İsrail'in Nabzı

İsrail ordusu nasıl demokrasi havarisi oldu?

By
p
Article Summary
İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot, yere düşmüş bir Filistinli saldırganın IDF askeri tarafından vurularak öldürüldüğü olayda demokratik ve etik değerlerden yana tavır aldı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Filistinli bir teröristin 24 Mart’ta El Halil’de İsrailli bir asker tarafından öldürülmesi hem İsrail hükümetinde hem de halk arasında hassas ve duygusal tartışmalara yol açtı. İsraillilerin dünya görüşünde asker her zaman haklıdır ve İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) daima halkın ordusudur. Askerlik zorunlu olduğu için istisnasız her Yahudi vatandaşı çocuğunu müstakbel asker olarak görür. Nitekim İsrail’in Kanal 2 televizyonunda yayımlanan bir ankete göre halkın büyük çoğunluğu askerin Filistinliyi öldürmesinin meşru müdafaa olduğuna inanıyor ve yüzde 57’si tutuklanmasına gerek olmadığını düşünüyor.

IDF’nin tepkisi ise şaşırtıcı bir şekilde sertti. Asker etik kurallara uymadığı gerekçesiyle kınandı. Genelkurmay Başkanı Korgeneral Gadi Eizenkot 30 Mart’ta tüm askerlere hitaben özel bir mektup kaleme alarak operasyonel ve ahlaki ilkelere uyulmasını istedi. Eizenkot İsrail’in ilk Başbakanı David Ben Guryon’un İsrail’in güvenliğinin hem güce hem ahlaka dayandığına ilişkin sözlerine de atıf yaptı. Genelkurmay Başkanı ayrıca IDF’nin demokratik Yahudi İsrail devletinde halkın ordusu olmaya devam edeceğini de vurguladı.

Bu, İsrail’de ordu komutanının demokratik değerlerden yana tutum aldığı nadir durumlardan biriydi. Eizenkot’nun duruşu sağcı siyasiler ve kamuoyu tarafından şiddetle kınanıp eleştirilirken Savunma Bakanı Moşhe Yalon tarafından desteklendi.

Bu durum Türkiye örneğiyle oldukça benzeşiyor, bilhassa da İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 2002’de iktidara gelmesine Türk ordusunun verdiği tepki açısından. Ordu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan iktidarının ilk dönemlerinde yeni rejimin dinci ve İslamcı doğasından endişe duyduğu için demokratik istikrarı korumak amacıyla ön planda yer almıştı.

Batı Şeria’ya gelecek olursak Filistinliler İsrail ordusunun demokrasi gösterisinden pek etkilenmişe benzemiyor. Söz konusu IDF olunca bir Filistinlinin aklına gelecek son şey demokrasidir. Bıçaklı Filistinli saldırganın öldürülmesine ilişkin soruşturmada yer alan kıdemli bir Filistinli güvenlik yetkilisi Al-Monitor’a Filistin Yönetimi’nin bu olayı soğukkanlı bir cinayet olarak gördüğünü söyledi. İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili olayın aslında yeni bir şey olmadığını, son şiddet dalgasında 200 Filistinlinin İsrailliler tarafından öldürüldüğünü hatırlattı. Yetkiliye göre bu kişilerin üçte ikisi savunmasız hâldeyken infaz edildi.

Yetkili “Bu infazları Birleşmiş Milletler, ABD ve Avrupa Birliği nezdinde İsrail tarafından işlenen savaş suçları olarak kınadık.” şeklinde konuştu. El Halil’deki durumun çok vahim olduğunu belirten yetkiliye göre “Ordu El Halil’deki yerleşimcilerin, aşırı sağcı gençlerin, Kahane hareketi üyelerinin (aşırı sağ aktivist Meir Kahane’nin taraftarları) Filistinli sivillere saldırmasına, Filistinlilere ait mülkleri, iş yerlerini yıkmasına ve Filistin mahallelerinde barikatlar kurmasına yeşil ışık yakıyor.” El Halil’deki durumun her an patlayabileceğini ve çok daha büyük şiddet olaylarına sebebiyet verebileceğini belirten yetkili, Eizenkot’un da bu nedenle olaya karışan askere tepki gösterdiğine inanıyor.

Uluslararası toplum da Filistinlilerin çağrılarına kayıtsız kalmıyor. Daha El Halil’deki olay yaşanmadan önce, 17 Şubat’ta, ABD Kongre’sinden Vermont Senatörü Patrick Leahy liderliğindeki Demokrat bir heyet Dışişleri Bakanı John Kerry’ye bir mektup yazarak İsrail ve Mısır’daki insan hakları konusundaki ciddi ihlallerin incelenmesini istedi. Mektupta IDF ve İsrail polisinin yargısız infaz yaptığı olaylar da sıralandı. Basına El Halil’deki olayın ardından sızan mektubun oldukça istisnai bir boyutu da vardı: İsrail’deki insan hakları ihlalleriyle Mısır’daki ihlallerin aynı kefeye konması bariz bir mesajdı.

İsrail demokrasisi işgal politikaları yüzünden ABD yönetiminin de eleştiri oklarının hedefinde. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Elizabeth Trudeau 1 Nisan’da Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te Filistinlilere ait evlerin yıkılmasının kaygı verici olduğunu ve İsrail’in “iki devletli çözüm iradesine” kuşku düşürdüğünü açıkladı.

İsrail demokrasisi ağırlıkla işgal politikaları yüzünden kriz yaşıyor. Filistinli teröristlere yönelik infaz iddiaları, yerleşimlerin genişletilmesi, ev yıkımları ve Filistinlilerin arazilerine el konması İsrail’in Yahudi demokrasisi kimliğine büyük gölge düşürüyor. Demokrasideki bu arızaların bölgesel ve uluslararası düzeyde bedelleri olacak. Filistinliler kendilerini bu politikaların kurbanı olarak görürken uluslararası toplumun büyük bölümü de bu politikaları eleştiriyor.

İsrail Orta Doğu’nun tek demokrasisi olmakla övünüyor ve bu konuda hâlâ haklı olabilir. Ancak ülkenin en kıdemli generali demokrasi konusunda hükümeti üstü kapalı eleştiriliyorsa İsrail iki kimliği aynı anda taşıyamayacağını anlamalı. İsrail aynı anda hem demokratik kalıp hem de başka bir halkın işgalcisi olamaz.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: two-state solution, terrorists, moshe ya’alon, israeli democracy, idf, human rights violations, hebron, gadi eizenkot

Büyükelçi Uri Savir, meslek hayatını İsrail’de barış stratejileri geliştirme alanında geçirmiştir. Hâlen, 1996’da kurduğu Peres Barış Merkezi’nin başkanlığını yürütmektedir. 1993’ten 1996’ya kadar Dışişleri Bakanlığı’nda genel müdürlük görevini yürüten Savir, bu dönemde Oslo Anlaşması’nda İsrail baş müzakerecisi, Ürdün ile görüşmelerde İsrail müzakere heyeti üyesi ve Suriye ile görüşmelerde İsrail müzakere heyeti başkanı olarak görev almıştır. Savir ayrıca Metro International isimli küresel gazetenin yönetim kurulu başkanlığını yürütmüş, Glocal Forum’u kurmuş ve Yala Young Leaders (Yala Genç Liderler) isimli internet barış hareketini başlatmıştır. Savir, barış kuruculuğu konusunda bir dizi kitap kaleme almış, bunlardan “The Process” (Süreç) 1997’de New York Times’ın “dikkat çeken kitaplar” listesinde yer almıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept