PKK ile mücadelede askere hukuki koruma kalkanı geliyor

Ankara, PKK ile mücadelede daha çok operasyonel etkinlik için özgürlükleri askıya alan bir yasal değişikliği yürürlüğe sokuyor.

al-monitor .
Metin Gurcan

Metin Gurcan

@Metin4020

İşlenmiş konular

turkish parliament, turkish armed forces, pkk, martial law, legislation, draft law, ankara

Haz 13, 2016

Ankara her ne kadar Nusaybin, Şırnak, Yüksekova gibi kent merkezlerinde “görev tamam” mesajı verse de Türkiye’nin güneydoğusundaki çatışmalar halen devam ediyor. Temmuz 2015’de başlayan ve neredeyse birinci yılını dolduracak olan kentlerdeki operasyonların temel hukuki dayanağı 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu.

Bu kanunun 11. maddesine göre valiler kent merkezlerinde çıkan asayiş olaylarını polis ve jandarma kuvvetleri ile önleyemiyorsa, askeri birliklere müracaat ederek onları kent merkezlerinde görevlendirebiliyor. Bu güne kadar bu maddeye istinaden askeri birlikler valilerin yazılı talep ve davetleri ile kent merkezlerindeki operasyonlara aktif katıldı. Kent merkezlerindeki çatışmalar şiddetlenince de tank, zırhlı personel taşıyıcı gibi ağır zırhlı araçlar kullanıldı. Ama 5442’nin mevcut hali tank ve zırhlı araçlarla, ağır silahların kullanıldığı ve sosyo-ekonomik yıkımın büyük olduğu kent operasyonlarını hukuken taşımakta zorlanıyor.

Bilindiği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) 2005-2011 yılları arasında görevdeki ve emekli personelinin sanık olarak yargılandığı çok ciddi hukuki süreçler yaşadı. Bu travmatik süreç, komuta kademesine önemli bir gerçeği öğretti: Hukukun önemi.

Genelkurmay Başkanlığı tam da bu nedenle Güneydoğu’da ağır silahların da sıklıkla kullanıldığı kentlerdeki askeri operasyonlara hukuki dayanak sağlayan İl İdaresi Kanunu’nu zayıf görüyordu. Bu sorunu çözmek için Ankara’da iki farklı yaklaşım ortaya çıktı. Bunlardan ilki Anayasa’nın 122. maddesinin dayanak olarak alınması ki maddede şöyle deniliyor: “Savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması veya vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebepleriyle sıkıyönetim ilan edilmesi”.

İkinci yaklaşım ise İl İdaresi Kanunu’nda değişikliğe gidilerek hukuki olarak kanunun ötesine taşan operasyonların yasal hale getirilmesi.

Ankara’daki siyasi karar alıcılar hem iç siyaset hem de uluslararası dengeler nedeniyle çatışma bölgelerindeki yetkiyi tamamen askere bırakacak olan sıkıyönetim seçeneğinden uzak duruyor. Ama askerin talebine rağmen İl İdaresi Kanunu’ndaki değişiklik de aylarca yapılmamıştı. Ancak, Binali Yıldırım Başbakanlığı’nda yeni kurulan 65. Hükümet’in ilk önemli icraatlarından biri kanunda askerin istediği değişiklikleri içeren bir yasa tasarısını 7 Haziran’da parlamentoya sunmak oldu.

Peki bu yasa tasarısıyla neler değişiyor? Öncelikle Hükümet’in toplam 17 maddelik tasarısındaki en dikkat çekici madde 12. madde.

Buna göre, İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesine uzunca bir bölüm eklenmesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, kırsal ile sınır güvenliği dışında ve kent merkezlerini de kapsayacak şekilde “yetki” verilmesi öngörülüyor.

Yine yapılan değişiklikle valilere tanınan askerlere geçici süreyle ve sınırlı yetki devri konusu doğrudan Genelkurmay Başkanlığı’nın ukdesine bırakılıyor. Bu, kent merkezlerinde daha uzun süreli ve giderek askerileşen operasyonlar anlamına geliyor. Düzenlemeyle birlikte terörle mücadelede görev alan tüm askeri birlikler valilerin değil doğrudan Genelkurmay Başkanlığı’nın talimatıyla hareket edecek. Asker ve polisin müşterek operasyonlarında komuta en yüksek rütbeli subayda olacak. Valilerin göreviyse sadece gözetim ve koordinasyon ile sınırlı kalacak.

Ayrıca tasarı yasalaşırsa artık askerlerin terörle mücadele operasyonları sırasında işledikleri iddia edilen suçlar “askeri suç” kapsamına alınacak ve bu kişiler sivil mahkemelerde değil askeri mahkemelerde yargılanacak.

Tasarıda dikkat çeken bir diğer hüküm de ev ve işyeri aramalarıyla ilgili. Şu anda kent merkezlerinde yürütülen operasyonlardaki ev ve işyeri aramaları konusunda mahkeme kararı gerekiyor ve bu karar çoğu zaman alınamadığı için bir yetki karmaşası yaşanıyor. Yeni düzenlemeyle, terörle mücadele operasyonlarında sıcak takip söz konusu olduğunda birlik komutanının yazılı emri ile teröristlerin gizlendiği düşünülen konut, işyeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlara operasyon yapılabilecek. Düzenleme aynen yasalaşırsa, komutan talimatıyla kapalı mekana yapılan operasyon için gereken mahkeme izni, operasyonu takip eden 24 saat içinde alınabilecek. Yani askeri kararla sivil ve özel alanlara müdahale edilebilecek.

Hatırlanacağı gibi, çözüm sürecindeki rolü nedeniyle Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) karşı dava açılmaması için de kapsamlı bir yasal değişiklik bir yapılmış ve bu değişiklik, MİT mensuplarına yönelik bir “koruma kalkanı” olarak yorumlanmıştı. O zamanki düzenleme AKP’nin yasa teklifi olarak gündeme alınmış ve tek parti çoğunluğuyla yasalaşmıştı.

Şimdi bu yasa değişikliğiyle, PKK ile mücadelede MİT’e sağlanan hukuki koruma kalkanı askere de sağlanmış oluyor. Bu düzenlemenin tek olumlu tarafı ise şu: Sivil yasa yapıcıların siyasi sorumluluğu alarak, genelde fiilen devam eden kent operasyonlarının hukuki dayanağını güçlendirmeleri.

Örneğin, Nusaybin’de güvenlik güçleri bu güne kadar belki de 300’e yakın eve veya işyerine yani şahsi mülke girdi. EYP araması veya teröristlerle çatışmalar esnasında yapılan bu girişlerde mahkeme kararı gerekir mi? Gerekirse mahkeme kararları operasyon anında tempoyu düşürmeden nasıl alınabilir? Gelecekte kendini mağdur hisseden siviller kimi veya hangi kurumu hukuki açıdan sorumlu tutabilir? İşte bu güne kadar gri alanda kalan buna benzer pek çok soru artık bu yasa tasarısıyla netletmiş oluyor.

Ancak düzenlemeye yönelik ciddi eleştiriler de var. Bunlardan ilki devletin çatışma bölgelerindeki demir yumruğunu daha da güçlendirecek olan düzenlemenin özgürlüklerin, özellikle de kişi hak ve hürriyetlerinin güvenlik uğruna feda edilmesi tehlikesi.

Bir diğer eleştiri de düzenlemenin hukuki silsilede üst hukuk normları olan uluslararası anlaşmalar, bilhassa da Türkiye’nin büyük ölçüde tabi olduğu Avrupa Birliği (AB) hukuki mevzuatıyla çatışma riski. Düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önüne yüzlerce dava dosyasının yığılacağını söylemek şimdiden mümkün. Bu tasarıyla ilgili Türkiye’nin başta AB olmak üzere uluslararası aktörlerden büyük eleştiriler alacağını da görmek lazım.

Ayrıca düzenleme valilere yerelde özgürlük ve güvenlik dengesini koruma konusunda büyük sorumluluklar yüklüyor. Ankara’nın son günlerde çatışmaları merkezi bir tutumla yürütme ve yerele fazla inisiyatif tanımama konusunda inatçı olduğu görülüyor. Düzenlemenin askeri yerelde güçlendiren hükümleriyle Ankara’nın çatışmaları merkezden yönetme yaklaşımı birleşirse, yereldeki sivil karar alıcılar inisiyatif kullanma konusunda daha da zorlanacak. Bunun sonucunda, güvenlik tedbirleriyle halihazırda kendini sıkışmış hisseden sivil halkın daha da sıkışabileceğini söylemek mümkün. Yani düzenleme yerelde iyi yönetilemez ve terazinin topuzu güvenliğe doğru kayarsa çatışma bölgelerindeki sivillerin kalpleri ve beyinleri kaybedilebilir.

Oysa halk-merkezli bir tutumla yerelde kalpleri ve beyinleri kazanmak bu mücadelenin temel hedefi olmalı. Ancak Ankara ne yazık ki terörle mücadelede başarıyı halen “etkisiz hale getirilen terörist sayısı” ve ölümler üzerinden ölçüyor. Bu tutum, kısa vadede askeri başarı getirse de uzun vadede hukuki ve sosyo-ekonomik bir yenilgiyle neticelenebilir. Umarım çatışmaları 100 metre sprint koşusu gibi kodlayan Ankara aslında bu koşunun bir maraton olduğunu anlamakta gecikmez. Ama sanırım 100 metre koştuğunu zannettiği için Ankara’nın durup bunları düşünmeye pek de niyeti yok ve sadece bitiş çizgisinde bekleyen askeri zafere kilitlenmiş durumda. Zira genel seçim ve referandum senaryolarının konuşulduğu şu günlerde iç siyasi tüketim için bu askeri zafere çok ihtiyacı var.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Gare’den sonra sıradaki hedef Şengal mi?
Fehim Taştekin | | Şub 17, 2021
Hafter Erdoğan’ı mutlu eden ata niye oynadı?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Şub 11, 2021
Akar’ı Irak’tan umutla döndüren nedir?
Fehim Taştekin | Kürtler ve Kürdistan | Oca 25, 2021
Mısır, Libya’da Türkiye’ye çelme atıyor
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Ara 31, 2020
Irak-Türkiye ilişkilerinde ‘Kürt açmazı’ büyüyor
Fehim Taştekin | türk-kürt çatışması | Ara 23, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Musul’da Türkiye-İran rekabeti kızışıyor
Fehim Taştekin | | Şub 26, 2021
al-monitor
Merkez Bankası rezervinin kaynağı 45 milyar dolarlık borç
Mustafa Sönmez | | Şub 25, 2021
al-monitor
Dış borç ve cari açık için 200 milyar dolar aranıyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Şub 19, 2021
al-monitor
Gare’den sonra sıradaki hedef Şengal mi?
Fehim Taştekin | | Şub 17, 2021