Trump İsrail konusunda artık “tarafsız” değil

By
p
Article Summary
Cumhuriyetçi ve Demokrat başkan adayları yıllık AIPAC kongresinde İsrail yanlısı olduklarını kanıtlamak için yarıştı. Ted Cruz İran’ın balistik füzelerini vurma tehdidinde bulunurken Hillary Clinton rol model olarak İsrail’in ilk kadın başbakanını gösterdi. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

WASHINGTON — Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) 21 Mart’taki yıllık toplantısı, Demokrat ve Cumhuriyetçi başkan adaylarının İsrail konusunda yandaşlık yarışına sahne oldu. Emlak kralı Donald Trump bile bu “siyasi doğruluk” gösterisinden geri kalmadı.

Cumhuriyetçilerin önde giden adayı olan Trump, daha önce katıldığı açık oturum ve mülakatlarda İsrail-Filistin barış görüşmelerinde “tarafsız” olacağını söyleyerek, ABD’nin İsrail’e yaptığı yardımları sorgulayarak tepki çekmişti. Trump bu defa Washington’daki bir spor salonunu dolduran 18 bin kişilik coşkulu kalabalığın karşısında 180 derecelik dönüş yaptı.

Seçim kampanyası boyunca ilk kez önceden hazırlanmış bir konuşma yaptığı anlaşılan Trump söze “Buraya yaltaklanmaya gelmedim.” diye başladıktan sonra Filistinliler, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması ve İran gibi konularda mevcut İsrail hükümetinin çizgisinde konuştu. Ayrıca “İran’ın küresel terör ağını tamamen dağıtma” vaadinde bulundu ancak bu ağın nasıl bir şey olduğunu ve bu hedefine nasıl ulaşacağını söylemedi.

“Hayatı boyunca İsrail’in destekçisi ve gerçek dostu” olduğunu söyleyen Trump’ın bu konuda öne sürdüğü kanıtlar hayli cılız kaldı. Mesela 11 Eylül 2011 saldırılarının ardından İsrail’e giden New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani’ye özel uçağını verdiğini ve 2004’te New York’taki İsrail Günü yürüyüşünde şeref kıtasında yürüdüğünü söyledi. “Birçok insan bu onuru reddetti. Bense bu riski aldım ve bunu yaptığıma çok memnunum.” diyen Trump, büyük bir Yahudi nüfusa sahip New York’un Beşinci Cadde’sinde yürümenin nasıl bir risk teşkil ettiğini açıklamadı.

Filistin meselesine gelince Filistin tarafının İsrail ve ABD’nin üç çözüm önerisini reddettiğine işaret eden Trump “Güzel bir anlaşma yapabilmek için iki tarafın da iradesi lazım.” dedi. Ayrıca başkan seçildiği takdirde “İsrail’in gördüğü ikinci sınıf vatandaş muamelesi o gün sona erecek.” diye konuştu.

İran konusunda da daha sert bir duruş ortaya koydu. Trump daha önce İran nükleer anlaşmasına sadık kalacağını ancak “bu sözleşmeyi (İran’a) şans tanımayacak kadar sert denetleyeceğini” söylemişti. AIPAC toplantısında ise geçtiğimiz haftalarda uygulamaya giren anlaşmayı “Amerika, İsrail ve tüm Orda Doğu için felaket” olarak niteledi ve şöyle dedi: “Birinci önceliğim İran’la yapılan bu feci anlaşmayı tasfiye etmektir.”

Diğer Cumhuriyetçi adaylar John Kasich ve Ted Cruz gibi ABD’nin İsrail Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma sözü veren Trump, bu adımla “Amerika’nın en güvenilir müttefikiyle arasından su sızmadığını” gösterecek. Elçiliği Kudüs’e taşıma sözü birçok aday tarafından verilmiş olsa da barış görüşmelerine zarar vermekten çekinen başkanlar bu vaadi hiçbir zaman yerine getirmedi. Kudüs’ün nihai statüsü görüşmelerin kilit konularından birini oluşturuyor. Texas Senatörü Cruz da tutulmayan sözlere dikkat çekerek “Ben bunu gerçekleştireceğim.” dedi.

Cruz İran nükleer anlaşmasını da göreve geldiği ilk gün yırtıp atacağını söylüyor. İran’a “Nükleer programınızı durdurun yoksa biz durdururuz.” diye seslenen Cruz, İran’ın kendi görev döneminde de balistik füze denemesine kalkışması hâlinde “O füzeyi vururuz” dedi.

Kasich da füze denemeleri yüzünden nükleer anlaşmayı askıya alacağını söyledi. Oysa bu denemeler nükleer anlaşmayı ihlal etmiyor.

Dışişleri bakanıyken İran’la “arka kanal” görüşmelerini başlatan Demokrat aday Hillary Clinton ise nükleer anlaşmayı savundu ancak “bölge çapındaki saldırganlığı” nedeniyle İran’ı sert ifadelerle eleştirdi. İran’ın nükleer silah elde etmesini “gerekirse güç kullanarak” önleme vadinde bulunan Clinton, füze denemelerini de “ciddi tepki gerektiren ciddi bir tehdit” olarak niteledi ve bu konuda yeni yaptırımlar getireceğini söyledi.

Cumhuriyetçilerden saatler önce sabah oturumunda konuşan Clinton rakiplerine peşinen yüklendi: “Bu akşam diğer adaylardan İran konusunda birçok söylem duyacaksınız. Ancak İran’dan hesap sorulacağını söylemek ile bunu gerçekten yapmak arasında dağlar kadar fark var. Yeni başkan, bu konuda oluşturduğumuz küresel ittifakı koruyabilmeli ve anlaşmanın en ufak ihlali karşısında gerçek müeyyideler dayatabilmelidir.”

İsrail konusunda Cumhuriyetçilerle aynı çizgide duran Clinton, BM Güvenlik Konseyi dâhil dış aktörlerin İsrail’e bir toprak düzenlemesi dayatamayacağını savundu. Trump böyle bir Güvenlik Konseyi kararını “yüzde 100” veto edeceğini söylerken Cruz da “New York’a gider bizzat veto ederim.” dedi. Adayların tümü, Filistinli liderleri ölen Filistinli saldırganları şehit olarak yücelterek İsrail’e yönelik saldırıları üstü kapalı olarak kışkırttıkları gerekçesiyle kınadı.

AIPAC toplantısı Yahudilerin zalim bir Pers kralının hükümdarlığından kurtuluşunu simgeleyen Purim bayramından iki gün önce yapıldı. Kutsal kitaplarda geçen Kraliçe Ester ile İsrail’in ilk kadın başbakanına değinen Clinton rol modellerine işaret eder gibiydi. “Bazılarımız, yıllar önce İsrail hükümetinin başında bir kadının, Golda Meir’in bulunduğunu hatırlar. Amerika’da biz bu konuda niçin bu kadar geciktik diye merak ediyorum.” diyen Clinton’un bu sözleri dinleyiciler tarafından gülüşmeler ve alkışla karşılandı.

Clinton konuşmasının büyük bir bölümünü ismini anmadan Trump’ı iğnelemeye ayırdı. İsrail’in güvenliği söz konusu olunca sorumluluk sahibi hiçbir Amerikalı siyasetçinin “tarafsız” kalamayacağını defalarca vurgulayan Clinton şöyle dedi: “Her konuda pazarlık yapılabileceğini düşündüğü için bir gün tarafsız, ertesi gün İsrail yanlısı olduğunu söyleyen, yarın ne diyeceği belli olmayan bir başkana değil emin ellere ihtiyacımız var. Velhasıl dostlar, İsrail’in güvenliği pazarlık konusu edilemez.”

Clinton’ın bağnazlığı eleştiren sözlerinin de Müslümanlarla Meksikalıları hedef alan, ırkçı gruplardan destek almaya hevesli görünen Trump’a yönelik olduğu aşikârdı. 1939’da bin Yahudi mülteciyle Nazi Almanya’sından ABD’ye gelen bir geminin giriş izni alamadığını ve Avrupa’ya geri gönderildiğini hatırlatan Clinton şöyle dedi: “Amerikalılara bu yakışmaz. Karşınızda bir zorba varsa ona karşı koymanız gerekir.”

AIPAC’a rakip bir Yahudi kuruluşu olan J Street de Trump’ı eleştiren bir açıklama yaptı: “Ne yazık ki Sayın Trump’ın kampanyasına bugüne dek göçmenlere, Hispaniklere, kadınlara ve başka gruplara yönelik ölçüsüz ve kaygı verici saldırıları, Müslümanların ABD’ye girişini tümden yasaklamak istemesi damga vurdu. Bu bağlamda bu kampanya J Street’in savunduğu değerlerle taban tabana zıttır.”

40 kişilik bir haham grubu da Trump’ın konuşmasını boykot etti, New Yorklu adayın kışkırttığı ırkçı ve etnik nefreti kınadı. Bir diğer Yahudi kuruluşu olan İftira ve Karalamayla Mücadele Birliği benzer bir tutum alarak bağışları Trump’ın kampanyasından sindirme ve ayrımcılık karşıtı çabalara “yönlendirdiğini” duyurdu.

Adayların tümü AIPAC dinleyicileri tarafından ilgiyle karşılandı. Konferansın dışında 200 kişilik bir grup Trump’a karşı gösteri yaptı ancak sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı salonun içinde göze çarpan bir protesto eylemi olmadı.

Clinton’un tek Demokrat rakibi Vermont Senatörü Bernie Sanders AIPAC toplantısına katılmadı ve kampanyasını 22 Mart’ta ön seçimlerin yapılacağı batı eyaletlerinde sürdürmeyi tercih etti. Başkanlık yarışının tek Yahudi adayı olan ve gençliğinde İsrail’deki bir kibutza giden Sanders, Orta Doğu’ya ilişkin görüşlerini uzun bir yazılı açıklamayla ortaya koydu.

Sanders’a göre İsrail’le gerçek dostluk “özellikle zor günlerde gerçeği olduğu gibi söyleyen dostlar” gerektiriyor. Barış için “yılmadan çalışma” sözü veren Sanders, bu doğrultuda sadece İsrail’in değil Filistin halkının da dostu olacağını belirtti. Filistinlilerin mağduriyetine dikkat çeken Sanders, Gazze’de işsizliğin dünyanın en yüksek seviyesi olan yüzde 44’e ulaştığını, yoksulluk oranının da aşağı yukarı aynı seviyede olduğunu vurguladı.

İran’a gelince Sanders nükleer anlaşmaya destek ifade etti ancak şunu da ekledi: “İran anlaşmaya uymazsa yaptırımlar tekrar devreye girmeli ve tüm seçenekler yine masada olmalı.”

İran’da geçtiğimiz günlerde yapılan seçimlere bir tek Sanders değindi. Seçim sonuçlarını “doğru yönde atılmış küçük bir adım” olarak nitelendiren Sanders şöyle dedi: “Bir yönüyle nükleer anlaşmanın referandumu olan parlamento seçimlerinde İranlı seçmenlerin ılımlı adayları seçmiş olması beni yüreklendirdi.”

Bölgesel diplomaside “İran’a karşı daha dengeli bir yaklaşım” savunarak yine diğer adaylardan ayrılan Sanders şu ifadeyi kullandı: “İran yönetiminin yapısına dair ciddi kaygılarımız var ama bir başka baskıcı rejim olan Suudi Arabistan’ın da Jefferson modeli bir demokrasi olmadığını söyleyecek kadar dürüst olmalıyız.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: us elections, us-israeli relations, ted cruz, iran deal, hillary clinton, donald trump, bernie sanders, aipac

Barbara Slavin, Al-Monitor'un Washington muhabiridir. Aynı zamanda Atlantic Council'de İran odaklı çalışmalar yürüten kıdemli bir araştırmacıdır. Twitter hesabı: @BarbaraSlavin1.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept