Türk polisi IŞİD’in Ankara katliamını neden önlemedi?

Polisin, 10 Ekim’de Ankara’da 102 kişinin öldürüldüğü IŞİD katliamı öncesinde saldırganların isimlerini de içeren istihbarat raporlarını hasıraltı etmesi saldırının önlenmek istenmediği şüphesini doğurdu.

al-monitor Ankara’daki barış mitinginde meydana gelen patlamaların ardından göstericilere müdahale eden çevik kuvvet ekipleri, 10 Ekim 2015 Photo by REUTERS.
Kadri Gürsel

Kadri Gürsel

@KadriGursel

İşlenmiş konular

turkish elections, terror attacks, suruc, kurdistan workers party, kobani, justice and development party, is, cumhuriyet, akp

Nis 18, 2016

Türk polis teşkilatı IŞİD mensubu iki teröristin 10 Ekim 2015’te Ankara’da sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin “barış mitingi”ne katılmak için toplanan gruplara karşı düzenlediği ve 102 kişiyi öldürdüğü çifte intihar saldırısını önleyebilir miydi?

Bu soru saldırının hemen sonrasında da soruldu. Çünkü bombaların birbiri ardına patladığı gar bölgesinde polis önlemi yoktu. Miting alanına doğru yapılacak yürüyüşe katılmak için toplananlar üst aramasından geçirilmemişlerdi.

Bu soru çok önemli.

Çünkü IŞİD’in Ankara saldırısı Türkiye’nin kaderi üzerinde etkili oldu. Türkiye tarihindeki bu en kanlı terör saldırısının dramatik biçimde güçlendirdiği kaos ve terör tehdidi, iktidar partisi AKP’nin 7 Haziran Genel Seçimleri’nde kaybettiği Meclis çoğunluğunu 1 Kasım Genel Seçimleri’nde geri almasında rol oynadı.

13 Nisan 2016’ya kadar “Ankara saldırısı önlenebilir miydi?” sorusuna ancak akıl yürüterek “Evet, önlenebilirdi” cevabını verebiliyorduk.

Bugün ise artık bu soruya “Evet” cevabını olgulara dayalı bir kesinlikle verebiliyoruz.

Cumhuriyet gazetesinde 13 ve 14 Nisan tarihlerinde gazeteci Kemal Göktaş’ın imzasıyla yayımlanan haberler bunu mümkün kılıyor.

Evet, güvenlik güçleri isteselerdi bu saldırıyı önleyebilirlerdi. Çünkü IŞİD’in bu tür saldırılar gerçekleştireceğine dair istihbarat raporları mevcuttu. Hatta saldırıyı düzenleyecek olan teröristlerin adlarına bile ulaşılmıştı. Ama Ankara’da polis öyle tasarruflarda bulundu ki bunlar, sonuçları önlemek şöyle dursun saldırının kolaylaştırılmasına hizmet etti.

Bakın Cumhuriyet’te 13 Nisan’da yayımlanan haberde neler vardı:

  • Mülkiye müfettişlerinin hazırladığı 25 Şubat 2016 tarihli rapora göre, Ankara’da 10 Ekim’deki terör saldırılarından 25 gün önce istihbarat birimleri polisin Ankara’daki terörle mücadele departmanına, IŞİD’in mitinglerde birden fazla intihar bombacısı kullanarak eylem yapabileceği hususunda bilgi verdiler. Ancak terörle mücadele şubesi bu bilgiyi üstlerine ve mitinglerin güvenliğinden sorumlu olan birime iletmedi.

  • Müfettişlerin raporuna göre istihbarat dairesi saldırının düzenlendiği 10 Ekim gününün sabahında terörle mücadele birimine ilettiği notta Yunus Emre Alagöz adlı “terör nitelikli şahıs”ın eylem hazırlığı içinde olabileceğini bildirdi. Bu kişi, 20 Temmuz’da yeniden inşasına katılmak için Kobani’ye geçmek üzere Türkiye tarafındaki Suruç ilçesinde toplanmış 33 solcu aktivisti öldüren IŞİD mensubu intihar bombacısı Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün ağabeyiydi. İstihbaratın verdiği bilgi doğru çıktı: 10 Ekim saldırısının faillerinden biri Yunus Emre Alagöz’dü. Bu arada bir parantez açarak Suruç katliamının PKK ile hükümet güçleri arasındaki savaşı tetiklediğini hatırlatalım. 10 Ekim’deki “barış mitingi” işte bu savaşın sona ermesini talep etmek amacıyla düzenlenmek istenmişti.

  • Müfettişler ihmallerini tespit ettikleri beş üst düzey polis şefi hakkında soruşturma açılmasını istediler ancak Valilik izin vermedi. Başsavcılık da itiraz hakkını kullanmadı ve dosyayı işlemden kaldırma kararı aldı.

  • 14 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde yine müfettiş raporuna dayandırılan haberde ise Emniyet’in 10 Ekim’de Ankara’daki mitingte görev yapacak olan personelini canlı bomba saldırısına karşı öncelikle kendilerini korumaları hususunda uyardığı, buna mukabil mitinge katılanların güvenliğinin sağlanması için herhangi bir özel önlem almadığı belirtildi.

Bütün bu verilerin ışığında IŞİD’in 10 Ekim Ankara saldırısının istenseydi pekala önlenebileceği sonucuna varmak kaçınılmaz oluyor.

Ankara saldırısı 7 Haziran ve 1 Kasım genel seçimleri arasındaki dönemde yaşanan kanlı çatışma ve terör eylemlerinin zirve noktasıdır. 10 Ekim saldırısı, seçmenin siyasi tercihleri üzerinde doğrudan etkili olan “sorun algısı”nın sandıkta AKP lehine sonuç doğuracak şekilde radikal bir değişime uğramasında en önemli rolü oynamıştır.

Metropoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin sonuçlarını sadece müşterilerine sunmak için düzenlediği “Türkiye’nin Nabzı” araştırması, deneklerin “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” şeklindeki açık uçlu soruya verdikleri cevap ile AKP’nin sandık performansı arasındaki rabıtayı gösteriyor...

AKP’nin yüzde 20 oy kaybına uğrayarak mecliste azınlığa düştüğü 7 Haziran seçimleri öncesinde, mayıs ayında deneklerin yüzde 64.2’si “Türkiye’nin en önemli sorunu ekonomidir” diyor ve bu algı iktidar partisinin neden yenildiğini açıklıyor: Ekonomideki kötüye gidiş.

Mayıs 2015’te “en önemli sorun terördür” diyenler sadece yüzde 3.7 gibi düşük bir seviyede. Temmuz’da Suruç katliamının ardından PKK’yla savaş başlıyor ve sorun algısı alt üst oluyor: Eylülde terörü en önemli sorun olarak görenler yüzde 42.2’ye çıkmış iken ekonomide herhangi bir düzelme olmamasına rağmen “En önemli meselemiz ekonomidir” diye düşünenlerin oranı yüzde 64 seviyesinden 22.4’e düşmüş görünüyor. 10 Ekim saldırısının öncesinde, 4-7 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Türkiye’nin Nabzı araştırmasının verileri, “en önemli sorun terör” cevabını verenlerin oranının daha da artarak yüzde 47.2’ye çıktığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla üç gün sonraki 10 Ekim saldırısının “terör tehdidi” algısını dramatik biçimde zıplattığı varsayılabilir. Bu artan korku, bir kısım sağ ve muhafazakar seçmende “güvenlik ve istikrar” kaygısıyla siyasi değişim arayışından vazgeçme ve otoriter statükonun etrafında toplanma eğilimini doğurdu. Bu durum ise AKP’nin 1 Kasım seçimlerini kendilerinin de beklemediği kadar yüksek bir oy oranıyla kazanmasında en büyük rolü oynadı.

Enteresan olan, AKP seçmeninin önemli bir kısmının da terörün AKP’ye oy kazandırdığını düşünmesi...

Metropoll şirketinin 6-11 Şubat tarihleri arasında 28 ilde 2082 denekle yüz yüze yaptığı araştırmanın sonucuna göre, AKP seçmeninin yüzde 50.4’ü “7 Haziran sonrasında yaşanan terör olaylarının AKP’nin oyunu artırdığı yönündeki iddiaları doğru buluyor musunuz?” şeklindeki soruya “Evet” cevabını veriyor. Türkiye genelinde aynı kanaati paylaşanların oranı ise yüzde 57.3. Bu iddianın doğru olmadığını düşünenler yüzde 30.4 oranında; yüzde 12.3’ün ise “fikri yok”.

Polisin 10 Ekim saldırılarını önlemeyerek sergilediği “ağır ihmal” hakkında Cumhuriyet’in yanı sıra sol eğilimli Evrensel gazetesinde de yayımlanan bu haberleri izleyen bir gelişme ise Ankara’daki başsavcılığın haberleri yazan muhabirler hakkında “terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerini hedef gösterdikleri” iddiasıyla 15 Nisan’da soruşturma açması oldu.

Oysa bu haberler, kamu görevlilerini hedef göstermekten ziyade IŞİD terörü ile AKP’nin zaferiyle sonuçlanan 1 Kasım seçimleri arasındaki ilintiyi göstermesi açısından önemliydi.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Ekonomik kriz erken seçimi zorluyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Haz 15, 2020
Türk kanalları nefes alamıyor
Fehim Taştekin | Basın özgürlüğü | Haz 12, 2020
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
Kadri Gürsel | | May 13, 2020
Türkiye’de ‘iyilik’ sadece Erdoğan’dan gelir
Orhan Kemal Cengiz | | Nis 6, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Libya hesaplaşması Türkiye’nin sınırlarına dayanıyor
Fehim Taştekin | | Ağu 3, 2020
al-monitor
İdlib’de tıklayan bomba: Uzlaşma mı savaş mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Tem 29, 2020
al-monitor
Kanal İstanbul hayaliyle rant oyunları
Mustafa Sönmez | Doğal çevre | Tem 22, 2020
al-monitor
Kürtlerin korkusu: Pençe PKK’nin ötesinde Kürdistan’ı hedef alıyor
Fehim Taştekin | Kürtler ve Kürdistan | Tem 20, 2020