Erdoğan kutsal alanda siyasete hız verdi

İç ve dış politikada manevra alanı sıkışan ve yalnızlaşan Erdoğan, İslamcı söyleminin merkezine doğrudan “Tanrı”yı alarak desteğini pekiştirmek istiyor.

al-monitor .
Kadri Gürsel

Kadri Gürsel

@KadriGursel

İşlenmiş konular

recep tayyip erdogan, prophet muhammad, leadership, kurds in turkey, islam, is, gulen movement, ahmet davutoglu

Mar 9, 2016

Recep Tayyip Erdoğan başbakan iken partisinin her salı düzenlenen Meclis grubu toplantılarında TV kanallarının çoğu tarafından naklen yayınlanan uzun konuşmalar yapar ve toplumla siyasi iletişimini düzenli olarak bu mecra üzerinden sürdürürdü. Başbakan iken bu konuşmalar sırasında karşısındaki sıralarda oturan milletvekillerinin yerini cumhurbaşkanı olduktan sonra köy ve mahalle muhtarları aldı. Şimdi Türkiye’deki 53 bin muhtar arasından seçerek muayyen aralıklarla Ankara’ya davet ettiği birkaç yüzünü sarayında ağırlıyor ve karşısında onlar otururken yaptığı konuşmaları yine hemen bütün televizyon kanalları canlı olarak yayınlıyor.

Geçenlerde yine bu konuşmalarının birinde, dış politikasının tıkandığı noktadaki kuşatılmışlık haline şöyle meydan okudu: “13 yılda yaşadığımız badireleri geride bıraktıysak sorunları da aşacağız. Şu ülke bize karşıymış, şu bizim aleyhimizdeymiş; hiçbiri önemli değil. Birisi kalkar Moskova’ya gider (Kürt partisi HDP’nin Eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş’ı kastediyor) Onun arkasında olan terör örgütüne (PKK’yı kastediyor) silah yardımı yapacaklarmış; ne yaparlarsa yapsın. Ne diyorlar emirde? Allah bize yeter, o ne güzel vekildir. Eğer biz bu imana sahip olmasaydık Malazgirt’te 20-30 bin kişilik kuvvetle o dönemin en büyük askeri gücü olan Bizans ordusunun karşısına çıkamazdık. Bu inanca sahip olmasaydık 600 yıl boyunca tarihin en kudretli devletini kurup yaşatamazdık.”

Türkçede umutsuz durumdaki kişiler ve haller için söylenen “İşi Allah’a kalmak” diye bir tabir vardır. Bu açıdan bakınca Erdoğan’ın izleye geldiği dış politikanın da “Allah’a kaldığı” söylenebilir elbette çünkü gerçekten de Türkiye’nin Suriye politikası yüzünden içine düştüğü yalnızlıktan kurtulması, mevcut şartlar doğru aktörler tarafından değiştirilmediği sürece “göklerden gelen yardıma” muhtaç görünüyor.

Türkiye, 24 Kasım’da Suriye’de uçağını düşürdüğü günden beri Rusya ile sıcak çatışma riski de içeren bir soğuk savaş durumunda... Ankara’nın Suriye’de Kürt YPG’yi bombalaması ve IŞİD’e karşı desteği talep edilen düzeyde sağlamaması, başta ABD olmak Batılı müttefikleriyle ilişkilerinde derin bir güven bunalımına neden oluyor.

Ülke dışında artan risklerin yanı sıra içeride de Erdoğan’ın hükümeti saraydan yönetme ısrarı ve AKP içindeki her türlü eleştirel sese tahammülsüzlüğü iktidar cephesinde çatırdamalara yol açıyor. Başbakan Davutoğlu ile Erdoğan arasındaki anlaşmazlıkların büyüdüğü haber veriliyor. Başını eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın çektiği bir grup eski AKP önde geleni, eski Cumhurbaşkanı Gül’ün de desteğini alan bir muhalif çevre oluşturuyor.

Kürt çoğunluklu güneydoğuda Temmuz 2015’te PKK’ya karşı başlatılan savaş, şehir ve ilçelerde Suriye’deki yıkım ve insanlık felaketini anımsatan dramatik sonuçlar yaratarak sürüp giderken, her iki tarafın da kayıpları artıyor. Şimdilik ağırlıklı olarak kentlerde devam eden bu savaşın baharla birlikte tırmanarak yayılmasından endişe ediliyor. Savaşın bitirilmesi için ise görünürde bir umut yok.

Bu tehditkâr ve sıkışmış ortamda Erdoğan kendisinin anayasal bakımdan da tek güçlü adam konumunda olacağı başkanlık rejimi hayallerinden vazgeçtiğine dair herhangi bir işaret vermiyor. Hedefine doğru yürümek için de her zaman yaptığı gibi iç ve dış engelleri, kendisinin sadık destekçisi ve hayranı olduğuna inandığı Sünni muhafazakâr tabanından güç alarak aşmayı deniyor.

Yıllardır oluşturulan “Erdoğan kültü” de işte bu amaçla, daha yüksek ve tabiri caizse “göklere daha yakın” bir seviyeye taşınmak zorunda hissediliyor olmalı... Erdoğan’ın meydan okumalar karşısında son aylarda sıklıkla “arkalarında Allah’ın olduğunu” söylemesinin çok ötesine geçmiş bir inşa faaliyeti bu...

Bunun çarpıcı bir örneği, Erdoğan ile Gülen Cemaati arasındaki çatışmayı açığa çıkaran ve “7 Şubat 2012 krizi” olarak anılan olayın geçen şubattaki yıldönümünde rejim yanlısı “A Haber” adlı televizyon kanalında yayınlanan belgeselde karşımıza çıktı... O dönemde Erdoğan’ın devletteki en güvendiği adam olarak bilinen Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan’ı 7 Şubat 2012’de tutuklamak isteyen Gülen Cemaati’ne mensup savcıların, “Erdoğan hakkında göklerden gelen bir karar sayesinde” bu amaçlarına ulaşamadıkları iddia edildi.

“Erdoğan kültü”ne aşkın kutsi boyutlar ilave eden davranış ve beyanata bugünlerde sıkça rastlar olduk... AKP Siirt Milletvekili Yasin Aktay’ın Erdoğan hakkındaki sözleri bu bakımdan çarpıcıydı. Aktay’ın 5 Mart’ta Meclis’teki bir tartışma sırasında, “Biz Tayyip Erdoğan dediğimiz zaman, bu memleketin başına gelmiş en güzel olaylardan, şahıslardan, bir lider olarak onu gördüğümüz zaman ‘Salli Ala Muhammed’ deriz” diye konuştuğunu öğrendik. Kısaca “Salavat” olarak bilinen bu ifade, İslam dininde Peygamber’i selamlama, anma ve bağlılık bildirme amacıyla kullanılıyor.

İstanbul’un bir ilçesindeki AKP gençlik teşkilatı başkanı Erdoğan’ın su içtiği bardağı sosyal medyada bir fetiş nesne imiş gibi takdim etti. Twitter paylaşımındaki bardak fotoğrafının yanında, “sayın Cumhurbaşkanımız konuşmalarını yaptığı sırada su içtiği bardak” yazıyordu.

Taraftarlarının kendisini böyle yücelttiği Erdoğan ise bugünlerde yaptığı konuşmalarda İslami gündeminin belli başlı konularına daha çok yer veriyor... 5 Mart’ta zararlı alışkanlıklarla mücadele amacıyla faaliyet gösteren Yeşilay Derneği’nde, savunduğu “yeni Türkiye”nin alkol karşıtlığıyla ilişkisini şöyle kurdu: “Tek parti döneminin jakobenleri, Batılılaşma ve modernleşme adına alkol kullanımını teşvik etmişlerdir. Alkol toplumu zorla dönüştürmenin, kimliksiz hale getirmenin, değerlerinden koparmanın bir aracı olarak kullanılmıştır. Artık ülke ve millet olarak yeni Türkiye’nin inşa sürecindeyiz. Bu karanlık zihniyet zaman zaman hortlasa da hamdolsun eski etkinliğinin büyük oranda yitirdi.”

27 Şubat’ta bir dini vakfın genel kuruluna hitap ederken, dini eğitim veren imam hatip liselerine vurgu yaptı ve “Hedefimiz dindar nesil” dedi. 26 Şubat’ta kamuya ait bir İslami bankacılık kuruluşunun açılışında yaptığı konuşmada faiz sistemini eleştirdi: “Bir Cumhurbaşkanı olarak söylenir mi, söylemek zorundayım. Faiz sistemi adil değildir ve acımasızdır. (...) Faiz lobisi acımasızca emmeye devam ediyor”...

Türkiye’nin “kutsal alan”da siyaset yapan İslamcı Cumhurbaşkanı’nın Tanrısal bir misyona sahip olduğuna gerçekten de inanıyor olup olmadığı şimdilik çok önem taşımıyor. Kritik soru yandaşlarının buna inanıp inanmadığı... Çünkü AKP seçmenini, liderlerinin Tanrı’ya onlardan daha yakın olduğuna inandırmak için bir siyasi faaliyet yürütüldüğü muhakkak.

Recommended Articles

Türkiye hapsolduğu çemberi kırabilir mi?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | May 23, 2020
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
Kadri Gürsel | | May 13, 2020
Rapor: Suriye Milli Ordusu Libya’ya çocuk askerler gönderiyor
Amberin Zaman | Libya’daki çatışma | May 8, 2020
AVM’lere önceliğe tepki büyük
Mustafa Sönmez | Coronavirus | May 8, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
COVID-19 salgınında hasat vakti: Virüs mü yoksulluk mu?
Sibel Hürtaş | | May 27, 2020
al-monitor
Türkiye hapsolduğu çemberi kırabilir mi?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | May 23, 2020
al-monitor
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
al-monitor
Giyim-tekstile pandemi vurgunu
Mustafa Sönmez | ekonomi ve ticaret | May 20, 2020