan erkeğin değil toplumun da bir mağduru olarak ele alması. Küçüktaşdemir çalışmasında örselenmiş kadın sendromunun farklı ülkelerde kadınların işlediği suçlarda indirim nedeni olarak ele alındığına dikkat çekerken, Türk hukuk sisteminin de buna uygun olduğunu söylüyor.

Sadece avukatları değil, Çilem Doğan’ın iki kadın polisin kolunda polis arabasını beklerken “Hep mi erkekler öldürecek” diye bağırdığı günden bu yana onu sahiplenen kadınlar da “Öz savunma haktır” diyerek beraat etmesini istiyor. Doğan’ın bugüne kadar yapılan her duruşmasına kadınlar da eylemleriyle destek verdi. Öyle ki teslim olduğu gün üzerinde yazılı olanları bilmeden giydiği, “Sevgili geçmiş, verdiğin tüm dersler için teşekkür ederim, Sevgili gelecek, hazırım” yazılı tişört bile bir sembole dönüştü. Avukatları tişörtün Adana Kadın Kütüphanesi’ne konulacağını söyledi. Cezaevine her gün destek mektupları gidiyor, Çilem Doğan’ın beraat etmesi için change.org’da düzenlenen imza kampanyasına destek ise 130 bine ulaştı.

Hem Çilem Doğan’ın hem de kocalarını öldüren diğer kadınların anlattıkları akıllara aynı soruyu getiriyor: Bu kadınlar şiddet gördüklerinde ve polise, mahkemeye ya da diğer ilgili organlara başvurduklarında gerçek bir koruma kalkanına alınabilselerdi yine cinayet işleyecekler miydi? Çilem Doğan’ın mahkemedeki “Böyle olsun istemezdim ama başka çarem yoktu” şeklindeki son sözleri, bize kadınlara yönelik etkili koruma yöntemlerinin cinayetleri engelleyeceğini gösteriyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Irak artık İD tutuklularını kabul etmeyecek
Mustafa Saadoun | İslam Devleti | Kas 27, 2019
Suriye’deki İD militanlarını da Irak mı yargılayacak?
Omar Sattar | İslam Devleti | Tem 3, 2019
Türkiye yargısının ‘Kürdistan’ operasyonu
Mahmut Bozarslan | türk-kürt çatışması | Şub 22, 2019
Irak Kürdistanı: Kadına yönelik şiddet önlenemiyor
Fazel Hawramy | | Ara 18, 2018
Aşiret kanunları Gazze’de hâlâ revaçta
Mohammed Othman | | Mar 28, 2018

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Libya hesaplaşması Türkiye’nin sınırlarına dayanıyor
Fehim Taştekin | | Ağu 3, 2020
al-monitor
İdlib’de tıklayan bomba: Uzlaşma mı savaş mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Tem 29, 2020
al-monitor
Kanal İstanbul hayaliyle rant oyunları
Mustafa Sönmez | Doğal çevre | Tem 22, 2020
al-monitor
Kürtlerin korkusu: Pençe PKK’nin ötesinde Kürdistan’ı hedef alıyor
Fehim Taştekin | Kürtler ve Kürdistan | Tem 20, 2020